İRAN KENDİNE VE ÜMMETE YAZIK EDİYOR

İRAN KENDİNE VE ÜMMETE YAZIK EDİYOR
Haki Demir, “Mazlum Psikolojisi ve Suriye İran Hattı” isimli yazısında şu tespiti yapıyor.
“Zulmün sistematik şekilde tatbik edildiği ülkelerdeki halkların psikolojisi hakkında araştırmalar yapılmıyor. Bu tür araştırmalar yapılsaydı, ortaya çıkan neticeler akılları patlatırdı.
Libyalı muhaliflerin Nato müdahalesini talep etmesi karşısında emperyalizm karşıtı olduğunu iddia edenlerin yüksek perdeden tenkitleri, cahillik ve idraksizlikten başka bir şey değil. Mazlum psikolojisi, hiçbir psikolojik duruma benzemez. Hiç kimse değerlendirmelerinde mazlum psikolojisini denklemin içine katmıyor. Cahillik ve idraksizlik ağır şekilde efkar-ı umumiyeyi kaplamış durumda.
Mazlum psikolojisi tek gerçekliğe kilitlenir. Zulüm… Zulmün bitmesi için gereken şey ne ise onu özlemle bekler. Zaten mazlum psikolojisi ilk olarak “gerçeklik kavrayışını” kaybeder. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz hale gelir. Gerçeklik kavrayışının akabinde “zaman kavrayışını” kaybeder. Orta ve uzun vadeli düşünme imkanı sıfırlanır. Kendini zulümden kurtarmak isteyen güçlerin daha büyük zalim olması bile dikkatine çarpmaz olur. Zaman kavrayışı anlık hale geldiği için, içinde bulunduğu zulümden kurtulmaktan başka bir şey düşünmez. Gerçeklik ve zaman kavrayışı çökmüş olan bir zihni evren için tüm sınırlar ehemmiyetini kaybeder. Ülke sınırlarıymış, yabancı müdahaleymiş, her şey bir anda manasızlaşır. Tek mana zulümdür, tek gerçeklik zulümden kurtulmaktır, tek an ise içinde yaşanılan andır. İdrak melekesi bunların dışındaki her şeye kapalıdır. Artık ülke dış müdahaleye ve yabancı işgaline açıktır. Bunun suçlusu ise mazlum halk ve muhalefet değil, zalim iktidarlardır.”
Bu tespite itiraz etmek mümkün mü? Mümkün değilse, Suriye halkının haklı isyanı karşısında gördüğü zulüm, NATO veya ABD müdahalesini talep etmesi karşısında ne demek gerekir?
İran, hem kendine hem de ümmete yazık ediyor. Suriye’deki diktatöre bel bağlaması stratejik gereklilik olabilir. Fakat strateji, özünde, bağlı olunan prensipleri gerçekleştirmek içindir. Takip edilen strateji, bağlı olunan prensipleri gerçekleştirmiyor aksine onu ihlal ediyorsa açık bir yanlışlık var demektir. İran, İslam’a bağlı olduğu iddiasıyla dünya siyaset sahnesine çıktı. Bu gün Suriye konusundaki siyaseti, tüm birikimlerini yerle bir ediyor.
Ümmetin dirilişi anlamına gelen “büyük isyan” dalgası başladı. Fakat İran bu isyan dalgasının (en azından Suriye mevziinde) karşısında yer alıyor. Bu politikasını izah edebilmek için geliştirmeye çalıştığı tüm açıklamalar ve kullandığı tüm veriler, tam bir saçmalık. Bu saçmalıklar, İran’a sempati duyanlar tarafından bağıra bağıra dile getiriliyor. Fakat zırvalamaya başlandığında, hiçbir mantık formu insanın imdadına yetişemez.
Bu süreç biter, geçer bu günler. Bu isyan dalgası coğrafyadaki tüm diktatörleri götürür. İran, karşısında yer aldığı Suriye halkının derin hafızasında “hain” olarak kalır. Ve İslam coğrafyası, İran’ı, ümmetin hainlik mevzii olarak hatırlar. Hele de Suriye’ye batı müdahalesi sözkonusu olursa, İran, Suriye politikasıyla Suriye’nin batı tarafından işgal edilmesine sebep olmaktan sorumlu tutulur.
İran, Suriye politikasıyla, ümmet arasında zaten var olan “çatlağı”, derinleştirmek için elinden geleni yapıyor. Hiç kimse Suriye’deki kan içici diktatörden İslam’a uygun davranmasını beklemiyor. Çünkü onu ve babasını tanıyor. Ama İran’dan İslam’a uygun davranmasını ve ümmete faydalı olmasını bekliyor. Eğer İran ümmet arasındaki çatlağı (Sünni-Şii) derinleştirirse, ümmetin diriliş çağının başında böyle hatırlanırsa, kendini bundan sonra ümmete asla anlatamaz ve ümmetin birliğine bir daha asla dahil olamaz. Bu ne manaya gelir? Ümmet için sürekli bir İran problemi olduğu anlamına gelir. İran o noktaya gelirse, ümmetin ortasında bir “Alamut kalesi” olarak kalır. Hem ümmet için hem İran için çok yazık olur.
Diğer taraftan “büyük isyan dalgası” kısa süre sonra “Büyük İslam Dalgası” haline gelirse (ki gelecek), bu dalganın karşısında duran İran’ı da vurur ve yerle bir eder. Bu tür büyük dalgaların karşısına çıkmak, ona direnmek gibi stratejik hatalar yapanlar, tarihin tozlu raflarında kaldılar.
İran’a ne oldu? Batı (Haki beyin tespitiyle) “akıl krizine” tutuldu, bunu anladık. Çünkü çöküyor. İran daha kendini yeni inşa ediyor, akıl krizine tutulmak için erken değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir