İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -10-

 

İSLAM HUKUKUNDA HAKLARIN KULLANILMASI VE  VAZİFENİN YERİNE GETİRİLMESİNİN TEDAVİYLE ALAKALI HÜKÜMLERİ

 Tedavinin mübah sayılması

 

İslâm hukukçularının ittifakla kabul ettiği gerçek şudur ki,  tıb ilmini öğrenmek farzı kiyafeyedir. Başkaları yapmadığı takdirde herkesin boynuna farz olur. Ancak herhangi bir şahıs tıp ilmini öğrenirse ferdi mesuliyetten sakıt olur.

Tıp öğretiminin farz sayılması cemiyetin hekimliğe olan ihtiyacından doğmuştur. Ayrıca tedavi olmak içtimai bir zarurettir. Tıp öğretiminin gayesi doktor yetiştirmektir. Ve öğrenim farz olduğuna göre, hekim, kaçınılması imkânsız bazı mesuliyetler yüklenmiştir.

İslam bir dünya görüşüdür. Hayatın hiç bir sahası gösterilemez ki, dinin hükmü dışında kalsın. Hal böyle olunca, elbette asıl hukukumuzun tıp ve tıp adamları hakkında bazı düzenlemeleri ve ahkamlarının olacağı aşikardır. Yukarıda “ve öğrenim farz olduğuna göre, hekim, kaçınılması imkânsız bazı mesuliyetler yüklenmiştir.” cümlesini kullandım. Hekimler için buradaki mesuliyetlerde misalen bir şehirde birden fazla doktor bulunduğu takdirde, bu vazife, diğerleri için farz-ı kifaye durumuna dönüşür. Ama şehirde bulunan tek doktorun hastaları tedavi etmesi ve hekimliğin gereğini yerine getirmesi kendisi için farz-ı aynıdır. Ve bu borç, hiçbir şekilde doktorun omuzlarından kalkmaz.

Tedavinin hekim için vacib (görev) sayılmasının tabi neticesi şudur:

Doktorun, hekimlik vazifesini yerine getirirken bunun sonuçlarından mesul tutulması gerekir. Zira İslâm hukukunun umumi umdesine (prensibine) göre: Hekimlik vazifesi selâmet şartıyla sınırlı değildir.

Fakat bu vazifenin yerine getirilme şekli doktorun seçmesine, ilmi ve pratik kanaatine terkolunmuş bulunduğundan tedavi usulü, hastanın ağırlaşmasına ve zarar görmesine sebeb olduğu takdirde işlediği fiilin sonucunda cezaî mesuliyetin bulunup bulunmadığı konusu araştırmayı gerektirmektedir. Zira doktor, hekimlik vazifesini yerine getirirken herhangi bir vazifeyi yapandan çok, hak sahibine benzemektedir. Çünkü tedavi konusunda uygulayacağı usûller bakımından geniş bir salahiyet ve hürriyete sahiptir.

Bu konuda fukuhanın icma’ına göre, doktorun tedavi usûlü hastanın zarar göreceği bir şekilde sonuçlansa da, hekim mesul tutulmaz. Ancak İslam hukukçuları, mesuliyetin ortadan kalkmasını gerektiren sebebler konusunda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.

İmamı Azam Ebu Hanife’ye göre mesuliyet iki sebeble ortadan kalkar:

  1. İçtimai (sosyal) ihtiyaçlar: İçtimai zaruretler doktorun çalışmasını gerektirmektedir. Bu ise kendisini teşvik etmek, çalışma sahası sağlamakla mümkündür. Ve becerisini doğrudan doğruya gösterememe tehlikesi, cezaî veya medenî mesuliyet açısından, kendisini endişeye düşürebilir. Böyle bir endişe, doktorun, hekimlikle alakalı çalışmalarını önler. Yani toplum büyük zararlara uğrar.

 

  1. Suça muhatab olanın veya velisinin izni:

 

“İzin” “Sosyal zaruret” birleştiği zaman ortada sorumluluk diye birşey kalmaz. Yani mesuliyet ortadan kalkar. [1]

Bu konuda İmamı Şafii şu fikri ileri sürmektedir:

  • Doktor, tedavi konusunda suçla neticelenen davranışlarını bizzat hastanın veya velisinin izniyle yapmaktadır. Ve doktor, hastasının zarar görmesini değil iyileşmesini istemektedir.

Binaenaleyh yukarıdaki iki şart birleşince hekimin tedaviyle alakalı faaliyetleri mubah olur. Ve tıp konusunda otorite sayılan ilim adamlarının benimsediği gerçeklere uygun hareket ettiği müddetçe, doktor, davranışlarının neticesinden mesul tutulmaz.[2]

Ebu Hanife ve İmamı Ahmed’in düşüncesi de Şafii’ye uymaktadır. [3]

İmam Malik ise sorumluluğun ortadan kalkması için önce devlet reisini sonrada hastanın iznini şart koşmaktadır. Devlet başkanının izniyle doktor, hekimlik dalında çalışma hakkını kazanır. Hastanın izni ise doktora, hastanın iyileşmesi için gereken usulü uygulama imkânını sağlar. Binaenaleyh bu iki izin şartı birleşince mesleğinin esaslarına aykırı davranmadığı veya hareketlerinde hata yapmadığı sürece doktora mesuliyet düşmez. [4]

Hüseyi Udeh’e göre, doktor tedaviyle alakalı çalışmalarından mesul değildir. Zira hekimlik vazifesi tedaviyi ve davranışlarının sonucundan sorumlu olmamayı gerektirir. Şu kadar var ki, doktor, tedaviyle alakalı çalışmalarında tamamen hürdür ve hastanın durumuna uygun usulü seçme konusunda şümullü salahiyete sahiptir. Mesela bir doktor herhangi bir kişiyi yaralasa ve adam ölse yahut da verdiği ilaçla zehirlenerek hayatını kaybetse cezaî yönden doktora mesuliyet düşmez. Medeni bakımdanda mesuliyeti yoktur.

DEVAM EDECEK

 

[1] Bedai’us-Sanaî c 7 s. 305

[2] Nihayet’ul-Muhtaç c.8 s.2

[3] El-Muğni c 10 s 349 -350

[4] Mevahib’ül-Celil c.6 s.321

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir