İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT -İslam Medeniyet Tasavvuru-

İNŞA-MUFAZA-TECRİTİslam’ın inşası 23 yıl sürdü. Hz. Resulü Ekrem (SAV) Efendimizin irtihali ile dinin inşası tamamlanmıştır. İslam o tarihten itibaren kıyamete kadar Müslümanlara emanet edilmiştir. Müslümanların ilk vazifesi, İslam’ı muhafaza etmektir. Allah, dinini tüm insanlığa göndermiş, Müslümanlara ise emanet etmiştir. İslam’ı muhafaza etmek, anlamak ve yaşamaktan daha mühimdir ve Müslümanların ilk mesuliyeti, mukaddes emaneti muhafaza etmektir. Tabii ki dini anlamadan ve yaşamadan muhafaza etmek fevkalade zordur ama muhafaza etmek, yaşamaya da mukaddemdir.

Bir insan ömrü boyu şarap içse fakat ona helal demese, günahkar ama mümindir. Bir insan ömrü boyu şarabın tadına bile bakmasa (ve ibadetlerini de yerine getirse) ama ona helal dese mümin değildir. Ölçü bu ise (ki budur), İslam’ın muhafazası, Müslümanların üzerindeki ilk vazifedir.

*

İslam’ın (dinin) inşası tamamlanmıştır. İki Cihan Serveri (SAV) Efendimizin irtihalinden başlamak üzere, kıyamete kadar devam edecek tüm kalbi ve zihni faaliyetler, dinin inşası değil, “din ile inşadır”. Din (İslam) ile hukuk nizamı inşası, iktisat nizamı inşası, siyaset nizamı (devlet) inşası, hayat inşası, nihayet medeniyet inşası ila ahir… Günümüzde Müslümanların düştükleri temel yanlışlardan biri de, “din ile inşa faaliyetini”, din inşası faaliyeti ile karıştırmalarıdır. (Allah muhafaza).

Asr-ı Saadette inşası tamamlanmış olan din, ümmetin kesintisiz muhafaza vazifesinin konusudur. Din, emanet olarak muhafaza edilecektir. Din, kitap ve sünnettir. Birincisi münhasıran Allah’a aittir, ikincisi Allah’ın tasarruf ve murakabesinde olmak üzere Resulüne aittir. Ümmet için dinin muhafazası, her şeyden, hayatından, namusundan, malından, neslinden vesaire her türlü kıymetinden daha mühimdir.

Dinin muhafazasına karşı en büyük tehdit, din ile inşa faaliyetini, dinin inşa faaliyeti ile karıştırmaktır. Zira bu ikisini birbirine karıştıran akıl ve anlayış, “yeniden din inşa ettiğini” fark etmiyor. Tarih boyunca bu problem zaman zaman yaşanmış fakat günümüzde zirveye çıkmıştır.

*

Risalet tarafından inşası tamamlanmış olan dinin (İslam’ın), bir taraftan ilmini, tefekkürünü, hikmetini keşif ve izhar, diğer taraftan ferdini, cemiyetini, devletini, medeniyetini inşa etmek, mütemadiyen devam etmesi gereken bir faaliyet mecmuudur. Zira her nesilde İslam’ın ferd şahsiyetini terkip, içtimai nizamını tesis, hayat çerçevesini yeniden inşa etmek gerekiyor. Her zaman diliminde, ilmini, tefekkürünü, medeniyetini yeniden inşa etmek gerekiyor. Yeniden ama eskiyi imha ve iptal ederek değil, eskiyi gerekirse tecdit ederek, gerekirse üstüne ekleyerek, gerekirse ıslah ederek fakat mutlaka silsileyi ve tarihi çizgiyi muhafaza ederek…

İslam’dan hareketle bir üretim havzası oluşturmak gerekir. İslam’ın, hayatın her alanındaki üretimlerini içinde barındıracak, tevhid ve vahdeti muhafaza edecek bir havza… Bu havza, kadimden beri oluşturuldu. Adına “irfan” dendi. İslam irfanı, İslam’dan hareketle keşfedilen, imal edilen, inşa edilen her kıymetin bahçesi olarak ümmetin bir taraftan nazari müktesebatı diğer taraftan tecrübe arşivi olarak vazife gördü. Hakikat, ilim, hikmet ve tefekkür alanlarında gerçekleştirilen üretimler, kesret, vahdet ve tevhid güzergahında tertip edilmiştir. İslam irfanı, yekun olarak söylemek gerekirse, ümmetin on dört asırlık üretimidir. Bunu yok saymak, iptal ve imha etmek, ondan faydalanmamak, İslam’ı mütemadi bir bedeviliğe hapsetmek, medeniyetin uzağına atmak olur. İslam’ın bir medeniyet ve kültür (irfan) havzası oluşturmadığını, oluşturmayacağını, böyle bir şeye ihtiyaç duymayacağını iddia etmek, bedevi aklının bile gerisinde bir akıl darlığı gerektirir. Böyle bir anlayışın Akl-ı Selim ile telifi asla kabil değildir.

Günümüzde birçok tartışmanın yaşandığı, birçok ihtilafın zuhur ettiği, farklı anlayışların ana rahmi olan bahis, inşa, muhafaza ve tecdit sürecidir. Bu süreç anlaşılmadığı içindir ki, İslam irfanı da anlaşılamıyor. Muhafazaya değer bir kıymet inşa etmek nedir bilinmiyor. İslam irfanının tümüne meydan okuyan “ahmak akıllar”, muadil bir inşa yekununa binlerce yılda ulaşılamayacağını bilmiyorlar. Kendi düşüncelerini (düşünce kırıntılarını) ise şiddetle muhafaza ediyorlar. Oysa sahip oldukları düşünce kırıntıları ile küçücük bünyeler dahi inşa edememişler, muhafaza edecek bir kıymet bile ortaya koyamamışlardır. Buna rağmen hiçbir inşa fikri olmamasına rağmen, ağızlarında (kalblerinde değil) geveledikleri düşünce kırıntılarını en keskin yobazlık tavrıyla muhafaza etmeye çalışıyorlar.

*

İslam medeniyetinin yıkıldığı ve İslam coğrafyasının işgal edildiği son birkaç asır göz önüne alınırsa, bu sürece ihtilali de eklemek gerekir. Yani ihtilal, inşa, muhafaza ve tecdit süreci… Son birkaç asırdır İslam coğrafyasının büyük bir kısmı muhtelif emperyalist güçler tarafından işgal edilmişti, İslam coğrafyasının son parçası da Osmanlı’nın yıkılması ve tasfiye edilmesi ile gerçekleşti. Yirminci asrın başından itibaren İslam coğrafyasının tamamı batı (veya batıcılar) tarafından tamamen işgal edildi. İslam tarihi hiçbir döneminde bu kadar yaygın ve derin bir işgal ile karşı karşıya kalmamıştı. Bu sebeple sürece ihtilal kısmını eklemek mecburiyet haline geldi. Fakat ihtilal, arızi bir durumdur ve geçicidir. Bu sebeple meselenin temeli esas alınarak, inşa, muhafaza, tecdit safhaları üzerinde durduk.

*

İçinde bulunduğumuz devir, İslam medeniyetinin inşası bakımından tarihte benzeri yaşanmayan bir zaman dilimidir. İslam tarihi, medeniyet tarihidir. İslam tarihinde ilk defa Müslümanlar medeniyet çerçevesinde ve seviyesinde yaşamadıkları bir devirdeler. Dünyanın herhangi bir coğrafya parçasında İslam medeniyeti yok. Oysa İslam tarihinde, İslam coğrafyasının bir bölgesinde çökmeye yüz tutan İslam medeniyeti, başka bir bölgesinde inşa edilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla ümmet, dünyanın herhangi bir bölgesinde İslam medeniyetine sahip olmuş, medeniyeti çöken ve gerileyen bölgelerdeki Müslümanlar oradan fikir, ilim ve tatbikat misalleri elde edebilmişlerdir.

İçinde yaşadığımız devir, Müslümanlar için çok ağır şartlar ihtiva ediyor. Her açıdan ağır şartlar olduğu vaka ama en ağır şartlar medeniyet bahsinde toplanmış durumda. Son İslam medeniyetinin gerilemeye başlamasına yaklaşık dört asır, medeniyetin yıkılmasına iki asır, medeniyet temsilcisinin tasfiye edilmesine de bir asır oldu.

İçinde yaşadığımız devir, İslam medeniyetini inşa faaliyetine neredeyse baştan başlamamızı gerektirecek kadar zor şartları ihtiva ediyor. Muhakkak ki İslam’ın inşası tamamlanmıştır, muhakkak ki İslam nakısa kabul etmez. Bu günkü şartlar, İslam medeniyetinin tamamen tasfiye edilmesinden kaynaklanan bir yeniden varoluşu, yeniden dirilişi, yeniden bir medeniyet inşasını gerektiriyor. İnşa, muhafaza, tecdit silsilesi kopmuş, silsilenin başına ihtilal süreci eklenmiş, önce yıkıp sonra inşa etme ihtiyacı belirmiştir.

*

İçinde yaşadığımız çağda “İslam Medeniyet Tasavvuru” bahsini gündeme almak, elde kor ateş tutmaya benzer. Yanılmak, yanlış yapmak mukadderdir. Fakat yanlışlardan korkarak medeniyet bahsini tehir etmek daha büyük yanlıştır. Yanlış yapma ihtimalini göze alarak yola çıkmak gerekir. Fakat yanlışı gösterenlere karşı müteşekkir olacak bir ruh yüceliği ile başlamak şart.

KİTABI İNDİRİSLAM MEDENİYET TASAVVURU

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir