İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-30-MÜDERRİS ANLAYIŞI-1-

MÜDERRİS ANLAYIŞI
İki Cihan Serveri Aleyhiselatü Vesselam Efendimizin, Risalet vazifesini teslim aldıktan sonraki tüm hayatı, müderris, muallim, mürebbi olarak geçmiştir. Her hal ve kavli, ders veren, öğreten, terbiye eden, inşa eden ve nihayet tatbik eden bir emsaldir. Birçok sıfat şahsiyetinin yıldızları olarak parlamakta, her yıldız ayrı bir sahada “nihai emsal” vazifesini görmektedir. Asli vasfı ve vazifesi, malum olduğu üzere Risalet ve tebliğdir, bundan hemen sonraki vasfı ve vazifesi ise müderrislik ve tedrisattır.
Hz. Risaletpenah Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin “müderrislik” vasfı ve tedrisat vazifesi tam olarak anlaşılmadan, İslam’ın anlaşılması kabil olmaz. Çünkü Risalet, İslam’ı, kafirlere tebliğ, Müslümanlara ise tedris etmiştir. Müslümanlara yönelik tedrisat faaliyeti ise, tabii olarak altmış üç yıl, asli olarak da yirmi üç yıldır. Müderrisliğin ilk vasfı “emin” olmaktır, O, “emin” sıfatını kırk yaşına kadar iktibas ve muhafaza etmiştir, bu sebeple müderrisliği, tabii olarak altmış üç yıldır.
Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin müderrislik vasfı ve tedrisat vazifesi anlaşılmadığı takdirde, “Vahiy”, doğrudan muhatap olunacak bir metin olarak kabul ediliyor. O’nun tebliğ vazifesini yaptığını, vahyin artık tamamlanmış olarak elimizde bulunduğunu düşünüyor ve O’nu aradan çıkararak doğrudan Kur’an-ı Kerim’i okuyor, anlamaya çalışıyoruz. O’nun nasıl okuduğunu, nasıl anladığını, nasıl anlattığını, nasıl tatbik ettiğini umursamamak, anlamamak, hafife almak insanın İslam ile tüm irtibatını keser.
*
Hz. Resul-i Kibriya Aleyhisselatü Vesselam Efendimizi, sadece Resul olarak bilmek temayülüne sahibiz. Risalet vasfının ve vazifesinin ihtişamı, tüm vasıf ve vazifelerini dikkatlerden ve idraklerden uzak tutacak kadar göz kamaştırıcıdır. Lakin bu tecelliyat mesuliyetimizi ilga, vazifemizi iptal etmez. O’nun tüm vasıf ve vazifelerini, Risalet merkezinin muhitini teşkil edecek şekilde anlamalı, her vasıf ve vazifesinin tekabül ettiği alanda ona nispetle hayatımızı inşa etmeli ve yaşamalıyız. Bu şekilde bir yaklaşımın oluşturacağı tahlil ve terkip yekunu içinde, belki de yeniden ve baştan O’nu okumaya başlamalıyız.
Bu bahsin her alandaki ehemmiyetini göstermek bakımından mevzuu dışı (maarif meselesi dışında) bir misal verip, mevzuumuza dönelim. Risalet ile riyaset, günümüzde birbirine fazlaca karıştırılıyor. Her vasıf ve vazifesinde olduğu gibi “Riyaset” de, Risâlet’in gölgesinde kalmaktadır. O, hem Resuldür hem de Devlet Reisidir. Fakat Riyaset, Risalet olduğu müddetçe zuhur şartlarına istisnai olarak sahip olabilmiştir, zira O, devleti, Riyaseten değil Risaleten yönetmiştir. Çünkü ağzından çıkan ya vahiydir veya Hadistir, her ikisi de, İslam’ın inşai kaynağıdır. Dolayısıyla O’nun bir konudaki beyanı, sadece devlet idare etmek değil, aynı zamanda devlet idaresinin kaidelerini vazetmektir. Bu sebeple halk (misalimizde Sahabe), O’na, herhangi bir İslam Devlet Reisine davrandığı gibi davranamaz, mesela itiraz edemez, mesela O’nunla tartışamaz, mesele O, sormadan ve müsaade etmeden fikir beyan edemez. Çünkü O Resuldür ve yanlış yapmaz.
Günümüzdeki Müslümanların İslam Devlet Anlayışına ve Devlet Reisi (halife) tariflerine bakınca, Riyaset ile Risalet’in birbirine karıştırıldığı görülüyor. Hatta meseleyi devlet çapında düşünmek bir tarafa, cemaat, parti veya başka tür yapılanmalarındaki riyaset için, “emsal” olarak Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamı alalım derken, O’nun Riyasetini değil de (Haşa, Allah muhafaza) Risalet’ini misal olarak alabiliyorlar. Netice olarak Müslümanların aralarında gerçekleştirdikleri cemaatlerin, teşkilatların, bünyeleşmelerin riyasetinde bulunan şahıslar, istişaresiz, itirazsız, tereddütsüz itaat bekliyorlar. Oysa “saf itaat”, sadece, Cenab-ı Allah Azze ve Celle ile Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam efendimizedir.
O’nun Riyasetini emsal almak için kafi derecede vaka yok gibi. Bizzat kendi zatlarının “müşavere meclisi” oluşturması ve istişare geleneğini başlatması, Riyasetinin misallerinden değil, Müderrisliğinin misallerindendir. Çünkü istişare edilmesine müsaade etmese, buna itiraz imkanı ve kudreti kimsede yoktur. Bu sebeplerden dolayı, İslam’da Hilafet ve her türlü Riyaset mevzuunun emsali, Hz. Ebubekir Radiyallahu anh’dan başlar. Bu hususta Raşit Halifeler, Riyasetin emsalleridir ve oradan Riyaset meselesi süzülmelidir.
Fahr-i Kainat Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın devr-i saadetlerinde, Riyasetinin Risaletinden tefrik edilebileceği çok az sayıda vaka var. Fakat bu konuyu daha fazla uzatmamak için burada bitiriyoruz. Bu konuda müstakil bir telif eserimiz, “Dört Halife ve Devlet İdaresi” ismiyle yayına hazırlanıyor, meselenin teferruatı orada mevcut.
*
İslam Maarif Anlayışını dokumak, tedrisat anlayışını oluşturmak, bunlardan bir “müderris” tarifi çıkarmak için ilk yapmamız gereken iş, “Risalet” ile “Müderrislik” vasıflarını, her ne kadar birbirinden tefrik etmek kabil değilse de, mümkün olduğunca ayrı başlıklar halinde tetkik ve idrak etmeliyiz. Risalet ile Müderrislik vasıfları birbirine çok fazla nüfuz ettiği için, zor bir bahis olduğunu kabul etmek gerek.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir