İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-32-TALEBE ANLAYIŞI-1-

Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin talebeliği yoktur. Talebeliğinin olmaması, nakısa değil aksine kemal ifadesidir. Kırk yaşına kadar, Mekke cemiyet yapısında ve hayatın tabii seyrinde öğrenmesi mümkün olan bilgileri tabii ki öğrenmiştir. Talebelik bahsi, bunları ihtiva etmez. Din vazeden bir “şahsiyetin”, yeni bir kitap ortaya koyması ve yeni bir tatbikat göstermesi karşısında, bütün bunların kendine ait olduğu iddiası bir tahsil ve talebelik gerektirir. Kur’an-ı Kerim’in, kendine ait bir kitap olmaması, talebeliğinin bulunmamasını ilzam etmez mi? Ümmiliği de zaten bunun delili değil midir?
O, talebeliği olmayan bir müderristir. Risalet zaten budur. Beyanları, öğrendikleri değildir, “bildirilenlerdir”. Bildirilenleri, öğrenmesiyle idrak etmesi arasında zaman yoktur. Hiçbir insan, öğrenmeden idrak edemez, O, öğrenme ile idrak etmeyi hemzaman olarak yaşayandır ve her ikisini de bir anda gerçekleştirendir, hiç kimse öğrenme ve idrak etmeyi anlık olarak (yani aynı anda) yapamaz, hem öğrenmek hem de idrak etmek ayrı zihni-akli süreçleri gerektirir.
O’nun bu hususiyetleri nazara alındığında, talebelik çerçevesi, talebenin hususiyetleri, talebelik adabı gibi talebeliğe ait hiçbir mevzuu, O’ndan, O’nun hayatından misallendirilemez. O’nun talebeliğinin bulunmaması, bazı küçük akıllıların, İslam’ı anlama konusunda, talebelik sürecini (tedrisat safhasını) atlayıp, doğrudan Kur’an-ı Kerim’i hem de mealinden okuyarak anlayacağı vehmine savrulmasına sebep oluyor. Hani O, doğrudan Kur’an-ı Kerim’i okudu ve anladı ya, “biz de anlarız” edalarında bir çılgınlık hali yaşanıyor. Kur’an-ı Kerim’i tedrisatsız (ve talebelik yapmadan) anlayan ise Hadis-i Şerifleri haydi haydiye anlar değil mi? Talebeliğinin olmamasını farketmedikleri, anlamadıkları görülüyor da O’nun tüm Risalet hayatının aynı zamanda “Müderrislik” olduğu apaçık ortadayken, İslam’ın tedris edilmesi gerektiğini anlamamaları, keza tam bir idraksizlik hali.
*
Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, her hususta nihai ve tek emsaldir muhakkak. Lakin “emsal olma halini” doğru anlamalıyız. Kendi anlayışsızlığımızı, zafiyetimizi, eksikliklerimizi O’na tahmil etmek gibi bir cinayet işleyemeyiz.
Müderris varsa talebe de vardır. Müderris ile talebeler arasında tedrisat vaki olmuşsa, talebeliğin tüm hususiyetleri tespit ve tayin edilmiştir. Tedrisatın merkezinde Müderris olarak oturan Risalet’in çevresinde halka halka talebeler var, ashabı kiram…
İslam, önceki ilahi dinlerin birçoğundan farklı olarak, her alanda, her anlamda “tamamlanmıştır”. Din vazedilmiş, tatbik edilmiş, ferdi şahsiyet inşa edilmiş, cemiyet nizamı tesis edilmiş, devlet kurulmuş, hayatın her alanında tatbikat misalleri verilmiştir. Tamamlanmış bir dine muhatap olmak, onu anlamaya çalışmak, ona mensup ve teslim olmak, tamamlanma unsurlarının bütününü ihtiva eder. Bu manada sahabe, cemiyet kadrosunu temsil eder.
Dünya görüşünün tamamlanması, ferdi şahsiyetin ve cemiyet kadrosunun tüm boyutlarının inşası ile mümkündür. Cemiyet kadrosunu teşkil edebilen bir dünya görüşü, hayatın her alanında ne yapabileceğini göstermiş olur. Tek din olan İslam’ın, son Resulünün elinde, nazari ve tatbiki her alanda tamamlanmış olması gerekir. Çünkü son Resul ile birlikte “din inşası” da bitmiştir. Öyleyse hiçbir boşluk bırakmamış olduğuna “iman” etmek gerekir, aksi halde “din inşası”na açık kapı bırakılır, bu ise Risalet’in devam ettiğine inanmak manasına gelir ki, Allah muhafaza…
Hatem’ül Enbiya ile din inşası bitmiş, O’ndan sonra ise “din ile inşa” başlamıştır. Öyleyse yapacağımız her şey, “din ile inşa” bahsi içindedir.
İnsani meselelerin üç ana unsuru var; ferd, cemiyet, devlet… Bunların her biri kendi içinde uçsuz bucaksız bir derinliğe, sayısız mevzuu ve unsura sahiptir. Tamamlanmış dinin ferdi plandaki emsali bizzat Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizdir. Tamamlanmış dinin içtimai plandaki emsali, sahabe kadrosudur. Tamamlanmış dinin devlet planındaki emsali, Hz. Ebubekir Radiyallahu anh’dan başlamak üzere dört halife devridir.
İslam’ın cemiyet emsali sahabe kadrosu olduğu için, talebe misalini, talebeliğin ne olduğunu onlardan öğrenmeliyiz.
Her konuda nihai emsal, ilk olanlardır. İlk olan (olanlar) kurucu şahsiyettir. Talebeliğin ilki, sahabe kadrosudur, İslam tedrisat anlayış ve nizamının ana unsurlarından olan talebeliğin İslam tarihindeki ilk misali sahabe kadrosudur. Talebelik, her konuda olduğu gibi, ölçülerini Hz. Risaletpenah Aleyhisselatü Vesselam Efendimizden almak üzere, emsalini sahabenin hayatından iktisap eder.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir