İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-25-HAYAT TELAKKİSİ-7-

Muvazene (denge), varlığın, insanın ve hayatın varoluş denklemidir. Muvazenenin ve muvazene ihtiyacının en katı şekilde tezahür ettiği alan “varlık bahsi”, en açık şekilde zuhur ettiği alan “hayat bahsi”, en müphem olduğu alan ise “insan bahsi”dir. Mevzuumuz hayat bahsi…
Muvazene, nizamdır, muvazenesizlik keşmekeş… Nizam hayattır, kaos ise ölüm… Hayat, keşmekeşe (kaosa) tahammül edemez, muvazene bozulduğunda tabii olarak muvazeneye doğru akar, muvazeneyi arar, en küçük muvazene ihtimaline bile sarılır. Ne olursa olsun, muhakkak muvazeneyi bulur. Muvazene denkleminin iyi veya kötü olduğuna bakmadan onu arar. “İyi muvazene”, kaosta aranmaz, iyi muvazene, muvazeneden sonra aranır.
Hayat tabii haline bırakıldığında, arayacağı muvazenede “insani altyapı” derdine düşmez. En kötü muvazene, en iyi (ki böyle bir şey olmaz) keşmekeşten daha iyidir. Çünkü muvazene, hangi muhtevada olursa olsun, hangi denklemle kurulursa kurulsun, hayat demektir. Köle-efendi münasebetinde bile isyan yoksa bir muvazene kurulabilir ve hayat bu muvazene bile keşmekeşe tercih eder. Hayatın bu tabiatı, mesela diktatörlüklerin de bir müddet devam edebilmesini izah eder. Kaosun akabinde kurulan diktatörlüklere insanların tahammül etmeleri, hayatın diktatörlüğü bile kaosa tercih etmesindendir. Fakat muvazenenin ömrünü tayin eden, muhtevası ve denklem türüdür. Muhtevası ne kadar “insani” mahiyet taşıyorsa o nispette ömrü uzun olur, aksi durumlarda ise bir müddet sonra muvazene bozulur, çünkü hayat daha iyi bir muvazene aramaya başlar.
*
Hayatın tabii muvazenesi olduğu gibi, hayatta iradi muvazeneler de kurulur. Fikir (akıl, tefekkür) olduğu müddetçe (yani insan mevcut olduğu sürece) hayat iradi müdahalelere muhataptır. Fikir, hayatın tabii muvazenesine tahammül etmez, tabii muvazene ile iktifa etmez, tabii muvazene yerine iradi muvazeneyi ikame etmek için uğraşır. Zaten hayatın tabii muvazenesi de, iradi müdahaleler tarafından yıkılır. Bir muvazeneyi kurmak için, mevcut bir muvazene yıkılmalıdır. Bu sebeple fikir, muvazene amili (kurucusu) olduğu kadar, muvazene yıkıcısıdır da…
Hayattaki deveran, muvazene arayışı şeklinde cereyan eder. Hayat tabii olarak da muvazeneye doğru akar, iradi olarak da… Hayat tabii olarak muvazeneye doğru akar çünkü muvazene hayatın ta kendisidir. İradi müdahaleler de muvazene inşası içindir, dünya görüşlerinin inşa etmek istediği hayat, en-netice bir muvazene mimarisidir. Zaten iradi müdahale, dünya görüşünün muhtevasına uygun muvazene denklemiyle nizam inşa çabasıdır. Fakat iradi müdahale bundan ibaret değildir. Dünya görüşlerinin “iradesi” bu maksada matuf olarak faaliyet gösterir. Fikir olmadığında, yani dünya görüşü çapında bir fikir olmadığında, insanların iradi müdahaleleri, menfaat merkezlidir. Menfaat merkezli iradi müdahaleler, özü itibariyle “efendi-köle” muvazenesi kurarlar. Hayatta “irade” mutlaka ve devamlı surette olacağı için, fikre yaslanmaya her irade, ismi ne olursa olsun, efendi-köle muvazeneyi kurmaya matuftur. Bu sebeple insanın haysiyeti ve asaleti, bir dünya görüşüne bağlılıktadır. Dünya görüşünün ne olacağı bahsi ayrı olmak üzere, fikirsiz (dünya görüşsüz) her irade, menfaat merkezlidir ve kuracağı muvazene kaçınılmaz olarak efendi-köle muvazenesidir.
Liberalizm, hayatın tabiatına atıf yapmaktan başka bir fikir beyan etmediği için, hem dünya görüşü değildir hem de insanları “menfaatlerinin” peşinde koşmaktan başka hiçbir ahlaki çerçeveye teşvik etmez. İnsanları menfaatleriyle başbaşa bıraktığı, sadece menfaatlerinin peşinde koşmalarını mümkün kılmak için tedbirler aldığı için, “efendi-köle” muvazenesinden başka bir denkleme sahip olamaz, olamamıştır.
*
Hayatın tabii mecralarını ret ve inkar ederek hayat inşa etmek kabil olmadığı gibi, muvazene de kurulamaz. Kurulanlar, muvakkat olurlar ve bir müddet sonra yıkılmak zorunda kalırlar. Sürdürülebilir muvazene denklemi, mutlaka hayat ile fikir arasında muhteşem bir kıvam ister. İslam, hayatın tabii mecralarını reddetmiyor ama onlara üflediği bir muhteva yekunu ile onları tanzim ediyorsa, muvazene denklemini de, fikir (muhteva) ile hayat arasındaki muhteşem kıvam ile kuruyor. Bu manada İslam, mütekamil ve muhkem muvazeneyi inşa eden, fikir (mana) ile hayatın muhteşem terkip kıvamıdır.
Dünya görüşlerinin hayata müdahalesi, umumiyetle hoyrat, yıkıcı, çözücü mahiyet taşıyor. Muvazene ve nizam, silah (kaba güç) zoruyla kurulmaz. Bu tür muvazene kurma çabaları, hayata rağmendir ve hayata meydan okumaktır. Muvazene, çok hassas bir denklemdir ve en az ihtiyacı olan unsur, güçtür. Doğru muvazene, fikir ile hayatın mütekamil terkip kıvamında gerçekleşir ve bu muvazene en muhkem ve en uzun ömürlü olanıdır.
İslam’ın hayat ile münasebeti, nüfuz etmek şeklindedir. Hayata nüfuz etmek, hayata bir ruh (muhteva) üflemektir. Nüfuz edemeyenler, kaba güç ile müdahale etmek zorunda kalırlar. Maddi gücün müdahalesi ile kurulan muvazene, hastalıklıdır. Doğru olan, dünya görüşlerinin hayata müdahalesi değil, nüfuz etmesidir. Hayata nüfuz etmek, “iradeye” nüfuz etmektir. Başka bir ifadeyle, şahsiyet inşa etmek ve şahsiyetten zuhur edecek iradenin muhtevasına sirayet etmiş olmaktır. Bu cihetle bakıldığında mesele hayata müdahale etmek değil, insana nüfuz etmektir.
Hayata nüfuz etmek, şahsiyet inşası yoluyla olduğuna göre, hayatı tanzim etmenin derin yolu, tedrisattır. Bu sebepledir ki İslam’ın en mühim meselesi, Maarif anlayış ve nizamıdır. Çünkü İslami hayatın inşası, şahsiyet inşasıdır.
Asr-ı Saadette temel üç hadise görülür. Birincisi dinin kafirlere tebliğidir, ikincisi Müslüman olanların tedrisatıdır, üçüncüsü hayatın inşasıdır. Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin hayatı, özet olarak ifade etmek gerekirse, tebliğ, tedris ve inşadır. Bunların dışındaki tüm bahisler, bu üçünü gerçekleştirmek içindir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir