İSLAM MEDENİYET MÜESSESELERİ

İSLAM MEDENİYET MÜESSESELERİ
İslam’ı anlamak merkezindeki faaliyetlerimiz zaman zaman şiddetli tartışmalarla sürüp gidiyor. Ne kadar anlıyoruz, anladığımızın ne kadarı doğru ne kadarı yanlış, pek de farkında değiliz. Anlama çabamız umumiyetle nazari çerçevede kalıyor. Oysa anlayıp anlamadığımızı anlamamızın yolu, anladığımızı zannettiklerimizin tatbik edilmesi değil mi? Anladığımızı zannettiğimiz bahisleri tatbik etmeden, “tatbik edilebilir bir anlayışa” ulaşıp ulaşmadığımızı nasıl anlarız? Tatbik ettiğimizde ortaya çıkacak neticelere göre, doğru mu yoksa yanlış mı anlamışız ancak fark etmez miyiz?
Ağzımız dolusu konuşuyoruz. “Şöyle yapılmalıdır” diye yüksek perdeden ahkam kesiyoruz. Doğru olduğundan emin olduğumuz düşüncemizi tatbik etmek için serçe parmağımızı kımıldatmıyoruz. Tatbik etmeyi denesek belki hiç tatbik edilme imkanı yoktur. Belki zannettiğimiz faydaları üretmeyecek aksine zararlı neticeler verecektir. Sanki fikrimizin tatbikatta nasıl netice vereceğini test etmekten kasıtlı olarak kaçıyoruz.
*
Hayatı inşa eden, canlı tutan, yaşamayı mümkün kılan vasıtalar, müesseselerdir. Allah için her Müslüman kendi kendine sorsun. Mevcut mevzuatta bulunan dernek ve vakıf müesseselerinden başka bir müessese kurabildik mi? Mevzuatın hukuki teminat altına almadığı müessese kurmanın bazı tehlikeleri olduğu için resmi örgüt formlarının dışına çıkmadığımızı farzederek soruyu bir de şöyle sorayım. Dernek ve vakıf teşkilatlarında, yardım, eğitim gibi sayılı başlıklardan başka bir müessese kurduk mu? Ki bu çerçevede kurulan dernek ve vakıfların da birbirinin kopyası olduğu malum.
İslam, hayatın tüm şubelerini ihata, her hadiseyi izah ve her problemi hallettiğine göre her alanda müesseseler inşa etmemiz gerekmez mi? Özet olarak söylemek gerekirse; İslam’ın her ölçüsünü müesseseleştirmemiz gerekmiyor mu?
*
Medeniyet dediğimiz muhteva yekunu, birbiriyle tezat teşkil etmeyen müesseseler toplamı değil midir? Müesseseleşemeyen insan topluluklarına “bedevi” demiyor muyduk? Medine denilen meskun mahal, insanların gelişigüzel yerleştiği mekan parçası mıydı yoksa müesseselerin hendesi bir zevk ve nizam anlayışıyla iskan edildiği şehir demek miydi? Şehir, sokak ve cadde nizamından ibaret bir yerleşim merkezi miydi yoksa “yaşanmaya değer hayatın” ihtiyaçlarını gideren ve o hayatın hedefini her metre karesinde işaretleyen müesseselerin nazım planı mıydı? Sahi neydi “Medine”, unutmuş olmayalım…
Medeni olmakla bedevi olmak arasındaki farkı, çadırda yaşamakla binada yaşamak şeklinde anlamaya başlamış olmayalım. Çadırkent dahi insan iskanının bir çeşidi değil mi? Öyleyse dev binalar ve şehirler inşa etmek, manasız bir çaba olmaz mı? Müessese, insani münasebetlerin munzam adı değil mi? Çağdaş dille söylemek gerekirse kurum ve kuruluşlar, insan ilişkilerinin organize olmuş hali değil mi? İnsani münasebetleri tanzim ve tesis etmiyorsak, içtimai altyapımız ne ola ki? İçtimai altyapımızı izah edemiyorsak, hayatımızı bir dünya görüşüne göre yaşadığımızı nasıl iddia ediyoruz? Meseleye böyle bakınca halimiz çok komik görünüyor olmalı…
Binlerce dernek ve vakfımız var. Fakat müessese fikrini ve tasavvurunu geliştirmek için kurulan ve çalışan dernek, vakıf ve platformlarımız neden yok?
*
İslam medeniyet müesseseleri üzerine çalışmalar yapacak bir kuruluşa ihtiyacımız var. Tarihteki medeniyet müesseselerimizi araştıracak, yeni müesseseler ve sistemler geliştirecek bir kuruluşa şiddetle ihtiyacımız var.
Medeniyet müesseseleri üzerinde çalışmamamızın sebebi, “kurucu düşünce” ve “kurucu şahsiyet” zafiyetimiz olmasın. Yeni bir müessese fikri ve tasavvuru geliştirmek hakikaten zor… Mevcutlarla hayata devam etmek ise kolay olanı… Fakat kolay olana meyletmek aynı zamanda tembelliktir. Dünyanın ve İslam coğrafyasının içinde bulunduğu duruma bakınca, tembellik yapma hakkının ilga edildiğini düşünmeyen var mı?
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir