İNSAN TABİAT HARİTASI-4-İNSANİ ÖLÇÜ, İSLAMİ ÖLÇÜ

İNSAN TABİAT HARİTASI-4-İNSANİ ÖLÇÜ, İSLAMİ ÖLÇÜ
Müslüman fikir ve ilim adamları, İslami ölçünün insani ölçü olduğunu zannediyorlar. İnsani alanın, İslami ölçülerle tespit edildiğini düşünüyorlar. İslami ölçü, “İslami ölçüdür”, insani ölçü ise “insani ölçü”… Gözden kaçan husus, insani ölçünün ontolojik altyapısıdır. İslam, insan tabiat haritasını, varlık telakkisi çerçevesinde “olduğu gibi” tespit ettikten sonra, “şahsiyet” inşası için kendi ölçüsünü koyar. İslami tefekkür, insan ile ilgili varlık telakkisini (ontolojik cihetini) gözardı ederek, bu kısmı atlayarak, şahsiyet tarifiyle işe başlıyor. İslam, önce insanın tabiat haritasını “olduğu gibi” tespit eder, sonra bu tabiat haritasındaki “insani alanı” işaretler ve nihayet bu arazi üzerinde şahsiyet inşasına başlar. İki safhayı atlayıp, son safhadan işe başlamak, varlık telakkisi ile ilgili bir şey söylemek olmaz mı?
Önceki yazımızdaki (www.fikirteknesi.com da yayınlanan, İnsan tabiat haritası-3-“insani alan” nasıl aranır?) misalden devam etmek gerekirse, cinsi münasebet insan tabiat haritasının kalın çizgilerinden biridir. İnsan neslini devam ettiren tek yoldur. Kadın ile erkeğin, neticesi çocuk olabilecek halveti, tabiat haritasının “insani alanı” içinde bulunur. İslam bunu belirli bir usule (nikaha) bağlar ve meyvesi olan çocuğun (hayatın devamının) müsait bir iklime doğması için aile müessesesini inşa eder. İslami ölçü budur. Kadın ile erkeğin bilinen yolla halveti, nikahsız (zina) haliyle de tabiat haritasının “insani alanına” aittir. İslam, bunu, kendi ölçüleri çerçevesinde gayrimeşru ilan eder ama tabii ve insani olduğunu reddetmez. Çünkü İslam, insan tabiat haritasının “insani alanını” olduğu gibi kabul edip, kendi tekliflerini, tavsiyelerini, emirlerini bu arsa üzerine bina etmiştir.
İslam’ın, “insani alanı” reddettiğini iddia etmek, “insan telakkisi” olmadığını kabul etmektir. İnsani alanı reddettiğini düşündüğünde, siyasi hakimiyeti altındaki gayrimüslimlerin kendi dinlerine nikah kıymalarına müsaade etmemesi, gayrimüslimlerin de İslami usule göre nikah yapmalarını şart koşması beklenir. İslam, siyasi hakimiyeti altındaki gayrimüslimlere dinlerine göre yaşamaları hak ve hürriyetini tanırken, “insani alan” dışına çıkmaz. Aksi takdirde gayrimüslimlere kendi dinlerine göre yaşama hakkı tanımak, gayriinsani hallere imkan tanımaktır. Bu noktada ciddi zihni savrulmalar yaşanıyor. İslam, siyasi hakimiyeti altındaki gayrimüslimlere, mesela hemcinsler arasında nikah kıymaları hakkını tanıyamaz, çünkü o tür bir beraberlik, “insani alana” aykırıdır. Dikkat… İslam, kendine aykırılığa ses çıkarmaz, kendinden farklı dinlere hayat hakkı tanır fakat iş “insani alan” dışına taşmaya başladığında müsaade etmez. İnsani hayat yaşamak, “insani alan” içinde kalmaktır. İnsani alan üzerinde inşa edilecek şahsiyet, hayat, medeniyet bahsi ise her dünya görüşünün kendi tercih ve teklifleridir.
İnsani ölçü, İslami ölçü üzerinde çalışmamanın sebebi, “insan telakkisine” sahip olmamaktır. İnsanı anlamadan, İslam’ın insana ne teklif ettiğini anladığını zannedenler, fikir ve ilim adamı değil, mücevheri, ucuzluk pazarında satmaya çalışan idraksizlerdir.
*
İslam, gayrimüslimlere tabii ki kendini (Müslüman olmalarını) teklif eder. Bununla birlikte İslam, insanlığa, “insani alanı” da teklif eder. Kendini teklif etmekle iktifa etmez aynı zamanda insanlığı teklif eder. Çünkü İslam bilir ki, tüm insanlık Müslüman olmaz, öyleyse “insani hayat” ile ilgili bir çerçeve, fikir, bilgi de teklif etmelidir. İslam, insanlığa, kendini kabul ettirmek için zor kullanmaz, Müslüman olmayı tamamen insanın iradesine bırakır. Bu noktadan sonra Müslüman olmayan insanlara hiçbir şey söylemez mi? Kaynağı “hakikat” olan bilgi, fikir, ilim, irfan haznesinden, Müslüman olmayan insanları faydalandırmaz mı? Bu hazineleri, sadece kendini kabul eden insanlara açacak, diğerlerini tamamen dışlayacak bir hasisliğe sahip olabilir mi? İslam’ın en cömert olduğu alan, bilgi, fikir, ilim, irfandır. Hakikatten istihsal ettiği bu hazineyi, insanlığa sunmanın manivelasına, vasıtasına, üslubuna sahip olmadığı düşünülebilir mi? İslam, sadece Müslümanların mesuliyetini taşıyan bir din midir? Allah, alemlerin rabbi olduğuna göre, İslam, tüm insanlığa, kendini kabul etmeyenler de dahil olmak üzere bazı tekliflerde bulunmalı değil mi? Allah’ın rızkını verdiği gayrimüslim için, İslam’ın bir teklifi olmaz mı?
İslam, gayrimüslimlere, “insan anlayışı” (yani insani alan) çerçevesinde tekliflerde bulunur. İnsan cinsinin, “insani alanda” kalması, insani bir hayat yaşaması, İslam’ın hedefleri arasındadır ve zannedildiği gibi ehemmiyetsiz bir hedef de değildir. Kainattaki her varlığın “kendi merkezinde” bulunması, bu çerçevede insanın, “insani alanda” yaşaması, İslam’ın temel şiarlarındandır. İnsan cinsi, “insani alanda” kaldığı müddetçe İslam’a muhatap olma, İslam’ı anlama, İslam’a meyletme imkanına sahiptir. Anlaşılıyor olmalı, “insani alan” İslam’ın, kıta sahanlığıdır. İnsani alan içinde kalan her insan, İslam’ın cazibe alanındadır.
Şeytan gayrimüslimlerle meşgul olur mu? İman etmemek (Allah’ı tanımamak) gibi temel yanlışa düşmüş birisi şeytanın neden meşguliyet alanına girsin? Soru böyle sorulduğunda çok sığ, çok ucuzdur. İnsanı anlamamak, hiçbir şeyi anlamamaktır, İslam’ı da anlamamak, şeytanı da anlamamaktır. Şeytan, gayrimüslimlerle meşgul olur, onlarla ilgili meşguliyeti, “insani alan” dışına çıkarmak içindir. Hatırlayın, şeytan, “insana” düşmandır. Düşmanlığının zirvesi Müslüman insandır muhakkak fakat en başından itibaren “insan cinsine” düşmandır. Emre itaat etmediği, isyana düştüğü hadise, “insana” secde meselesidir. İman, insanın yaratılmasından sonraki hadisedir, şeytan, insanın iman etme safhasına gelmeden önceki haline düşmandır. Bu sebeple gayrimüslimlerle de meşguldür ve onları “insani alan” dışına, yani insanlık dışına çıkarmak için çabalar. Öyleyse şeytanla mücadelenin bir de “insani çerçeve” boyutu var.
*
Gayrimüslim bir topluluk İslam’a (İslam devletine, İslam medeniyetine, Müslüman alime) müracaat edip, “biz Müslüman olmak istemiyoruz fakat fikirlerinizden faydalanmak istiyoruz, bize tavsiyeniz nedir?” diye sorduğunda İslam, “Müslüman olun aksi halde beni ilgilendirmiyorsunuz” diye mi cevap verir?
İslam’ın baş düşmanı, şeytandır, insan değil… “İnsani alan” içinde kalan insanlar, İslam’a düşman olmaz, İslam da onları düşman olarak görmez. Allah ve Resulüne düşman olanlar, “insani alan” dışına çıkanlardır, bu da şeytanın zaferidir. İnsanlar, “insani alan” dışına çıktıklarında şeytanlaşmakta, ıstılahtaki ifadesiyle, “insi şeytan” haline gelmektedir. Şeytan, gayrimüslimleri, insan tabiat haritasının “insani alanına” en uzak, en ücra köşelerine kadar savurur. İnsan, “insani alanın” ne kadar dışına, uzağına düşerse, o nispette şeytanlaşır. “İnsani alan” içinde kalan kişi şeytanlaşmaz, insan olmaya devam eder. Şeytanın esas hedefi, iman teklif edilmeden önceki haliyle “insana” düşman olduğu için, insanı şeytanlaştırmaktır. İnsanı şeytanlaştırırsa, ona secde etmemesinin gerekçesini üretmiş olur. Şeytanlaşan insana secde etmek, kendi kendine secde etmektir, ki emir bu değildi. Böylece secde emrinin gerekçesini ortadan kaldırmış olacak, emrin gerekçesi ortadan kalktığı zaman da isyan etmemiş olacaktır. Tam bir şeytani hamle… Bu sebeple İslam’ın büyük cephelerinden birisi, dünyada, “insani alanı” muhafaza etmek, insanlığı bu alanda tutmaya gayret göstermektir.
İslam’a (Müslümanlara) müracaat eden gayrimüslimler için tabii ki teklifimiz var. Bazılarımızın anlamıyor olması, İslam’da böyle bir nakisanın olduğuna delalet etmez.
*
İnsan tabiat haritasını anlamamak, İslam’ın insan telakkisini ortaya koyamamak dehşetengiz savrulmalar meydana getiriyor. Bunlardan birisi de, “İslam fıtrat dinidir” şeklinde ifade edilen düşüncedir. Bu düşünceyi dillendirenler, hem insanı (ve fıtratını) hem de İslam’ı anlamamıştır. İnsanın fıtrat özellikleri (yani tabiat haritası) “esfele safiliyn” ile “eşrefi mahlukat” arasındaki uçsuz bucaksız alanda serpilmiş haldedir. Yani İslam, yaratılmışların en aşağısı ile en yukarısı arasındaki tabiat haritasına (fıtrat özelliklerine) uygun mudur? İslam, insan tabiat haritasının bu kadar geniş olduğunu tekrar tekrar ifade etmesine, bu bilgiyi okuma yazması olmayan bir Müslümanın bile bilmesine rağmen, Müslüman fikir ve ilim adamları, “İslam, fıtrata uygundur” cümlesini kurabiliyor. Bu ülkede, en cahil Müslüman ile en alim Müslüman arasında bir karış bile seviye farkı yok mu Allah aşkına.
İslam, hiçbir şeye uygun değildir. Kainattaki tek hakikat, başka herhangi bir şeye uygun olabilir mi? Kainattaki “nispet ölçüleri manzumesini” yalnız başına temsil eden İslam, kendini bir şeylere uydurmak iste mi, bir şeylere uygunluk cihetiyle kendini tarif edebilir mi, delillendirmeye çalışır mı? Kainattaki her şeyin ölçüsüdür İslam… İslam ile her şey arasındaki münasebet zincirini ters çevirmeyin.
“İslam, insan fıtratındaki (tabiat haritasındaki) “insani alana” uygundur” ifadesi bile kullanılamaz. İslam, insan fıtratındaki “insani alanı” arar, bulur, çerçeveler ve onu, inşa edeceği “şahsiyetin” altyapısı, arsası olarak kullanır. İnsanın, “insani alanda” bile istediği gibi yaşamasını istemez, o alanda kendi insanını, cemiyetini, hayatını, medeniyetini inşa eder. “İslam fıtrata uygundur” veya “İslam fıtrat dinidir” ifadeleri, iyi niyetle bakıldığında, “insani alanı” işaret etmektedir. Bunu kastettiği durumda bile yanlıştır çünkü İslam, “insani alanı” sadece insani altyapı olarak kabul eder ve tekliflerini o alana yöneltir.
İslam’ın bir şeylere uygun olduğu istikametindeki zihni savruluşlar, Cumhuriyet döneminde üretilen, “İslam’ın, çağdışı olduğuna” dair şeytani baskının, akıl bünyesini zehirlemesinden kaynaklanıyor. Yirmi otuz yıl kadar önceleri de “İslam akıl ve mantığa uygundur” gibi ucubeler dolaşıyordu piyasada. Sonsuz kudret sahibinin, sonsuz ilim ihtiva eden kitabını, Kemalist-pozitivist eğitim öğretimle elde ettikleri akıl formuna sığdırmaya, uydurmaya çalışan küçük akıllılar görmüştük. Aklını İslam’a uygun şekilde inşa etmeyi düşünmeyen idrak fukaraları, İslam’ı, ne olduğunu bilmedikleri küçük akıl formlarına uydurmaya çalışıyorlardı. Şimdikiler (fıtrata uygundur lafını edenler) biraz daha girift bir fikir beyan ettiklerini zannediyorlar. Yaptıkları hata, mahiyet olarak aynı… Müslüman zihinlerin, öncelikle, İslam’ın herhangi bir şeye uygun olup olmadığı istikametindeki düşünce mecrasından kurtulması gerekiyor.
*
İslam, “insani alan” üzerinde inşa edeceği “şahsiyet, hayat, medeniyet” ile insanı, tabiat haritasının zirvesi olan “eşrefi mahlukat” noktasına çıkarır. İnsani alanı zemin alarak, oradan yukarıya doğru koridorlar, mecralar, güzergahlar açar, yükselme mertebelerinin her birinde hayat havzaları oluşturur, oralarda yaşamayı ve dinlenmeyi mümkün kılar, devem etmek isteyenlerin önüne yeni merdivenler koyar.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir