İSLAM ŞEHRİ-1-TAKDİM

İSLAM ŞEHRİ-1-TAKDİM
İslam şehri tabiri bile yabancı gelmeye başladı, Müslümanlar bile kullanmıyor, aşina olduğumuz bir ifade, ünsiyet kurduğumuz bir terkip olmaktan çıktı. Bazı Müslüman fikir ve ilim adamı kisveli kişilerin (şahsiyetlerin değil), “İslam sanatı olmaz, Müslüman sanatçıların sanat faaliyeti olur” diyebildiği bir vasatta, “İslam şehri” isimlendirmesinin kulağa yabancı gelmesi tabiidir.
İslam şehri isimlendirmesi doğrudur, lüzumludur. İslam, her şeyin yaratıcısının insanlara gönderdiği dinin adıdır, kadimden beri de din budur. Allah’ın yaratmadığı, dolayısıyla ihata etmediği hiçbir şey yoktur ki, İslam’ın mevzu ufku dışında kalsın. İslam’ın, kendisiyle ilgili beyanda bulunmadığı, hakkında hüküm kurmadığı, herhangi bir teklife sahip olmadığı bir mevzuu yoktur. Şehir gibi mühim bir meselenin bu kaide dışında kaldığını düşünmek nasıl mümkün olabilir.
İnsanın her meselesini izah, hayatın her mevzuunu tanzim eden, her sahada teklif ve tenkitleri (ve retleri) olan İslam, insanın içinde yaşadığı, hayatın içinde aktığı, içtimai deveran ve cevelanın ana haritasını oluşturan şehir ile ilgili bir anlayışa tabii ki sahiptir.
İslam’ı anlama hususunda “saf mevzular” ile “terkibi mevzular” meselesine dikkat etmeliyiz. Saf mevzuun misali namazdır, oruçtur, hacdır, terkibi mevzuun misali hukuktur, ahlaktır, şehirdir, devlettir, medeniyettir ila ahir… Saf mevzudan kastımız, çerçevesi belli, sınırları çizilmiş, şekli tayin edilmiş bir fiil veya fiil demetidir, terkibi mevzudan kastımız ise birçok mevzuu ihtiva eden, bu sebeple de terkip faaliyeti ile ancak anlaşılması mümkün olan, tezada düşme ihtimali yüksek meselelerdir. İslam, namaz gibi saf mevzular ile ilgili olarak doğrudan ve birçoğu hakkında teferruatlı hükümler vazeder, terkibi mevzuların bir kısmı hakkında umumi kaideler vazeder, bir kısmı hakkında da bir hüküm vazetmemiş olabilir. Hakkında hüküm vazetmediği terkibi mevzular, ihtiva ettiği meselelerin yekununun, İslam’ın esasına uygun şekilde ve İslam çerçevesi içinde kalmak şartıyla (hadleri muhafaza ederek) idrak edilmeli, terkip edilmeli, izah edilmeli ve tatbik edilmelidir.
Şehir meselesi, İslam’ın neredeyse tüm ölçülerini ihtiva edecek kadar şümullü terkibi mevzulardan birisidir. Şehir, bünyesinde barındırdığı cemiyet ve hayat ile İslam’ın neredeyse tüm hükümlerini muhtevidir, orta büyüklükteki bir şehir, İslam’ın ölçülerinin neredeyse tümünün tatbik edilebileceği bir hayat alanıdır. “İslam Şehri” hakkında söylenebilecek en basit bir cümle bile İslam’ın binlerce ölçüsü ile doğrudan ilgilidir. Bu sebeple şehir gibi (ve benzeri terkibi) mevzuların anlaşılması zordur, anlaşılması zor olan şehrin inşası daha da zordur.
*
İslam’ı anlama meselesinde terkip istidat ve ameliyesi şarttır. Aşağıdan yukarıya doğru kurulan terkip piramidinin zirvesi “vahdet anlayışı”dır. Tevhide giden yol, terkip (vahdet) mimarisinin zirvesinden geçer. İlim ve fikirden yola çıkıp da başka bir güzergahtan tevhide yol arayanlar, umumiyetle istikametlerini şaşırmaktadır.
Terkip her seviyede mevcuttur ve elzemdir. Mesela zevç (erkek) ve zevcenin (kadının) hakları müstakil mevzular olarak anlaşılmaz, “aile” üst başlığı altında terkip edilir. Aile, en küçük içtimai birim olarak İslam’ın birçok mevzuunu terkip eder. Aile müessesesi anlaşılmadan, aile müessesesi dikkate alınmadan, kadın, erkek, baba, çocuk haklarından bahsetmek, cemiyeti ve hayatı örmek değil çözmek, birleştirmek değil dağıtmak, ıslah etmek değil çürütmektir. Oysa İslam, (ontolojik gerçeklikte de olduğu gibi) her şeyi kendi merkezi mevzuuna bağlayarak, terkibi bir mimari içinde izah eder ve idrak edilmesini ister.
Şehir meselesi, İslam’ın sayısız ölçüsünü ihtiva eder, bununla birlikte müstakil bir mevzuu olarak ilk iki kaynakta izah edilmez. İslam İrfan Müktesebatı, ilk iki kaynağın teşrih ve tefsiriyle binlerce konuyu izah etmişti. Müktesebata sadık olanların ona ulaşmaktaki zorlukları, müktesebata ihanet edenlerin onu reddetmeleri neticesinde, günümüz Müslümanları, terkibi mevzularda çok ciddi problemler yaşıyor.
Tecessüsün haram olması, bina mimarisini, sokak tanzimini, binalar arasındaki mesafeyi, apartmanlarda kullanılan malzemelerin ses geçirmez olmasını ila ahir etkiler. Haramı, sadece fertlerin kalbi ve zihni evrenlerindeki bariyerlerle menetmek kafi değil, şehir inşasında haramı işlenemez hale getirmek de gerekir. Komşunun komşuya veya yoldan geçenin mahrem hayata karşı tecessüsünü imkansız kılacak veya çok zorlaştıracak bir şehir nizamı ve perdeleme tekniği geliştirmek gerekmez mi? Apaçık hale gelen, orta yerde yaşanan hayat, haram olan tecessüsten korunmayı imkansız kılmıyor mu? Apartmanda, alt kat üst katın, üst kat alt katın sesini duyacak durumdaysa, kullanılan malzeme ve teknik buna imkan veriyorsa, insanlar komşularının kavgalarını veya başka mahrem meselelerini duymamak için kulaklarına pamuk tıkayarak mı yaşamalıdır? Meskenler arasındaki mesafelerin bu zaviyeden de değerlendirmeye alınması gerekmiyor mu?
İslam mimari anlayışı, İslam şehir anlayışı gibi mevzu başlıklarımız olmazsa, İslam’ın ölçülerini şehir meselesinde terkip etmek mümkün olur mu? İslam mimari anlayışı, sadece taş, kum, demir, çimento gibi malzemelerin hangi teknikle kullanılacağı sorusuyla sınırlı olabilir mi? İslam mimari anlayışı, İslam hukukundan, İslam ahlakından, İslam adabından, Müslüman şahsiyetten, Müslüman cemiyetten müstakil olabilir mi?
İslam ahlakı, İslam hukuku, İslam adabı gibi mevzular zaten başlı başına sayısız İslami ölçünün terkip edilmiş halidir. İslam şehri meselesi ise, terkibi mevzuları bile terkip eden üst başlıktır. Bu hususiyet, zorluğunu artırıyor, gündeme gelmesini de geciktiriyor. Her nedense Müslüman fikir ve ilim adamları, böyle zor mevzularda çalışmıyorlar, bu hal idrakteki sığlığın delili değil midir?
İslam şehri bahsi o kadar büyük bir terkip, o kadar zor bir mevzuudur ki, terkip unsurları sadece Şer’i ilimlerden ibaret değildir. Onların dışında akli ilimlerden olan mesela riyaziye (matematik) gibi, müspet ilimlerden olan mesela fizik gibi sair ilimleri ve sanat dallarının tamamını da ihtiva etmektedir. Bu zaviyeden bakıldığında şehir anlayışı, dev mevzulardan ve “büyük terkiplerden” birisidir. O kadar büyüktür ki, şehir anlayışı neredeyse “medeniyet tasavvuruna” yakın bir hacim ifade eder. Bu sebeple, Müslüman fikir, ilim, sanat adamlarının ağır imtihan konuları arasındadır.
İslam şehir anlayışı, İslam Medeniyet Tasavvuruna yakın bir hacme sahip olduğu için, biri olmadan diğerinin olması beklenmez. Müslümanlar, medeniyet çapında tefekkür mahareti kazanmadığı, bu çapta tefekkür faaliyetine başlamadığı müddetçe bu meseleler halledilemez.

NOT: Bu yazı serisi, “şehir ve medeniyet” yazı sersinin ikinci kısmıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir