Islahı İmkansız Olanın İmhası zarurettir

Islah, hastalanmış olan bir varlığın tedavisi, bozulmuş olan bir müessesenin tamiri, aslından uzaklaşmaya başlamış olan fikrin tashihi için lazımdır. Mahiyeti itibariyle “kurucu düşünce” değil, “tabi düşünce”dir. Mevcudun iyi olduğu, muhafaza edilmesi gerektiği düşüncesinden beslenir. Hatta “vazgeçilmezlik” fikrinde hayat bulur. Çok zaman da “kurucu düşünce” kudretine sahip olamayan fikir garibanlarının elindeki son mazerettir.
Zamanın karşısında dayanabilen hiçbir düşünce, müessese, sistem ve ideoloji çıkmamıştır. Kaynağını zaman üstü varlıktan almayan hiçbir muhteva (fikir değil mana yekunu) zaman karşısında mütemadiyen canlılığını muhafaza edememiş ve çürümüştür.
Zamanın öğütücü, çürütücü ve yıkıcı tesiri karşısında insanlar, bir dönem ihtiyaçlarını karşılayan fikir ve sistemleri muhafaza etmeye çalışmışlar fakat korumak istedikleri yapıları canlı tutamadıkları gibi kendileri de onlarla beraber çürümeye başlamışlardır. Anlamadıkları husus, muhafaza edilmesi gerekenin fikir ve sistemler değil, muhteva olduğudur. İslam tarihinde bile değişen şartlarda muhafaza edilmesi gerekenin “muhteva” (yani İslam) olmasına karşılık, belli dönemde ihtiyaçları karşılamış olan müessese ve sistemlerin muhafaza edilmesi gerektiği zannı ile kalıp ve şekilleri koruma gayretine girmişler, şekli muhafaza etmek çabasıyla muhtevayı muhafaza edemez hale geldiklerini anlamamışlardır.
Müslümanların dışındaki fikri ve tatbiki tecrübeler daha vahim neticeler vermiştir. Sahip olunan fikirlerin bağlı olduğu kaynak (muhteva) zaten illetli olduğu için, kaynak, fikir ve tatbikat formlarının tamamı zamana karşı dayanamayacak mahiyettedir. Bu durumda muhafazası mümkün olan bir unsur olmadığı için, hayatın kaynak ve mesnetleri insanı taşımamaktadır. Zamanın dayanılmaz tesiri karşısında yapılacak iş, mütemadi değişimdir. Zaman üstü kaynaklara (muhtevaya) sahip olmayanların, “değişmeyen tek şey değişimdir” veciz sözü doğrudur ve kendi hayatlarında kaçınılmazdır. Fakat mütemadi değişimi tek gerçeklik olarak kabul etmek, insanların, hiçbir zaman muhafaza edilmesi gereken “kıymete” sahip olamadıklarını ve dolayısıyla mütemadiyen kendi kendilerini dolandırdıklarını gösterir. Öyleyse fikir (batı için felsefe), yeryüzündeki en büyük dolandırıcılık manivelasıdır ve filozoflar, en büyük dolandırıcıdırlar. Bu noktadan bakıldığında felsefe, hakikati arama metodu değil, sahtekarlık yöntemidir.
*
Türkiye’deki Kemalizm, çok kısa sürede çürümüştür. Kısa sürede çürümesinin birinci sebebi muhtevasındadır. Aslında Kemalizm’in muhtevası yoktur ve esas sebep muhtevanın bulunmamasıdır. Fakat bir muhteva atfetmek gerekirse, batının müktesebatını kaynak olarak almıştır. Bu muhteva iki sebeple problemlidir. Birincisi kendi içinde problemlidir, ikincisi ise Türk milleti için problemlidir. Batının müktesebatı kendi içinde problemli olduğu için bu gün batıyı da ayakta tutamamaktadır. Türk milletinin tarihi müktesebatına taban tabana zıt olduğu için zaten bu topraklarda tatbiki kabil değildi. Tatbiki kabil olmadığından dolayı, silah zoruyla uygulanmak istenmiş ve sadece şapka giyilmesini temin için binlerce insan katledilmiştir. Düşünebiliyor musunuz, sadece şapka için binlerce insan katledilmiş… Bu millete ne kadar uzak olduğunu bundan daha iyi anlatan ne olabilir?
Kemalizm, muhtevasında tedavi edilmez bir illet taşıdığı için ilk günden itibaren bu topraklarda zehir tesiri göstermiştir. Seksen yıllık süreç içinde çürümüş değildir, baştan çürük bir tatbikattır. Baştan çürük olduğu için, geçen seksen yıllık süreç, tabilerini de çürüttü. Şimdi ortada, çürük bir ideoloji müsveddesi ile zihni ve aklı çürümüş insanlar dolaşıyor. Dolaşmalarında bir mahzur yok da, bunlar kendilerini yetmiş milyonun nasıl yaşaması gerektiğini tayin makamında zannediyorlar. Sadece bu “zan” bile zihni çürümüşlüklerini göstermek için yalnız başına kafidir.
*
Türkiye, Kemalizm ile hesaplaşma noktasına geldi. Kemalizm’in tamir, tadil veya ıslahını mümkün görenler, tarihi bir hata yapıyorlar. Kemalizm bir düşünce sistemi ise eğer, kendi milletini başka milletlere (ve hatta düşmanlara) benzetmek için binlerce insanı katledebilen kişilik türleri inşa ediyor ve kişilikler yetiştiriyor. Kemalist sistem eskiden darağaçları kuruyordu fakat geçen zaman içinde değişti ama yakın zamanlara kadar (1990 lı yılları hatırlayın) faili meçhul cinayetler işlemek suretiyle muhtevasındaki çürümüşlüğü aynı hoyratlık ve vahşetle devam ettirdi. Bu gün hala kaos özlemleri ile yanıp tutuşması, tahriklerle halkı birbirine düşürme planları yapması ve darbe iştiyakı içinde yanıp tutuşması, çürük muhtevanın bağlılarını iyice çürüttüğünü göstermektedir. Bazı şeyleri yapmamaları, muhtevanın değişmesinden değil, kudretlerinin azalmasından başka bir manaya işaret etmemektedir.
Kemalizm’in ıslahı mümkün değil… Bu ülkenin kanseridir. Tüm uzuvlara sirayet etmiş bir kanserdir. Bu çerçevede sistemin toptan tasfiyesi (imhası) gerekir.
Kemalizm bu millet için tarihin sonudur. Kemalizm ile birlikte bu millet, tarihinin sonuna gelmiş ve tarihten çekilmiştir. Seksen yıllık dünya tarihinde, Kemalistlerin ifadesi ile “Atatürk Cumhuriyeti”nin insanlığa ve dünyaya sunduğu hiçbir şey yoktur. Dünya haritasında, üzerinde Türkiye yazan bir bölgenin olmasını, bu milletin tarihinin devam ettiği şeklinde anlayanlar, Afrika haritasına baksınlar, orada da ne ülkeler görünüyor ama hiçbir tarih kitabı onları yazmıyor.
Kemalizm’in (bu ülkedeki siyasi sistemin) ıslahının mümkün olduğu vehmi, bu milletin kendi tarihinin sonuna geldiğinin kanıksandığını gösterir. İlla da milliyetçi temalarla ifade etmek gerekiyorsa, ülkenin ve milletin, Kemalizm’den kurtulmak için bir Ergenekon’a ihtiyacı var. Kemalistlerin zihni çürümüşlüğünden diğer insanların acilen silkinip kurtulması şarttır. Referandumda evet demek bu kurtuluşu temin etmeye kafi değildir ama geçitteki demir dağı eritmek için yakılacak odunların taşınması manasına gelir. Ondan sonra nasıl olsa bir kibrit çakan çıkar.
Milletin yapması gereken iki iş var. Birincisi, Kemalizm’i imha etmek (tasfiye etmek) ikincisi ise Kemalistleri hiç muhatap almamaktır. Bir taraftan Kemalizm’i tasfiye için yapılması gereken her şeyi eksiksiz ve son sürat yapmaya başlamak, diğer taraftan Kemalistleri yok saymak… Kemalistlerin ne söylediğini dinlememek ve onlara asla cevap vermemek… Onları “içtimai karantina”ya almak… Kemalizm’in tasfiyesi için yapılması gerekenleri yaparken, Kemalistlerin “ne dediğini” umursamamak… Çünkü zaten ne dediklerini, seksen yıldır tekrarladıkları için ezberledik… Tekrar tekrar niye dinleyelim ki?
Seksen yıldır ezberlerini dinleyenlerin kendilerine hak vermediklerini gördüklerinde, anlamadıklarını zannediyorlar. Bir türlü anlamıyorlar ki, aynı şeyleri söylüyorlar ve söyledikleri de yanlış… Tekrarladıkları yanlışları dinleyenler olduğu müddetçe, ezberlerinin yanlış olduğundan şüphe etmedikleri gibi dinleyenlerin kendilerini anlamadıklarına dair vehimler üretiyorlar. Bırakın kendi hallerine… Ezberlerini ayna karşısında tekrarlasınlar.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir