Ömer Akpınar ile MÜLAKAT

YAZAR ÖMER AKPINAR İLE ‘FİKİR VE SİYASET MÜNASEBETİ’ HAKKINDA MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM

‘Büyük ağaçlar, Küçük Saksılarda Yetişmez’

 

İlk nesil; zemin hazırlar ve temelleri atar. Yani fikriyatı ortaya koyar. Bir sonraki nesil, müesseseleri kurar. Daha sonraki nesiller ise medeniyetin inşası için mütefekkirleri ve sanatçıları yetiştirir. Her medeniyet bu safhalardan geçerek yükselir.

 Metin Acıpayam: Fikir Adamı ve siyasetçi hakkında başlayacak olursak… Fikir adamı ile siyasetçi arasındaki mukayese konularından calib-i dikkat olanı, bilgiye muhatap olmak ve onu yoğurmaktır. Siyasetçilere “gerçek” bilgi akar, öyle ki bilgiye boğulacak denli çok ve çeşitlidir. Fikir adamlarının malik olmadığı sayısız bilgi vahidi siyasetçilerin önüne, istemeseler de gelir, yığılır. “Gizli” veya “önemli” sıfatlarıyla tasnif ettikleri çok sayıda bilgiye sahiptirler. Halkın ve tabii ki fikir adamlarının sahip olmadıkları birçok bilgiye malik oldukları için “nefs emniyetleri” fevkalade gelişir. Fikir adamlarından daha fazla bilgiye sahip olmak, zihni evrenlerinde enteresan mecralar oluşturur ve garip tavırlar halinde dışarıya dökülür. Bu hal karşısında fikir adamının tavrı ne ölçüde ve ne şekilde olmalıdır?

Ömer Akpınar: Siyasi mülahazalara girmeden yapacağım tasvirler bizi fikir ve irfan mecraında tutacaktır. Sorunuza siyasetçilerin çok şeyleri bilmesi vechesinden başlayacak olursak; ‘Bazı sırları bilmemek, bilmekten daha hayırlıdır. Zira nice sırlar vardır ki öğrenenlerin hayatına mal olur.’ Bu yüzden her şeyi bilmek insanı fikir adamı yapmaz. Çünkü afaki malumat, zihni dağıtır, hedeften saptırır.

Medeniyet; kültür değerlerini bilmek ve esaslarını tatbik etmekle inşa olur. Bunun için de birden fazla nesil zincirine ihtiyaç vardır. İlk nesil; zemin hazırlar ve temelleri atar. Yani fikriyatı ortaya koyar. Bir sonraki nesil, müesseseleri kurar. Daha sonraki nesiller ise medeniyetin inşası için mütefekkirleri ve sanatçıları yetiştirir. Her medeniyet bu safhalardan geçerek yükselir. ‘Büyük ağaçlar, küçük saksılarda yetişmez’ hakikatinden yola çıkarak büyük şahsiyetlerin de münbit zeminlerde yükseleceği sonucuna ulaşırız. Bakımsız tarlada ancak diken yetişir. Evet, nice Mevlanalar, Gazaliler ve Bediüzzamanlar mahrumiyet bölgelerinde gizleniyor. O deha sahiplerini köreltmeden parlatanlara ne mutlu. Burada idarecilerin fikir adamlarını teşvik etmesi ve onlara uygun bir zemin hazırlaması çok önemlidir. Bu ilmin ve irfanın inkişafına vesile olur. Sabit fikirlerin tasfiyesi, yeni fikirlerin rağbet görmesine bağlıdır. Bu teşvik görülmezse o zaman mütefekkirler ve mücedditler dava adamı yetiştirmeye devam etmelidir. Zira devlet aygıtını sevk ve idare edecek yöneticiler, yine onların yetiştirmesiyle mümkün olacaktır. Keza fikir adamlarının, dönemin idarecilerinin yanında yer alması da çok mühimdir. Yoksa yöneticilerin ikballeri kısa ve geçici olur.

Çağ açıp çağ kapayan Fatih Sultan Mehmet Hanı yetiştiren Akşemseddin; yine Hacı Bayram Velinin talebesidir. Buradan hareketle ilim, fikir ve gönül adamlarının hayatımızdaki önemi daha iyi anlaşılır. Cumhuriyet dönemindeki fikir adamlarıyla idari kadro arasındaki inkıta Türkiye’de dolayısıyla da İslam aleminde tutulmaya sebep oldu. Millet-Devlet bütünleşmesi değil ayrışması söz konusu oldu. Bu ayrışma dış mahfillerce daha da körüklendi. Çünkü ümmetin ittihadı, İslam’ın parlaması demekti. Bu kadar uzun bir süre bu necip ümmetin ittihadı önündeki suni engeller artık kaldırılmalı. Şimdi her entrikayı boşa çıkaracak bir ferasetle her kademedeki idareciler değil, ilim irfan sınıfındakileri her sınıf ve coğrafyadaki insanımızı birleştirmenin yolları bulunmalı… İlim, irfan ve fikir adamları da habbeyi kubbe yapmadan; bunun uzun bir vetire olduğunu bilerek sabırla ve imanla gelecekteki yöneticileri içinden çıkaracak yeni nesillerin ruh dünyasını inşa etmeye son gayretleriyle çalışmalı…

 

İslam medeniyetinin hamulesi elan mevcuttur ve

her haliyle keşfedilmeyi bekliyor.

 

Metin Acıpayam: Siyasi kadrolar meselenin tatbikat kısmıyla ilgilidir. İslam medeniyetinin yeniden inşasından bahseden cumhurbaşkanı ve başbakanın, çalışma yoğunluğu hatırlanırsa İslam medeniyet tasavvurunu geliştirmesi düşünülemez, İslam medeniyetinin inşasından önce tasavvurunun (fikriyatının) geliştirmesi gerektiği açıktır. Sizce Türkiye’de İslam medeniyet tasavvurunu geliştirecek, medeniyet müesseseleri numunelerinin fikrini örecek, siyasetçiler ve sair aksiyonerler tarafından inşa ve tatbikatını takip ve teftiş edecek fikir ve ilim adamı kadroları mevcut mudur?

 

Ömer Akpınar:  Medeniyeti inşa etmek bir kitle hareketidir. Bir şahıs ne kadar deha sahibi olursa olsun yine de ölecektir. Ama medeniyet kısa ömürlü şahıslarla inşa edilen uzun soluklu birikimlerdir. Ender şahsiyetleri arayıp onların etrafında toplanmak yerine kitleler halinde teşkilatlanmak daha tesirli bir hareket olacaktır.

İslam medeniyetinin hamulesi elan mevcuttur ve her haliyle keşfedilmeyi bekliyor. Yeniden bir fikriyat arayışına girmek ise zaman kaybı olacaktır. Zira Saadet Asrından bugüne kültür ve medeniyet namına ne varsa üst üste eklenerek gelen bu muktesebat sadece açılmayı ve yaşanmayı bekliyor. Ona ulaşmak hususunda engel namına ne varsa hepsi aradan kaldırılmalı. Burada siyasi kadrolara çok büyük görev düştüğü kanaatindeyim. Başbakanlık arşivlerinin yeniden tasnifi ve halka açılması bu manada çok anlamlı bir girişimdir.

Medeniyetin inşasında yanlış gidişatı teftiş edecek fertler yerine heyetler iş yapmalı. Çünkü parçada bulunmayan bütünde bulunur, fertte olmayan heyette olur. Bir şahıs her dalda ihtisas sahibi olamaz. Fakat bir heyette her dalda kendi branşında uzman kişiler bulunacağından bir hadise çok veçhelerle ele alınacaktır. İfsat edici fikirleri ve teşekkülleri tefrik daha kolay olacaktır. Bu arada ferd-i yekta şahsiyetler yetişmiş olursa onlarda bu teftişe yardımcı olacaklardır.

Metin Acıpayam: Fikir ve ilim adamlarının siyasi kadrolardan önde gitmesi gerektiği doğru, çünkü İslam irfan müktesebatının bize öğrettiği, fikrin önce tatbikatın sonra olduğudur. Türkiye’de siyasi kadroların fikir adamlarından önde gittiği teşhisi sizce de doğru mudur?

 

Ömer Akpınar:  Evet Türkiye’de 2002 yılından beri siyasi kadrolar ilim ve fikir adamlarından önde gidiyorlar. Siyasi kadrolardan önde giden hatta çağlara damgasını vuran mütefekkirlerin olmasını arzu ederdim. Ama tefekkür zor bir sanat olduğu için pek az insan fikir adamı olur. Bu yüzden fikir adamlarını muasırı olanlar değil istikbaldeki nesiller anlar. Çünkü her fikir sistemi hazmedilmeyi bekler. Bu özümseme süreci bazen yarım asır, bazen de bir asrı bulur. Sonra seni anlayamadık diye fikir adamının iade-i itibarı yapılır. Çoğunlukla muasırı olan yöneticiler de fikir adamlarını anlayamazlar. Hatta yanlış anladıkları için onlarla mücadele içinde olurlar. Ancak günümüz siyasi kadroları sadece kendi halkı ile değil ümmetin diğer unsurları ile de yakın bir bağ kurdukları için bu kadar başarılı oldukları kanaatindeyim.

Metin Acıpayam: Fikir ve ilim adamlarının tatbikatçıların gerisinde kalması çok ciddi bir problem. Bunun aşılması için, hükümet dışı kuruluşların, özellikle de fikir ve ilim adamlarının teşkilatlanması ve iktidardan bağımsız bir medeniyet tasavvuru ve müesseseleri üzerinde çalışması gerekmez mi?

 

Ömer Akpınar:  İzninizle bunu siyasi kadroların ilim ve fikir adamlarına yol açması diye isimlendirmek istiyorum. Ve siyasi kadroların bu durumda önde olmasını garipsemiyorum. Diğer taraftan bu duruma yol açan saik, ilim ve fikir adamlarının cevval ve faal olamamasıdır. Pek tabidir ki bu durum aşılabilir. Vasat düzeyde olsalar dahi ilim ve fikir adamları birlik içinde hareket ederlerse bir şahs-ı manevi teşkil ederler. Bu şahs-ı manevi büyük hizmetler görür. Hatta geniş tabanlı platformlar oluşturulabilir.

Sağduyulu bir iktidardan bağımsız medeniyet tasavvurunun eksik olacağı kanaatindeyim. Çünkü büyük hareketler geniş kitlelere ulaşan fikirler sayesinde müessir olur. Bu genişlikteki hareketler ise hiçbir unsurun kapsam dışı bırakılmaması ile gerçekleşir.

Metin Acıpayam: Fikir, ilim, sanat adamları medeniyet tasavvuru ve müesseseleri üzerinde çalışmazsa, siyasi kadroların sadece devlet kuruluşları üzerinde çalışmaktan başka yapacağı bir şey kalmaz, onların yoğun çalışma tempoları içinde fikir, ilim, sanat lojistiklerinin sağlanması kaçınılmazdır. Hal böyleyken, siyasi kadroların hızında ve hacminde fikir üretimi yapılamadığını görüyor musunuz? Bu konuda neler yapılmalıdır, neler yapılabilir?

 

Ömer Akpınar:  Bu soru öncekilerle bağlantılı olduğu için kısmen cevabı da verilmiş olduğundan ben farklılık arz eden kısmına ışık tutacağım. Herkes işini yapmalı, bildiği işe emek vermeli. İlim, fikir ve sanat adamlarının en önemli vazifesi ahlakı yüksek insanlar yetiştirmektir. İnsan yetiştiremeyenler yıkılmaya yok olmaya mahkumdur. Bu hususta ne lazımsa binasından, tesis ve techizatına kadar inşasına ve teminine çalışmalı. Fikirlerini sanatlı ve serbestçe ifade edebileceği zeminler hazırlanmalı. Bu hususta dergi ve kitap çalışmaları teşvik edilmeli.

Sanatın ilerlemesi için mesen sınıfı olmalı. Sanatçıları geçim kaygısından kurtaracak rahatlığı bu kişiler üstlenmeli. Kabiliyetli şahsiyetleri koruyup kollamalı eserlerini basıp yayınlamalı. Mesen sınıfı çok büyük bir boşluğu dolduracak genç sanatçıların ve fikir adamlarının doğmasına vesile olacaktır.

Metin Acıpayam: Bahsini ettiğimiz tüm bu mevzularda çalışma yapmak ve fikir, ilim ve sanat insanlarını bünyesinde toplayacak bir “medeniyet akademisi” kurulması, o bünyede fikir, ilim, sanat çalışmalarının, birbiriyle tezat teşkil etme ihtimali olan “parça fikir” şeklinde değil de, bir medeniyet tasavvuru geliştirecek şekilde sürdürülmesi gerekmez mi?

 

Ömer Akpınar: Bu konuda Kültür Bakanımız Sayın Mahir Ünal’ın çalışmalarını takdirle karşılıyorum. Kahramanmaraş’ın edebiyatın ve şiirin başkenti olması yolunda Unesco’ya tescili için çok çaba sarf ediyor. Şahsımı da avdet ettiği bir toplantıda bu fikirlerini duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Hatta otobüs durağında bekleyen birisinin kitaplıktan bir kitap seçip otobüs gelinceye kadar olan zamanı boş geçirmemesi için çalıştıklarını söylemişti. Bu anlattığım sadece projelerinden bir tanesi! Bunun yanında edebiyat akademisi, Şiir Akademisi, Fikir Akademisi, Sanat Akademisi gibi projeleri var. Dedeoğlu Konağını Şehir Kütüphanesi yapma girişimini başlattı. Bütün bunlar uzun soluklu yatırımlardır. Yetişen bir Neslin eser vermesi en az kırk yıl sürüyor. Kadim Medeniyetimiz yeniden canlandıracak işte bu nesiller olacaktır. Bu açıdan sabırla ve azimle her müspet teşebbüse destek vermemiz gerekir diye düşünüyorum.

Üstad Necip Fazıl’ın ‘İdeolocya Örgüsü’ isimli kapsamlı eseri bir

medeniyetin kurulması için yeterlidir.

Metin Acıpayam: Fikir adamlarının siyasi iktidarı sadece tenkit etmesi, buna mukabil fikriyat çapında tekliflerde bulunamaması, mesela doğrudan bir medeniyet müessesesi numunesi üretememesi, siyaseti ve siyasetçileri tenkit ehliyet ve hakkına sahip olmadıklarını da göstermez mi?

 

Ömer Akpınar: Evet tenkitlerle medeniyet inşa edilmez. Savunulan fikirlerin yaşanması ve çıkan aksaklıkların izalesi ile bu iş ancak hayat bulur. İlim ve fikir adamları aynı zamanda aksiyoner olmalı, küçük çapta olsa dahi kendi fikriyat projesini hayata geçirmiş olmalıdır. Yoksa düşünceleri bir iddiadan öteye geçemez ve ütopya olarak kalır. Sıradan tenkitleri sıralamak için ilme, irfana gerek yok. Ama ilham veren ve yol açan müspet tenkitleri yapabilmek için ilim ve fikir ehliyetini haiz olmak gerekir. Eğer ilim ve fikir adamları en ağır cümleleri en tatlı ve en kabul edilebilir biçime büründürüp sunabilirlerse işte o zaman medeniyet hamleleri başlar.

Üstad Necip Fazıl’ın ‘İdeolocya Örgüsü’ isimli kapsamlı eseri bir medeniyetin kurulması için yeterlidir kanaatini taşıyorum. Buradan sizin vasıtanızla bu güzel eseri okumalarını tavsiye ediyorum.

Yeni fikir ve eserlerin hayata kazandırılması süreklilik arz etmelidir.

 

Metin Acıpayam: Siyasi kadrolar (tatbikatçı kadrolar) neticede ülkede üretilen toplam fikirden mesuldür. Bir konuda, bir sahada hiçbir fikir üretilmemiş olması halinde, siyasetçilerin fikir üretme imkanı ve zamanı olmadığı dikkate alındığında, onların tenkit edilmesi fikri mesuliyete uygun mudur? Yani sadece “yanlış yapıyorsunuz” demek, tenkit için kafi midir?

 

Ömer Akpınar: Müspet manada yeni fikirler ve projeler iyidir, faydalıdır. Yeni fikir ve eserlerin hayata kazandırılması süreklilik arz etmelidir. Bu arada Osmanlı arşivlerinin üretilmiş fikir ve projelerle dolu olduğuna inanıyorum. Cumhurbaşkanımızın Abdülhamit Han zamanında tasarlanan Tüp Geçit projesini hayata geçirmesini güzel örneklerden biri olarak sunmak isterim. Elbette her fikir mükemmele değildir. Mükemmele en yakın fikirler vardır. Fakat beşeri zaaflarımızı bırakıp kenetleneme zamanı olduğu düşüncesindeyim. Bir tenkit ihtilaf kapısını aralayacaksa ki bu ittihad-ı İslam’ı geciktireceğinden yapılamamasının daha hayırlı olacağı, mevcut konjonktürel durumda sadece eleştirmek için tenkitlerin yapıldığı böyle bir zamanda sükutun daha kıymetli olduğu kanaatindeyim

Ama bu da mümkün olmayacağı için Siyasi kadrolar Necip Fazıl’ın:

‘Ey Düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın.

Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın!’

beyitini hatırlayarak itidal içinde isabetli fikir ve projeleri ayıklayıp hayata geçirme çabası içinde olmalı. Ümitleri kırmadan ve aşırılıklara kapılmadan vazifesini hakkıyla yapma cehd ve gayretini göstermeli.

Bu mülakat için başta şahsınıza, Terkip ve İnşa Dergisinde emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Sizin vesilenizle buradan okurlarıma en kalbi duygularımı takdim ediyorum. Yeniden buluşmak ümidiyle, Allah’a Emanet Olun!

Metin Acıpayam: Teşekkür ederiz hocam…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir