İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-2-STRATEJİK ENGEL ŞİA VE İRAN

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-2-STRATEJİK ENGEL ŞİA VE İRAN
İslam Birliğinin önündeki en ciddi engel Şia ve İran’dır. İran ve İran merkezli Şia hinterlandı, İslam Birliğinin önünde hem nazari hem de coğrafi engeldir. Bu sebeple İslam Birliği bahsinin her konusunda Şia karşımıza çıkacak cinsten bir hadisedir.
Şia, Ana İslam Mecrasından (ve havzasından) ayrılmış olmakla nazari çerçeveyi ve İslam’ın mana yekununu zehirliyor. İslam’ın farklı ve meşru anlayışlarından biri olduğu zannı, İslam’ın mana yekununu, merkezi hüviyet ve tertipten uzaklaştırıyor ve dağınık hale getiriyor, savrulma ufkunu alabildiğine genişletiyor. Oysa hakikat üzerinde bu kadar büyük (ve de küçük) operasyonlar yapılamaz.
Fikirteknesi sitesinde Nurettin Saraylı tarafından Şia hakkında ciddi çalışmalar yapıldı. Neticede fikirteknesindeki yazarların (Üç yazarın) Şia çalışmaları kitap haline getirildi ve “Şia ve İran’ın İhaneti” ismiyle “e-kitap” olarak yayınlandı. Oradaki teşhis ve tespitleri burada tekrarlamaya lüzum görmüyoruz. O çalışmanın gösterdiği netice, Şia’nın, ciddi bir merkezkaç kuvvet olduğu ve merkezden uzaklaşma mesafesinin ise “daire” dışına çıkacak kadar büyüdüğü görüldü. İsteyenler o kitaba müracaat edebilirler.
*
Şia ile nazari ihtilafların ertelenmesi mümkün olabilirdi belki. İran (ve Şia) hariç tutularak ümmetin vahdeti için çalışılabilir, Şia ve İran sonraya bırakılabilirdi. Fakat Büyük Arap İsyanı Suriye’ye gelip dayandığında bu düşüncenin ve tedbirin işe yaramayacağı, Şia ve İran’ın, ümmetin acil meselelerinden biri olduğu görüldü. İran merkezli Şii hinterlandı Suriye’de gösterdi ki, İslam Birliğinin kurucu unsurlarından biri olmak bir tarafa, “beraber” yaşamayı bile imkansız kılacak çapta bir kin ve nefretle dolular. İslam Birliğinin kurucu unsurları arasında yer almak gibi fedakarlık ve mücadele isteyen bir mevziiye girmemeleri katlanılabilir bir durumdu lakin birliğin kurulmasının önündeki en büyük stratejik engel haline gelmesi tahammül edilebilir bir durum değil.
Meseleye bu çerçeveden bakıldığında çok ciddi ve acil bir Şii problemimiz olduğunu görüyoruz. Suriye’de ne kadar vahşileşebileceğini gördüğümüz bu “insan cinsi” hakkında Ümmetin bir karar vermesi gerekiyor.
*
Şia bölgesi İslam coğrafyasının tam ortasında bulunuyor, ümmeti, hem nüfus bakımından hem de coğrafya bakımından ikiye bölüyor. İslam Birliğinin coğrafi bütünlüğünü ve altyapısını ciddi manada bozuyor. Ümmetin toplam nüfusunun yüzde 8 ile 10 u arasındaki Şii nüfus, sayısından çok daha fazla ve büyük bir problemin kaynağı haline gelmiş durumda. Böyle bir mevzie ve güce sahip olan Şia, İslam Birliği için kendi içinden bir fikir ve hareketi oluşturamıyor. Anlaşılan o ki, Şia’nın böyle bir meselesi yok. Öyleyse ümmetin kaçınılmaz olarak bir Şia problemi var.
Yakın gelecekte parçalarının bir araya gelmeye başlayacağını düşündüğümüz İslam Coğrafyasının, batıya karşı oluşturacağı güç merkezi (bloku), arkadan vurulma tehdidine sahip. Osmanlıyı sürekli olarak arkadan vuran, batıya karşı akınlarında zayıflatan, güçlerinin tamamını batıya yönlendirmesine mani olan İran ve Şia, tarihi müktesebatına sadık kalacak gibi görünüyor.
Suriye meselesinde ümmete ihanet ettiği vuzuha kavuşan İran ve Şia, bulunduğu coğrafi mevzi itibariyle ümmeti ikiye bölüyor ama aynı zamanda ümmet tarafından kuşatılmış durumda. Ümmet ile manevi beraberlik kurmaya niyetli olmadığı görülen İran, içinde bulunduğu kuşatılmış durumundan çıkmak için “makul” yolu seçip, stratejik beraberlik kurma niyetine de sahip değil. Hem manevi hem de akli anlamda felaket bir istikamete doğru sürükleniyor.
Suriye’deki katliamları, ümmette o kadar derin tesirler meydana getirdi ki, yakın gelecekte, ümmet birliğe doğru giderken, İran ve Şia’ya, bir adet ekmek bile vermeyecek noktada. Ümmetin kendine karşı hissettiği tüm muhabbeti tüketti, yerine ise sınırsız husumet tohumları ekti. Bu gün yapmıyorsa bile yakın gelecekte, varolabilmek, varlığını devam ettirebilmek için ümmet dışından müttefikler aramaya başlayacak. Kafirlerle kurduğu ittifakın hedefi ise (Osmanlıya karşı yaptığı gibi) Müslümanlar olacak. Kendini o kadar güçlü bir girdaba kaptırdı ki, Müslümanlarda oluşturduğu husumetten korunmak için kafir müttefikler aramak ve onlara teslim olmaktan başka yol bulamayacak. O zaman geldiğinde de, yüzü kızarmadan ve tüm hayasızlığını takınarak, “Müslümanların kendisine karşı husumet beslediğini, tehdit oluşturduğunu, varlığına kastettiğini” söyleyerek meşruiyet arayacak. Daha da hayasızlık yapacak ve ümmetin kendine karşı biriken husumetini, melun Yezid ile birlikte olup, Hz. Hüseyin’e (RA) yönelttiğini söyleyecektir. Kendi Yezidliğinin ürettiği husumeti umursamadan, Hz. Hüseyin (RA) rolüne soyunacak, mahvolurken de “yeni kerbelalar” yaşadıklarını söyleyecek. Şia anlayış ve aklı o kadar güvenilmezdir ki, tüm hakikati terzyüz etmekten imtina etmez, bunu yapmak için bir dakika bile tereddüt etmez.
*
Şia ve İran, İslam Birliği karşısında hem manevi engel hem de stratejik engeldir. Ümmet bu problemi nasıl çözer, şu anda bir fikrimiz yok. Ama Suriye’de sergilediği vahşet, zulüm ve insanlıktan uzak tavrı, muhtemeldir ki Allah Azze ve Celle’nin kahhar isminin tecellisini üzerlerine celbedecektir. Arap baharı sürecinde gördüğümüz üzere, Allah Azze ve Celle, Müslümanlar üzerine rahmetiyle tecelli etmeye başlamıştır. Rahmet ve nur sağanakları altında yaşadığımız bu gün, Allah Azze ve Celle’nin rahmetinden nasipsiz kalmak, büyük cezalardan biri değil midir? Allah Azze ve Celle, aklımızı ve ufkumuzu aşan şekilde Müslümanlara yardım etmeye başladığına göre, İslami ve akli olan hal, bu ihsana mazhar olmak için çalışmaktır. Bu tecellilerin Allah Azze ve Celle’nin ihsanı olmadığını, ABD’nin operasyonu olduğunu düşünenler, bu büyük ihsan ve lütuftan tabii ki pay alamayacaklardır.
Ümmetin Şia’ya karşı bir tedbir geliştirmesi gerekir mutlaka ama görünen o ki, Şia zaten intihar ediyor. Buradaki mesele, Şia’nın, intiharını ümmete zarar verecek şekilde gerçekleştiriyor olmasıdır. Allah Azze ve Celle, Müslümanlar haketmedikleri halde diktatörlük rejimlerini sıraya yıkıyor ve ülkeleri Müslümanlara teslim ediyor. Bu büyük ihsan karşısında yapmamız gereken, sonsuz hamdetmek ve haketmediğimiz halde bize teslim edilen imkanları, teslim aldıktan sonra haketmek için canla başla çalışmaktır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir