İRAN BÜYÜK OYUNU GÖRMEMEK İÇİN DİRENİYOR

İRAN BÜYÜK OYUNU GÖRMEMEK İÇİN DİRENİYOR
Suriye’deki Yezidin manevi evladı olan kafir, her gün ve her Cuma katliam yapıyor. Devlet, babasından kaldığı için “babasının malı” zannediyor ve halkın devlete sahip çıkmak için diktatörlüğüne isyan etmesini hazmedemiyor. Gayrimeşru siyasi iktidarın gıdası, can ve kandır. Başka şekilde ayakta duramaz, başka bir şeyle beslenemez, başka bir metot bilmez. İktidarı için hiçbir mukaddes ölçü tanımaz, Yezidin Hz. Hüseyin’i gözünü kırpmadan katletme emrini vermesi gibi… Bu tür alçak diktatörleri tanıyoruz, yirminci yüzyılda bol miktarda vardı, hala da var. Anlaşılmayan nokta, İran’ın tavrı…
İran’ın, yirminci asırdan kalma vebaya (diktatörlüğe), İslam Cumhuriyeti olarak destek vermesi nasıl açıklanabilir? Stratejik ihtiyaçlar, İslam’ın özünü ihlal etmenin gerekçesi olabilir mi? Böyle soru mu olur? Dünyadaki en basiretsiz, en ferasetsiz, en akılsız Müslüman bile bu soruyu sormaz. Stratejinizi İslam için ve İslam’a göre hazırlayacaksınız ama o stratejiniz, İslam’ın herhangi bir ölçüsüne de değil, özüne aykırı olacak…
Tamam bir de Şia hassasiyeti var. Bu artık açıkça orta yere serildi. Fakat bu da meseleyi izaha kafi değil. Neden? Zira ortadaki hadise o kadar vahim ki, bırakın Şia hassasiyetini, kafirlerin bile vicdanları titriyor. Şia hassasiyetinin oluşturduğu vicdanın, kafirlerin vicdanından daha rezil, daha gayriinsani olduğunu söylemek gerekir ki, İran’ın siyasetini anlamak kabil olsun.
Anlamadığım nokta şu; İran neticede bir devlet. Devlet olmanın gereklerinden birisi, herhangi bir hadiseyi değerlendirirken, tüm ihtimalleri tarayabilecek, her ihtimal için gerekli tedbirleri alacak çapta bir akıl seviyesi ve idrak ufkuna sahip olmasıdır. İran’ın böyle olduğunu düşünenler varsa, şu ihtimali bir gözden geçirsinler.
Libya için acele organize olan ve hızlı şekilde müdahale eden batı, nedense Suriye konusunda pek yavaş, pek kayıtsız (nisbi olarak) görünüyor. Libya konusundaki hızını sadece petrol kuyularıyla açıklamak eksik olur. Libya, dünyadaki hiçbir siyasi denklemin içinde yer almıyordu. Dolayısıyla herhangi bir ön hazırlık yapmayı da gerektirmedi. Fakat Suriye, bir siyasi denklemin içindedir ve bölge için ciddi hadiselerin ateşleyicisi olur.
Suriye’nin içinde bulunduğu siyasi denklem, İran, Suriye, Lübnan (Hizbullah) cephesidir. İran’ın Suriye’den vazgeçmemesinin ana sebebi de budur. Bu cephe, İran’ın savunma hattıdır. Bunu İran’da biliyor, Suriye’de biliyor ve onların düşmanları da biliyor. Suriye’ye müdahale etmek, İran’a müdahale etmektir. Bundan dolayı İran, bu cepheyi büyük bedeller pahasına koruma düşüncesinde gibi görünüyor.
Batı başta olmak üzere dünyanın Suriye’ye müdahale etmekten yavaş davranmasının en önemli sebebi nedir? Esed rejiminin her gün yaptığı katliamları dünya kamuoyuna servis ederek bekliyorlar. Esed’in, Hizbullah’ın ve İran’ın ne kadar duygusuz birer katil, ne kadar vahşi bir cani, ne kadar alçak bir rejim olduğunu, her gün onlarca (bazen yüzlerce) Suriyeli cesediyle dünyaya anlatıyorlar. Bu cephenin (Suriye, Hizbullah ve İran cephesinin) tamamını aynı teknede yoğuruyorlar. İlginçtir, bu işi sadece Suriye’deki alçak Esed’in iktidar hırsının neticeleri üzerinden yapıyorlar.
Son günlerde İran’a müdahale meselesi gündemden düştü. Çünkü İran’a, nükleer tesislerinden dolayı müdahale etmek, dünyada kabul görebilecek bir gerekçe oluşturmuyor. Nükleer gerekçenin sadece İsrail’in menfaatini korumak kaygısına katık yapıldığını dünya görüyor. Dünyaya kabul ettiremeyecekleri, bundan dolayı diplomatik, askeri ve ekonomik destek alamayacakları bir gerekçe ile İran gibi bir ülkeyle savaşmayı göze alamıyorlar. Öyleyse geriye ne kalıyor?
Esed alçağının yaptığı katliamlar üzerinden, Suriye, Hizbullah ve İran cephesini, hem dünyanın hem Müslümanların gündemine sokmak. Bunun için de, Esed’in, vicdanları kanatacak kadar katliam yapması, Müslüman kamuoylarını ayağa kaldıracak kadar kan akıtmasını bekliyorlar. Bekliyorlar ki, İslam dünyası ikiye bölünsün, Suriye ve İran’a karşı ümmetin içinden bir cephe oluşsun, kendilerine de keyfini sürmek kalsın. Sadece lojistik destekle İran’ın hesabının görülmesini istiyorlar.
Gelişmeler bu istikamette seyrediyor mu? Herkes kendi değerlendirmesini yapsın, bizim gördüğümüz kadarıyla hadiseler bu istikamette hızla akıyor. İran, kendi ülkesinde üretilmesine müsaade etmediği gerekçenin, Suriye üzerinden üretilmesini seyrediyor, katkıda bulunuyor.
Bütün bunlar, biraz sezgi, biraz hadiseleri okumak, biraz zamanı kavramakla ilgili tespitlerimiz. Yanlış olma ihtimali var. Ve yanlış olmasını ümit ederim. Teşhislerimizde yanılmış olmayı arzu ettiğimiz bir hadise demetidir bunlar. Ama hislerimiz bizi yanıltmamışsa, hadiseleri yanlış okumamışsak, zamana nüfuzumuz sathi değilse, yani teşhislerimizde isabet etmişsek, mesele çok ama çok vahim.
Çünkü;
İran, Suriye ve Hizbullah eksenli cepheye karşı, Suriye’deki zulümlerden hareketle bir Müslüman cephe oluşursa (ki oluşuyor) yaşanacak çatışmalar büyük çaplı olacak ve bin yıl sürecek bir “kan davasına” dönüşecektir. Şia ile ümmet arasında meydana gelecek taze kan davası, Şia’nın tamamı imha edilene kadar devam edecek bir savaş silsilesini tetikler.
İran’ın, Suriye ve Hizbullah ile kurduğu cephenin dışında, bunlar kadar ileri derecede ve yoğun ittifak kurduğu başka bir ülke yok. Bu durum İran’ın ittifak eksenini “saf Şia” varlığına bağladığını gösteriyor. Ki bu durum, Şia’nın zaten kan davasını kendi dünyasında başlattığını da gösteriyor. Dünyadaki Müslüman nüfus içinde yüzde on civarında bir Şia olduğu hatırlanırsa, İran’ın, Şia merkezli bir ittifak anlayışı geliştirmesi, bir taraftan “stratejik akılsızlık” diğer taraftan da ümmet için bir fitne kaynağıdır. Ümmet içinde bu kadar “ben merkezli” bir anlayış ve hayat geliştirmek, ümmetin nazari ve tatbiki kaynaklarına dinamit koymak değil midir?
Çok kötü… İran’ın devlet olmasına rağmen bunları görmüyor olması çok kötü… Ümmet için çok kötü… Şia için daha da kötü, çünkü yok olacak ve sebebi de kendisi olacak.
Allah ümmeti böyle büyük çaplı bir felaketten korusun.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir