İSLAM DÜŞÜNCE TARİHİNDE YENİLİK ARAYIŞLARI- 1

Yeniyi söylemelisin

Ve yine de hep eskiyi.

Hep yalnızca eskiyi söylemelisin,

Ama yine de yeni bir şey!” 

       Evet, böyle diyor şair. Yeni bir şey söyleyeceksin, yaşadığın zamanı ve mekânı izah edebilecek, durmadan koşacak/koşturacak bir şey… Ama söylediklerin eskiyi anlatacak. Yeni olacak ama eskiyi doğrulayacak, eskiyi anlatacak ama yine de yeni bir şey olacak. Zor gibi görünse de aslında o kadar kolay ki… Nitekim Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleri bulanık bırakılan zihinlerimizi saflaştırmaya yeterli değil mi?“DOĞRUDAN DOĞRUYA KURANDAN ALIP İLHAMI /  ASRIN İDRAKINA SÖYLETMELİYİZ İSLAMI.”

İslâm düşünce varlığı, yaşadığımız asırda yeni bir kimlik, yeni bir duruş, yeni bir ifade arayışı ile karşı karşıyadır. XX. yüzyılın artık zorlayan gerçekleri karşısında Müslümanların, dolayısı ile onların zihinlerde inşa edilen ve eyleme dökülen İslâm anlayışının, kendileri ile bir yüzleşmesi ve bir iç sorgulama yapması, Akif’in dizelerdeki mesajıyla, geriye ve öze dönük saiklerin/etmenlerin, yeni olan zamanın/asrın ve mekânın idrakiyle söyletilmesi kaçınılmaz görünmektedir. Bu idraki anlayamadığımız durumlarda, yaşanılan asra/zamana yemin eden Mevcudatın Sahibi Allah’ın, hüsrandasınız dediği insanlardan olmak pek de uzak olmayacaktır.Son dönemde İslâm dünyasının, Batının kült ve alet hadaretiyle bizi köşeye sıkıştırma çabası karşısında genel olarak devamlı kan kaybetmesi, Müslüman olmayan zihinler tarafından sanki İslâm’ın bir zaafı, bir eksiklik ve sorunu olarak algılanmıştır. Müslümanların yaşadığı çağa, kendisini yeniden üreterek sürekliliği ve var kalmayı inşa eden bir medeniyet anlayışının uygulanması konusunda ittiba olamaması ve yeni düşünce sistemlerine intibakta sorunlar yaşaması, önemli düşünsel/eylemsel sorunlarını da beraberinde getirmiştir.Tarihin belli dönemlerinde, mensupları ileri bir medeniyet ortaya koyan bu düşüncenin temsilcileri, ne yazık ki son dönemde bir gerileme içine girmiştir. Bu gerilemeyi hala göremeyen, görmek istemeyenler, sürekli olarak yaşanılan durumun sorumluları olarak batıyı göstererek, bütün geri kalmışlığın sebebi hikmetini kendi dışında armaya başlamıştır. Onların, (mahalle dışındakilerin) yaptıkları ayrı bir tartışma konusu olmakla beraber, bizi yere düşüren ayağın, ayağımıza dolaşan kendi ayağımız olduğunu bilmemiz ve sorunu fark etmemiz, bizi yeniden belli dönemlerdeki ileri medeniyet zirvesine taşıyacaktır.  Öncelikle zihinlerde var olan bu sorunun kaynağının, İslâm’ın ana kaynaklarını doğru bir şekilde anlayamama ve anlamlandıramama sorunu olduğu, pekâlâ aklıselim ve düşünen/dert edinen her Müslüman bireyin kabul ettiği bir gerçekliktir.           

Konuyla ilgili olarak İkbal, İslâm dünyasındaki fikri, içtimai, ruhi buhranların doruk noktasına ulaştığını belirtiyor. İkbale gör bu beş asırlık bir durgunluğun sonucu idi.  Özellikle XIX yüzyılın sonu ile XX yüzyılın başlarına, özellikle Türkiye’de ve diğer İslâm ülkelerinde bir yeniden İslâm düşüncesini teşekkül ettirme ve ihyası hareketleri başlamış, bunun neticesinde İslâm ve modernizm konuları ağırlıklı olarak tartışılmaya başlanmıştır. Özellikle Şah Veliyyullah Dehlevi, Cemaleddin Efgani, Seyyid Ahmed Han, Muhammed Abduh, Tunuslu Hayreddin Paşa, Ahmed Cevdet Paşa, Filibeli Ahmed Hilmi Efendi, Said Halim Paşa, Seyyid Bey, Mehmet Akif Ersoy, Muhammed İkbal, Elmalılı Hamdi Yazır, İzmirli İsmail Hakkı, Musa Carullah, Hasan El- Benna – Seyyid Kutup – Mevdudi, Humeyni – Mutahhari – Ali Şeriati, Fazlurrahman, Necefebadi- Fadlallah – Abdul Kerim Suruş – Hatemi, Turabi – Gannuşi – Begoviç, Muhammed Ammara – Hasan Hanefi ve Cabiri gibi daha da ekleyeceğimiz son dönem birçok Müslüman düşünür, hararetli bir şekilde yeniden bir düşüce ihyasına, bir yeniden meydan okumaya, yaşanılan sorunları anlamaya ve anlamlandırmaya gayret etmiş, ediyor ve edeceklerdir.           

 Bugün Müslümanlar arasında İslâm’la modern düşüncenin karşılaşması kadar heyecan ve tartışma yaratan pek az konu vardır. Siyasetten edebiyata, bilimden sanata, sosyolojiden felsefeye dek pek çok alanı kapsayan bu mevzuu üzerindeki tartışmalar, içe kapanıklık ve bir üretememe kompleksi taşıyan duygusal yaklaşımlar sebebiyle, çoğunlukla meselelerin objektif bir gözle analizini ve soğukkanlı bir şekilde değerlendirilmesini engelleyen şiddetli tepkilere ve suçlamalara yol açmaktadır.           

 Müslümanları, yaygın ya da moda olan görüşe uyup uymadığına aldırmaksızın, modernleşmiş/farklılaşmış olmakla suçlayan, tarihte geri kalmışlığın sebebiyle nazarı ve manzarası buğulaşan, gerçeği açıkça söylemekten veya eleştirel ğerlendirmelerden kendini alıkoyan, zamanın modern dünya karşısındaki zafiyet ve aşağılık duygusu yüzünden hep ötekinin küfründe kendisinin emanet sorumsuzluğunu aklayan kişiler, zihniyetler ve taraflar yüzünden neredeyse bütün tartışmalar, adeta felce uğramıştır.Dün Müslüman akıl, Farabi, İbni Sina, İbni Miskeveyh, İbni Bacce, İbni Tufeyl, İbni Rüşt, Cabir Bin Hayyam, Harezmi, İbni Sina, Bozcani, Biruni damarıyla Kuzey İtalya geçerek, rönesansın başlamasına, oradan da tüm Avrupa’ya, daha sonra da Anglo-Saksonlar üzerinden Amerika’ya geçmişti. Bu simalar her yönüyle şimdilerde bizim de yaşamsal alanlarımıza konuk oluyorlar/olmalılar. Evet, artık tüm dünyada, İbni Haldun’un tabiriyle “Müslüman aklın umran gündönümünü” yeniden ihyaya çalışıyor/çalışmalı, İslam’ın dünya dışına itilmesine karşı çıkıyor/çıkmalı ve İslam’ın umran inşa etmeye dönük iddialı ve yüce bir yüzünün de olduğunu bir daha hatırlıyoruz/hatırlamalıyız.           

 21.yüzyılın tıkanıklığını, medeniyeti sadece maddeden ibaret gören ruhsuz batı medeniyet anlayışını kabul etmeyen ancak/fakat kendi özelinde de yapısal, düşünsel, ve eylemsel eksiklikleri fark eden/edebilen Müslüman zihinlerin, bu kesintisiz akan ve yeni  bin yılda da akmaya devam edecek olan dinamik, coşkulu, kendini sürekli yenileyen, tarihin gerisinde kalmamak için devinen cevheri bir hareket olduğu da herkes tarafından iyi bilinmelidir. 

Share Button

İSLAM DÜŞÜNCE TARİHİNDE YENİLİK ARAYIŞLARI- 1” üzerine 2 düşünce

  1. Yeniyi söylemelisin
    Ve yine de hep eskiyi.
    Hep yalnızca eskiyi söylemelisin,
    Ama yine de yeni bir şey!”

    Ne harikulade bir ifade… Paradoksal ifadeler hep hoşuma gitmiştir. Erhan bey kalemine sağlık…

    Yazının başlığından anlaşıldığı üzere bir “yazı dizisi”ne başlamışsın.

    Üzerinde gezindiğin konu çetin, netameli ve mühim…
    Bu konu üzerinde tartışmak lazım… Lakin seri yazına yeni başlamış ve anladığım kadarıyla bir “takdim” yazmışsın. Bu sebeple tartışmayı dizinin ileri bölümlerinde yapmanın daha verimli olacağını düşünüyorum. Zira önce seni anlamak istiyorum.

    Güzel… Takdire şayan lakin takdire ihtiyacın yok sanırım. Kolay gelsin…

  2. Yeniyi söylemelisin
    Ve yine de hep eskiyi.
    Hep yalnızca eskiyi söylemelisin,
    Ama yine de yeni bir şey!”

    ESKİYİ UNUTMADAN YENİ BİRŞEYLER SÖYLEYEBİLMEK BANA KALIRSA ÜÇ ADIM İLERİ ATLAYABİLMEK İÇİN BİR ADIM GERİYE ÇEKİLİP HIZ VE GÜÇ ALMAKTIR. ALLAH GÜCÜNÜ DAİM KILSIN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir