İSLAM ŞEHRİ-12-CAMİ

İSLAM ŞEHRİ-12-CAMİ
İslam şehrinin merkezi camidir. İnsan kulluk etmek için yaratılmıştır, bu sebeple İslami hayatın merkezi ibadettir, ibadetin remzi (sembolü) ise camidir. Camidir çünkü ibadetin zirvesi namaz, namazın zirvesi ise secdedir. Secde, insanın acizliğinin en ileri noktasıdır, öyle ki, normal şartlarda yükseklerde taşıması gereken başını, en aşağıya yani sıfır yükseklik olan satha (toprağa) kadar eğmesidir. İslam şehri, bütün ihtişamıyla inşa edilirken, şehrin tamamını topladığı merkezinde, başları yere eğen, secde ettiren, kulluğu teşhir eden bir nizama maliktir.
Malum olduğu üzere, namaz kılınan mekanın adı mesciddir. Mescid ismi (mefhumu) kullanılmaya devam etmektedir, bununla beraber İslam İrfanının ikame, İslam medeniyetinin ihdas ettiği isim ve müessese olarak cami, kelimenin kaynağı itibariyle de manidar ve muvafıktır. Cami, toplamaktır, bir araya getirmek, bir yapmaktır. İbadet mekanına “cami” isminin verilmesi, ibadet için toplamak, toplanmak manasına da işaret eder. Lakin cami, ibadet için toplamak veya toplanmaktan çok ileri bir manayı havidir, ibadeti de ihtiva edecek şekilde Müslümanların toplanmasıdır. Müslümanlar, ezanı “davet” olarak kabul eder, namazı davete “icabet” olarak ikame ederler ama aslında camiye şahsiyetleriyle birlikte hayatlarını da taşırlar. Cami, cemiyetin ve hayatın cem olduğu, orada harmanlandığı ve tekrar geldiği yere döndüğü bir merkezdir.
Hayatı ve cemiyeti kendine çekmeyen, kendinde toplamayan, kendinde harmanlamayan cami, “namazgahtır”. Maatteessüf bugün aynen böyledir. Bu sebepledir ki, tevhid imanına, vahdet anlayışına sahip olan İslami hayatın “merkezi” yoktur. Merkezi (karargahı) olmayan hayatın seküler savrulmalara ve serazat seyretmesine mani olmak imkansızdır.
Teşkilatı lidere, lideri şahsa bağlayan anlayışlar, mücerret-müşahhas muvazenesini, müşahhas lehine bozar. Manevi karargah olmadığında ise tüm lider çeşitleri putlaştırılır. Cami, Müslümanların teşkilat merkezi olmaktan önce, “manevi karargahı”dır. Manevi karargah, teşkilattan önceki teşkilatlılık halidir. Teşkilatlılık hali, ruhi teşkilattır, ahlaki teşkilattır, itikadi teşkilattır, manevi teşkilattır. Ruhi-manevi karargahın inşası, hayatın topyekun teşkilatlanmasıdır.
Ezan okunduğunda tabii bir hareketlilikle camiye doğru akan Müslümanların hali, manevi teşkilattır. Omuz omuza durduğu insanları tanımamak, tanımadığı insanın arkasında saf tutmasına müsaade (itimat) etmek, belki de tanımadığı bir şahsın (imamın) her tekbir getirişinde hareket etmek manevi teşkilat veya teşkilatlılık hali değil midir?
Cami, yeryüzündeki en derin ve geniş teşkilatlılık halidir, o halin merkezidir, karargahıdır. Her din muhakkak ki bir imana sahiptir, her dinin ibadethanesi muhakkak ki bir teşkilatlılık halidir. Fakat hiçbir dinin veya felsefi anlayışın hiçbir ibadethane veya merkezi, cami kadar derinlik ve genişlik ifade eden bir karargah ve teşkilatlılık haline denk değildir. Dünyadaki hiçbir teşkilat, teşkilat merkezi, sevk ve idare karargahı günde beş vakit toplantı yapamaz, bu yoğunlukta bir teşkilatlılık halini sürdüremez. Hiçbir din veya dünya görüşü, insanları günde beş vakit bir noktada toplayıp, onları hayattan bir süreliğine uzaklaştırıp, nefs muhasebesi yaptıramaz. İnsana bu derinlikte nüfuz etmiş bir inanç ve fikir yoktur. İslam, Allah indindeki tek dindir, bu o kadar açıktır ki insanları günde beş vakit bir mekanda cem edebilmektedir.
*
İslam şehrinin merkezi valilik veya belediye değildir. İslam, Müslümanları günde beş vakit bir mekanda (camide) toplayacak kadar onlara nüfuz ettiği için, cemiyeti ve hayatı manevi merkezden idare edebilme kudretine sahiptir. İdari müesseselere olan ihtiyacı reddetmeksizin, cemiyet ve hayatın manevi karargahını mümkün olduğunca güçlendirmek, hayatın o merkezde toplanıp dağılmasını mümkün kılmak gerekir. İslam, bir vali veya belediye başkanına ihtiyaç duymaksızın, insanlara emirlerini doğrudan doğruya verebilen, insanların o emirlere, yeryüzünde başka bir emir beklemeksizin itaatini mümkün kılan, bunun içtimai müesseselerini oluşturan dindir. İslam, insanların kalbine derinden nüfuz etmiş olmakla hayatı doğrudan idare eden bir maharete sahiptir. Kalbi nüfuzun mekan planındaki karargahı camidir.
Meselenin sırrı, resmi bir müessese veya teşkilat olmaksızın, insanları günde beş vakit belli bir maksat için bir araya toplayabilmekte gizlidir. Şeriat-ı Garra’nın, mer’iyette (tatbikatta) olmadığı bu günün Türkiye’sinde, camiye gitmemenin, namaz kılmamanın maddi müeyyidesi yoktur. Yakın zamana kadar camiye gitmek, namaz kılmak resmi ideoloji ve onun sivil yamyamları tarafından aşağılanan bir iş olmasına rağmen, günde beş vakit ve Cuma günleri de tıklım tıklım dolacak şekilde Müslümanları camiye toplayabilen bir din, tabii ki huruç hareketini oradan başlatmalıdır. Cami dışında hiçbir müessese, Müslümanları cem edememekte ve kendini hayatın merkezine oturtamamaktadır.
Namaz, zengin ile fakirin, amir ile memurun, alim ile cahilin aynı safta bir araya geldiği, aynı istikamete yöneldiği, aynı fatihayı okuyup aynı hareketleri yaptığı muhteşem bir içtimai varoluştur. İçtimai bünyeyi sınıf ve kast sistemlerinden koruyacak bu kadar muhteşem bir içtimai tedbir keşif ve ikame etmek kabil değildir. Bu sebeple olsa gerek, cami dışındaki tüm içtimai varoluş çabaları akim kalmıştır. Şehir inşası, cemiyet inşasının mütemmimidir ve asıl olan cemiyet inşasıdır. Cemiyet yoksa medeniyet yoktur, cemiyet dışındaki içtimai bünyeleşme ihtimalleri kalabalıktan öteye gitmez, kalabalıkların yaşadığı mekan organizasyonları da şehir değil bina yekunudur. Cami, hem cemiyet inşası hem de şehir (medeniyet) inşası için merkezi mevzudur.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir