İSLAM ŞEHRİ-13-MEDRESE

İSLAM ŞEHRİ-13-MEDRESE

İslam şehrinin şuuru (akl-ı selimi) medresedir. Medrese, İslam’ın ve kainatın muhtevasında mahfuz bulunan fikir, ilim, hikmet ve irfanı keşfedecek, tertip edecek, tatbik edilecek hale getiren müessesedir. İslam, “doğru”, “güzel”, “iyi”nin tek kaynağıdır, bu üç kıymet ölçüsünün başka hiçbir kaynağı yoktur. Bu mesele, bilgi telakkisi (epistemolojik) vahdettir ve İslami anlayış için vazgeçilmez esastır. İslam’ın dışında hiçbir kaynakta temel kıymet ölçüleri aranmaz, başka hiçbir mecra (mesela felsefe) temel kıymet ölçüleri için kaynak olarak kabul edilmez, akıl, zeka, şuur ila ahir idrak melekeleri ise kıymet ölçüsünün kaynağı değil, kıymet ölçülerini tek olan kaynakta (İslam’da) keşfetmenin manivelasıdır. Kainat ise kıymet ölçülerinin kaynağı değil, İslam’ın muhtevasında keşfedilen kıymet ölçülerinin tatbiki için ihtiyaç duyulan imkan alanı ve malzeme (ve bilgi) deposudur.

Medresenin ilk vazifesi, “mukaddes emaneti”, yani nakil ile bize kadar gelen dini muhafaza etmektir. Nakil, kitap ve sünnettir, zaten din de bu ikisinden mürekkeptir. İslam’ın (mukaddes emanetin) muhafazası dışında, on dört asırlık irfan müktesebatını da muhafaza vazifesi tabii ki mevcuttur ama dinin muhafazası her şeye mukaddemdir.

Medresenin ikinci vazifesi, kaynak vahdetini temin ve muhafaza etmektir. Kaynak vahdeti, tevhidin zaruri şartı ve altyapısıdır. Bilgi telakkisinde (epistemolojide) vahdet edilemediğinde, varlık telakkisinde (ontolojide) tevhid ikame ve muhafaza edilemez. Bilgideki kaos, fikirdeki savrukluğu ilzam eder. Fikirdeki savrukluk, vahdetteki terkibi dağıtır. Vahdetteki terkip dağıldığında, itikattaki tevhid idrak ve ikame edilemez.

*
Medrese, şehir ve medeniyetin akl-ı selimidir. Yeryüzüne ve hatta kainata saçılmış olan bilgi vahitlerini cem edecek, kendi tasarrufu altında tertip edecek, kendi merkezinde tanzim ile ruha (kalb-i selime) raptedecektir. Kainatta hiçbir varlığın başıboş yaratılmamış olması, hiçbir bilginin serkeş şekilde seyahat edemeyeceğini, her bilginin muayyen bir tertibe tabi tutulacağını, her bilginin kıymetini, tabi olduğu tertipteki mevziinden alacağını, her bilgi vahidinin irfan piramidinde bir tuğla olduğunu anlayan bir medrese, o piramidin mimarıdır.

Kainattaki her mühim varlığın muayyen bir daire (eksen) içinde ve muayyen bir nizam dahilinde hareket ettiği gibi, her bilgi de aynı şekilde belirli bir tertip ve nizam üzeredir. Nizama dahil olmayan tertip edilmemiş her bilgi vahidi, uzayda serkeş şekilde gezen “göktaşı” gibi anarşist birer mermidir. Bir dünya görüşü, en azından dünyadaki bilgi yekununu tertip ve tanzim edememişse, her saniye sınırsız sayıda mermi yağmuruna tutulur. Nereden geldiği bile anlaşılamayan sağanak halindeki mermiye karşı mukavemet etmek çok pahalı ve zordur. Esas olan, onları tertip ile tasarruf altına almaktır, bunu yapmak, belirsiz milyonlarca kaynaktan fışkıran bilgi karşısında savunma duvarları örmekten daha kolaydır. Daha kolay olması, bu çapta bir ufka sahip olan kadrolar içindir, sığ idrakler, savruk anlayışlar, dağınık akıl bünyeleri için bu hedefe ulaşmak, cennete bu dünyadayken gitmekten daha zordur.

*
Bilgiye kement atmak, ilimlerin tasnifi ile kabildir. İlimlerin tasnifini, kainattaki tüm bilgi kaynaklarını ve bilgi yekununu kuşatacak çapta yapamayanlar, bilgi kaosu ve anarşisi altında boğulur. Özellikle günümüz dünyasındaki bilgi üretiminin hızı ve yoğunluğu dikkate alınırsa, bilgiyi zapt edemeyenler, bilgi tarafından zapt edilirler. Günümüzde bilgi üretim kaynaklarının kahir ekseriyetinin Müslümanların tasarrufu dışında olduğu hatırlanırsa, üretilen her bilgi vahidi Müslümanları kalbinden vuran bir mermidir.

Binlerce üniversite, milyonlarca laboratuvar, enstitü, akademi ve sair araştırma merkezi tarafından üretilen bilgiye karşı hiçbir fikri ve fiili savunma duvarı kurulamaz, kurulanlar ise dayanamaz. Müslümanların, içinde yaşadığımız çağda muhatap oldukları en büyük tehlike zaten budur, bilginin kendileri tarafından üretilmemesi, başkaları tarafından üretilen bilgiyi de rafine edecekleri bir süzgeçlerinin olmaması… Ama zaten problem bu, bir süzgeç geliştirilemez, geliştirilecek olan süzgeç hiçbir zaman tam anlamıyla işe yaramaz. Ağır bilgi bombardımanı karşısında yapılacak tek iş ve geliştirilecek tek tedbir, ilimlerin tasnifidir. Müslümanlar, ilimlerin tasnifini doğru ve kuşatıcı şekilde yaptıkları takdirde, kimin ne ürettiği önemli değil, çünkü üretilen bilgilerin tamamı için havuz hazırlanmış demektir. Kim ne tür bir bilgi üretirse üretsin, İslami zaviyeden yapılan ilimlerin tasnifi, her bilgi vahidinin nereye konulacağının haritasını verir. Bilginin türü ne olursa olsun, yeri doğru tespit edilmişse ve oraya yerleştirilmişse asla zararlı olmaz, aksine mutlaka faydalı hale gelir.

Dünyada zararlı bilgi üretilmiyor mu? Tabii ki üretiliyor, mesele o bilginin yerini doğru tespit etmek… Yeri doğru tespit edildiğinde, zehir muamelesi görecek ve onu zapt altında tutacak mahzene mahkum edilecektir. Bu manada ilimlerin tasnifi yapıldığında, zararlı bilgi vardır ama Müslümanlar o zararlardan korunmuştur.

İlimlerin tasnifi yapılmışsa, kimin hangi bilgiyle hangi seviyede muhatap olacağı ve muhatap olmanın usulü tespit edilmiş demektir. Doğru ve yanlış, güzel ve çirkin, iyi ve kötü, fayda ve zarar ölçüleri elinde olan Müslümanlar, hiçbir bilgi karşısında tökezlemez, tıkanmaz, zorlanmaz, zehirlenmez.

*
Medresedeki tedrisatın tamamı, talebelerinde akl-ı selimi inşa etmek, zevk-i selim ile kalb-i selimi inşa etmek için tasavvufla (tekkeyle) köprü kurmak üzere tanzim edilmiştir. Müslüman şahsiyetin temel terkip unsurları olan “Kalb-i Selim”, “Zevk-i Selim” ve “Akl-ı Selim” inşasında kendi sahasını ve hududunu bilmeyen bir medrese, şahsiyeti dağıtmakla kalmaz, temel meşgalesi olan bilgiyi de yozlaştırır.

İslam tedrisat telakkisi ile modern eğitim telakkisi arasındaki temel fark, birincisinde nefs ve ruh terbiyesi ile bilginin kalbi evrene intikal ettirilmesi ve idrak haline getirilmesi, ikincisinde ise bilginin sadece zihni evrende bırakılmasıdır. Nefs ve ruh terbiyesini ihtiva etmeyen her tedrisat, muhtevası ne olursa olsun modern eğiti telakkisine aittir. Bu manada İlahiyat fakültelerindeki eğitim metodu tamamen modern eğitim telakkisine bağlıdır. Keza ülkemizde “medrese” olmak iddiasındaki bazı kuruluşlar da, farkına bile varmadan modern eğitim telakkisine bağlanmıştır.

İslam, asla modern eğitim metodu ile anlaşılamaz ve anlatılamaz. İlahiyat fakülteleri ve özellikle de medrese olmak iddiasındaki teşebbüsler, Osmanlının yıkılmasına sebep olan medreselerin çürümüş halinden çok daha kötü durumdalar. Günümüzdeki medrese teşebbüsleri, Osmanlının son zamanlardaki medresenin seviyesine ulaşmak için insan üstü çaba göstermeliler. Osmanlının son zamanlardaki medreselerin seviyesine ulaştıklarında ise, Osmanlı medeniyetini yıkacak kadar yozlaşmış medreseye ulaşmış olacaklar. Bir türlü meselelerin künhüne vakıf olunamıyor, ulaşılmak için çırpınılan seviyeler medeniyet yıkan seviyelerden ibaret kalıyor. Oysa ihtiyacımız olan medrese, medeniyet inşa edecek temel müesseselerden biridir.

İtikaf sünnetini tedrisat usulü haline getirmemiş bir medrese (veya İlahiyat fakültesi), Kur’an-ı Kerimi ve Sünnet-i Seniyyeyi, nefse bağlı aklın meşgul olacağı bilgi malzemesi haline getirmekte, bu durum da kaçınılmaz olarak kitabı ve sünneti nefsin tatmin vasıtası ve kibir malzemesi yapmaktadır. Allah muhafaza…

*
Bir şehirde, hangi bilginin nereye konulacağı bilinmiyorsa, hangi varlığın nereye konulacağı bilinmez. Hayatın pratiğine bakıp da, her şeyin yolunda olduğu zannına kapılanlar, şehirlerin imar ve idare edildiği vehminde olanlar, fikrimizin ne olduğunu, neyi kastettiğimizi anlamazlar. Şehir ve medeniyet bahsini, İslam şehri hususi başlığı altında tetkik ederken, şehirlerin, batıdan nakledilen şablonlarla inşa edilmesi karşısında hiçbir İslami hassasiyet ve ürperti duymayanlar, batının kötü bir kopyasının bu ülkede “imar ve inşa” diye halka sunuyor. Bilgiyi koyacağı yeri bilmeyenlerin taşı koyacağı yeri bildiği zannı, modern bir fantazidir, bu fantazinin kaynağı ise her şeyin batıda hazır olduğuna dair zihin ve kültür işgalidir.

Medrese, bilgi, ilim ve fikri harmanlayarak, hikmet piramidini inşa edememişse, bilgi üzerinde bir mimari plan geliştirememişse, idarecilerin şehir inşa etmesi, şehir planı yapması mümkün olmaz. Bu durumda mümkün olan tek şey, sokak ve caddelerin birbirine eklenmesinden ibaret bir kaba hendese hesabıdır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir