İSLAM MEDENİYET AKADEMİSİ-1-TAKDİM

İSLAM MEDENİYET AKADEMİSİ-1-TAKDİM
Medeniyet inşa etmek birkaç neslin işi değil, uzun nefesli bir çalışmadır. Medeniyetten, medeniyet inşasından ve meseleleri bu merkezde düşünme lüzumundan bahsediyor olmak, özü itibariyle tefekkürün çapına dönük bir iddia veya taleptir. Mevzumuz tefekkür, tefekkürün çapı, ufku, hacmi… Yani “medeniyet çapında” düşünmek…
Bir dünya görüşünü medeniyet çapında düşünmek, onu anlamanın en geniş ufkudur. İslam’ın yekununa muhatap olmalı, parçalarında (bazı konularında) boğulmamalı, istikametin bazı meseleler tarafından vakumlanmasına fırsat vermemeli, mümkün olan en geniş ufka malik olmalıyız. İslam, mümine, yeryüzünü imar vazifesi de yüklemiştir, imar faaliyetinin müntehası medeniyettir.
Medeniyet tasavvuru, medeniyet inşası kadar mühimdir. Sıhhatli ve mütekamil bir medeniyet tasavvuru, ilmi ve fikri mecraların, havzaların, eserlerin içinde vücut bulacağı iklimdir. Bu iklime ihtiyacımız var. Balığı suyun dışında yaşatamıyorsak, yaşatma imkanını bulsak bile tabii olanı bozmamak için suda yaşatmaya devam edeceksek, fikir, ilim ve sanat faaliyetleri için bir iklime ihtiyacımız var, bu iklim oluşmaz, oluşturulamazsa, fikir, ilim ve sanat eserlerimiz yeşermez. Bu iklimi bulamaz veya oluşturamazsak, fikir (zihin) coğrafyamızı “sera” bahçesine çeviririz.
Medeniyet çapında düşünmek, tefekkür derinliğinin müntehası değil elbette ama en büyük hacim olduğu açık. Tasavvuftaki tefekkür derinliği (dikey boyut), beşeri düşüncenin müntehasını gösterir. Zaten medeniyet çapında düşünmek, Şeriatın çerçevelediği saha ile Tasavvufun keşfettiği derinliğin terkibindeki “hacim”de mümkün olur.
Derinlik, sahayı (iki boyutlu alanı, hayatın nazari altyapısını) gerektirir, saha yoksa “nokta derinleşmeden” bahsedilir ki, orada hayat yoktur. Bu cihetledir ki Şeriatsız tasavvuf sapıklık, tasavvufsuz Şeriat ise derinliksiz bir satıhtır. Birincisi haram, ikincisi caizdir. İkincisi caizdir ama orada kalmak, İslam’ın insana teklif ettiği mana yekunundan asgari seviyede faydalanmaktır. Tasavvuf, Şeriatın çerçevelediği sahanın, aşağıya doğru derinliği, yukarıya doğru irtifaı demektir ve satıhta kaideler, dikey boyutta ise manalar mevcuttur. İslam, Şeriatın çerçevelediği sahanın nihai irtifa menzilini miraç olarak işaretlemiştir. Miracın, münhasıran Fahri Kainat Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Efendimize ait olduğu muhakkaktır, bununla birlikte miracın nihai irtifa menzili olduğu sarihtir.
Şeriat “ölçü mimarisi”, tasavvuf ise “mana mimarisi”dir. Şeriattan mikyas alınır, tasavvuftan mana devşirilir. Mikyas (ölçü) sırat-ı müstakim üzere olmanın teminatıdır ve mana o teminat altında keşfedilir. Ne var ki irtifa (veya derinlik) arttıkça, Şeriat ile tasavvuf arasındaki mesafe artmakta, irtifa kazanmanın (derinleşmenin) süreçleri ve safhaları unutulduğunda ise aradaki mesafenin Şeriattan bağımsızlaşmak, uzaklaşmak, onu ihlal etmek şeklinde anlaşılma imkan ve ihtimali yükselmektedir. Son birkaç asırlık çökme ve çözülme tarihimiz dikkate alındığında, tasavvufun asırlardır ürettiği müktesebatın Şeriat ile irtibatının, Şeriat ile muvafakatinin, aralarındaki illiyet irtibatının görünmez hale geldiğine şahit olduk. İslam İrfan Müktesebatı ile irtibatımız kesilince, bu müktesebatın her sahadaki verimleri birbirinden müstakil gibi görünmeye başladı. Müktesebat haritası olmayınca, hiçbir kıymetin mevziini tespit edemez hale geldik.
Mesele Şeriat ile Tasavvufun, Ruh ile Aklın mezcedilmesidir. Umumi bakışla görülebilen bu mesele, teferruatına ve derinliğine inildiğinde içinden çıkılmaz bir giriftlik manzarası arzediyor. Israrla müktesebat haritasından bahsetmemizin sebebi, hali hazır durumda mevziimizi tayin edemiyor olmak. Harita yoksa mevzi yok, istikamet yok, mikyas yok. Bu sebeple olmalı, bir müddet bir yöne gidiyoruz, bir müddet başka bir yöne… Üç yıllık, beş yıllık, on yıllık, otuz yıllık pişmanlıklar yaşanıyor, bir labirentin ortasında kalmışız da bir o tünele bir bu tünele girip denemekten yorulmuş haldeyiz. Sanki ölümü bekler gibiyiz.
İslam Medeniyet Akademisi mutlaka kurulmalı. Dünyanın ömrü varsa eğer, Müslümanlar için önümüzdeki bin yıla istikamet tayin edecek çalışma, “müktesebat haritası”dır. Müktesebat haritası olmadığında mevzi tayini yapılamıyor, bu sebeple atın önüne eti, itin önüne otu koymaktan kurtulamıyoruz.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir