İRAN İLE ABD SAVAŞININ MUHTEMEL NETİCELERİ

İRAN İLE ABD SAVAŞININ MUHTEMEL NETİCELERİ
Muhtemel İran ABD savaşında netice ne olur? ABD ve İsrail, İran’ı işgal edecek olursa İran bu işgale dayanabilir mi? Bu türden bir savaşın neticelerinin neler olacağı konusunu dünyanın her tarafında devletler, hükümetler, istihbarat örgütleri yoğun bir şekilde merak ediyor. Hatta bunlardan daha fazla merak edenler, iktisat ve sermaye çevreleri olsa gerek. Gerçekten ABD ile İsrail’in İran’a saldırması durumunda ortaya çıkacak hadiseleri öngörebilen birisi olsa, ona, devletler, hükümetler, istihbarat örgütleri, iktisadi çevreler muhtemelen milyar dolarla ifade edilecek kaynak aktarırlar.
Taraflar arasında meydana gelecek savaştan sonraki bir haftadaki gelişmeleri bile doğru tahmin edenler, batılıların diliyle söylemek gerekirse “büyük kahin” olarak tanınacak ve itibar kazanacaktır. Bir haftalık gelişmeleri hafife almayın, sadece bir haftalık gelişmeleri tahmin edebilen sermaye çevreleri o bir haftalık sürede yüzlerce milyar dolar kazanır, yanlış tahminler üzerine yatırım yapanlar da keza o miktarda zarar ederler. İlk haftanın dünya iktisadına maliyeti, trilyon dolarlarla ifade edilebilir. Bu maliyet, bazılarına (doğru tahmin eden ve doğru karar verenlere) kar olarak yansıyacak, bazılarına (yanlış tahmin eden ve yanlış karar verenlere) zarar olarak yansıyacaktır. Bir hafta içinde trilyonlarla ifade edilen servet el değiştirebilir mi? Dünyanın bugünkü iktisadi hacmine bakılınca, olağanüstü haller ve zamanlarda bu çapta büyük değişimler tabii görünüyor.
*
Ne olur, ABD ve İsrail, İran’a saldırırsa neler olur? Bu soruyu “genel” olmaktan çıkarıp, özelleştirelim ve farklı ihtimaller için ayrı ayrı soralım.
*
ABD ve İsrail birlikte veya ABD desteğindeki İsrail yalnıza başına, İran’ın nükleer tesisleriyle sınırlı bir hava harekatı yapar, bazı tesisleri bombalarsa neler olur?
Hiçbir şey olmaz. İran “misilleme yapma hakkını mahfuz tuttuğunu, herhangi bir zamanda ve şekilde misilleme yapacağını” açıklar ve konu kapanır. İran gayrinizami şekilde bazı İsrail ve ABD hedeflerini zaman içinde vurur ve bunları da üstlenmez. Tüm dünyayla birlikte ABD ve İsrail bunu bilir ama onlar da üstelemez. İsrail ve ABD, dünya konjonktürünün “terörist eylem” olarak isimlendireceği İran’ın karşı atağını dert etmez.
İsrail ve ABD, dünyanın gözünün içine baka baka İran’ı vurmuş olmanın “prestiji” ile iktifa eder. İran ise yer altı faaliyetleriyle bazı hedefleri vurmaktan dolayı psikolojik tatmin ile idare eder. Tabiatıyla kaybeden İran olur. Dehşetengiz bir itibar kaybına sebep olur. Mesela bu yazıyı okuduğunda İran’ın çok daha şiddetli tepki vereceğini düşünenler ve bizi tenkit edecekler nezdinde ve tüm dünyada İran, misilsiz bir itibar kaybına uğrar.
*
İsrail yalnız başına ve ABD desteği olmaksızın İran’ın nükleer tesislerine hava harekatı yaparsa ne olur?
Bu ihtimalde İran tepki verebilir. İsrail’i bombalayabilir. İsrail’in nükleer tesislerine yaptığı baskına muadil şekilde füzelerle İsrail’i vurabilir. Fakat İsrail’in, ABD desteği olmadan İran’ı vurma ihtimali, yüzde sıfır ile bir aralığındadır. Bu ihtimalin gerçekleşeceğini zannetmiyorum.
*
ABD ve İsrail birlikte İran’a karşı umumi bir savaşa girerse ne olur?
İran yerle bir olur. ABD İran’ı kara harekatıyla işgal etmeyeceği için de, İran, ABD’ye karşı hiçbir başarı gösteremez. Aldığı hasarla baş başa kalır. Ülke en az elli yıl geriye gider.
Umumi savaş ihtimalinde Ortadoğu coğrafyasının yanacağını, büyük bir bölge savaşı olacağını zannedenler fena halde yanılıyorlar. İran, kendi topraklarının dışında hiçbir noktada tepki ve varlık gösteremez.
Suriye ve Hizbullah faktörlerini hesaba katmadığımızı zannedenler yanılıyor. Umumi savaş ihtimali, Suriye ve Hizbullah halkaları imha edildikten sonra başlar. Suriye ve Hizbullah halkaları zinde ve güçlü olduğu sürece İran’a karşı umumi bir savaş açılmaz. Bu sebeple İran’ın tepkisi, kendi topraklarından ibaret kalır. Füze sistemlerinin menzilleri neyse oraya kadar ulaşan bir etki alanı oluşur.
İran’a karşı umumi savaş ihtimalinin nasıl bir şey olduğunu anlamayanlar İran’ın tepkisinin güçlü ve etkili olacağını zannetmeye devam edebilirler. Umumi savaş başladığında, İran semalarına dört bir taraftan binlerce uçak girer, on binlerce de füze… Bu savaş o kadar şiddetli olur ki, savaşın sonunda İran’daki siyasi rejim asla yerinde kalamaz. Siyasi rejim ABD tarafından değil, İran halkı tarafından yıkılır. Çünkü halk, o çapta bir savaşın sorumlusu olarak siyasi rejimi görür. Savaş neticesinde yeni siyasi rejim ile yapılan barış anlaşmasında da İran’ın petrolüne “savaş tazminatı” diye el koyan batı, yıllarca işletir.
Siyasi rejimin yıkılmasına karşı mollaların (Şii alimlerin) direneceğini zannedenler de yanılıyor. O kadar şiddetli bir savaşın neticesinde, Şia inancında on üç asırdır devam eden “kayıp imam” gelene kadar siyasete karışmama anlayışı yeniden hortlar ve mollalar, otuz yıllık devlet olma anlayışının “temel bir hata” olduğunu söyleyerek kuytularına çekilirler.
Umumi savaşın başka şekilde neticeleneceğini düşünenler fena halde yanılırlar. Buradaki alternatif düşünce ancak ve ancak, umumi savaşın olmayacağı, böyle bir savaşın çıkmayacağı istikametinde geliştirilebilir. Gerçekten umumi savaş olur mu, bundan emin değilim. Ama olursa, neticeleri bunlardır.
Umumi savaşın neticesinde ABD’nin akıbeti ne olur? Çöker veya çöküş süreci fevkalade hızlanır. Zaten umumi savaşın çıkmasına engel olacak ihtimal de budur. Fakat İsrail’deki “Yahudi kafası” ve ABD’deki aynı kafaya sahip Yahudi lobisinin makul davranacağını zannetmeyin, Yahudiler çıldırdı, her türlü çılgınlığı yapmaları muhtemeldir. Eğer ABD’deki Yahudi lobisi, ABD’yi savaşa ikna edemeyecek kadar zayıflarsa ne ala… Aksi takdirde ABD’nin çöküşü pahasına bu savaşa girecek kadar çıldırdıklarından emin olabilirsiniz.
*
Tüm bu hadiselere karşı dünyanın, özellikle Rusya, Çin ve İslam coğrafyasının nasıl tepki vereceğini merak edenler olabilir. Rusya ve Çin, İran üzerinden batı ile yapabileceği en çetin pazarlığı yapar ve en azami faydayı elde eder ve İran’ı yalnız bırakır. Pazarlıkların çok çetin geçeceği ve üçüncü dünya savaşı tehditlerinin savrulacağı malum ama tüm bunlar pazarlık meselesidir ve elde edilecek faydayı artırma stratejisidir. Rusya ve Çin’in idealist bir vefa göstereceğini zannetmek, hakikaten Şiilerin “reşit” olmayan aklının eseri olabilir.
İslam dünyasına gelince; Suriye üzerindeki Şia vahşeti Müslüman ülkeleri frenleyecektir. İran, Hizbullah ve Esed alçağının elbirliği ile Suriye’deki vahşeti, “insanlığın en ağır vahşeti” seviyesine ulaşana veya bu şekilde propagandası yapılacak malzemeler temin edilene kadar dünya Suriye’ye müdahale etmeyecek gibi görünüyor. Bu çapta bir vahşete imza atan İran’a karşı kim savaş açarsa açsın, İslam dünyası yerinden kımıldamaz hale gelecektir. Tüm bu oyunları görmemek için de ancak Şia’nın reşit olmayan çocuklarının aklına sahip olmak lazım.
*
Bu öngörülerin temelindeki düşünceler neler?
Birincisi, Şia’nın insan kalitesi ile ilgili düşüncelerdir, ikincisi İran’ın bu zamana kadar takip ettiği stratejilerle ilgili düşünceler…
İran’ın (dolayısıyla Şia’nın) insan kalitesi, büyük savaşlara dayanacak seviyede değil. İran’ın yani Şia’nın insan kalitesi, “İmamet” ve “Velayet-i Fakih” müessesesi tarafından şekillendirilir. Velayet-i Fakih müessesesinin temeli, insanların reşit olmadığı düşüncesine dayanır. İnsanlar reşit olmadığı için onlara bir “velayet” makamı gerekmektedir. İnsanların işlerini onlar adına düzenleyecek, yönetecek, kararlar verecek bir mercii… Düşünebiliyor musunuz, bir inanç sistemi, kendine tabi olan tüm insanların “reşit” olmadığını düşünüyor. Ona tabi olanlar da buna itiraz etmiyor ve “reşit” olmadıklarını kabul ediyor. Dolayısıyla Şia Topluluğu, “reşit” olmamış insanlar topluluğudur. Yaşlarına, zekalarına, akıllarına, tahsillerine, istidatlarına, maharetlerine vesaire hiçbir özelliğine bakmaksızın her insanı rüştünü ispat etmemiş kabul eden Şia, yalnız başına kalacak, yalnız başına yaşayacak, yalnız başına İslam’ı anlayacak bir “şahsiyet terkibine” ulaşamaz. Hal böyle olunca, içtimai organizasyonun merkezi (yani velayet-i fakih) vurulduğunda ne hale geleceklerini Allah bilir.
Akıl yaşı cihetiyle hiç kimseyi reşit saymayan, buna inananlarında tabii olarak reşit olmadığı bir toplum, çocuklar topluluğudur. Şia topluluğunu çocuklar toplumu olarak tespit etmek, aslında onların “ceza ehliyeti” olmadığını da söylemek olur ama konumuz bu değil. Çocuklar topluluğunun elinden babalarını aldığınızda ne olacağını düşünürsünüz?
Reşit olmayan topluluğun tek direniş kaynağı, velayete karşı itaattir. Bu cihetle bakıldığında Şia’nın yüksek direniş gücüne sahip olduğu düşünülebilir. Bu düşünce doğrudur da… Fakat bir sınırı var, insanlar kendi ruh dünyalarında direnişin fert fert kaynaklarını oluşturamazlarsa, direniş uzun soluklu olmaz. Velayet-i Fakihi vurduklarında da, önce “topluluk” sonra da direniş yıkılır. Velayet-i Fakihi vurma meselesi, yaşayan velayet-i fakihi vurmak değil, bu anlayışı vurmaktır. Bu anlayışı vurabilirlerse, Şia topluluğu çil yavrusu gibi dağılır.
İran’ın bu güne kadar takip ettiği stratejiye gelince; batıyla ve dünyanın başka büyük devletleriyle hiçbir çatışmaya girmedi. 1979 yılındaki ihtilal sürecinde Humeyni İran’ındaki ABD karşıtlığı daha netti ve büyükelçilik baskını bu süreçte yaşandı. Fakat ondan sonra İran hiçbir büyük devletle nihai çatışma noktasına asla gelmedi.
ABD, Irak’ı işgal ettiğinde, Irak’taki Şiilerin ABD’ye karşı direneceği öngörüleri yanlış çıktı. Irak’taki Şiiler ve İran, ABD yanında yer aldı ve Şii ölüm timleri ABD askerleri yerine ehl-i sünnet ailelerin evlerini geceler boyu bastı ve katliam yaptı. Bu gün Suriye’de yapılanlar, geçtiğimiz on yılda Irak’ta aynıyla yapıldı. Sadece Şii nüfus içinden “Beni Sadr” direnmeye çalıştı, onun da gücü yetmedi. ABD ordusu Beni Sadr’ın güçlerini Necef’te kıstırdığı, Hz. Ali türbesini bile bombaladığında, Beni Sadr, Irak Şiilerinin en büyük mercii olan Sistani’ye karşı bas bas bağırıyordu; “Sizin kırmızı çizgileriniz yok mu, Hz. Ali’nin türbesi bile sizin kırmızı çizginiz değil mi?” diye… Ama Sistani kılını bile kıpırdatmadı, Hz. Ali’nin türbesi bile Şia’yı ABD ye karşı direnişe geçirmedi. Daha sonra Beni Sadr İran’a gitti ve dönüşte direnişi bıraktı.
Keza ABD ve NATO güçleri Afganistan’ı işgal ettiğinde oradaki Şii güçler hiç direnmedi ve ABD yanında Taliban’a karşı savaştı. Hala da öyle yapmaya devam ediyor.
Bütün bunların anlamı ne? Şia, pratik fayda temin etmek için dinini umursamayan, Hz. Ali’nin türbesine kadar dayanan “Büyük Şeytan’ın” askerlerine kurşun sıkmayan bir inanç sistemi. Tam bir makyavelist anlayış…
Bu gün Suriye’de yaşanan hadiseler ise apaçık ve izaha ihtiyaç duyulmayacak halde. Kadınlara tecavüz eden, çocukları ve ihtiyarları bile katleden, bütün bunları da sadece pratik fayda (stratejik gereklilik) için yapan bir inanç sistemi.
Şimdi başa dönelim. İsrail birkaç nükleer tesisini bombaladığı için İran’ın, İsrail ve ABD ile savaşa gireceğini mi zannediyorsunuz?
*
Bu yazı, tahlil yazısıdır. Tercih, talep ve taraf yazısı değil. Özellikle İran’a karşı umumi savaş ihtimali, milyonlarca insan zayiatına sebep olur ki, Allah muhafaza…
NURETTİN SARAYLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir