İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK

İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK

İslam hiçbir konuyu tek zeminde hükme bağlamamış, en azından hukuk, ahlak ve edep olmak üzere üç çerçevede ve mertebede (seviyede) tanzim etmiştir. Hukuk, ahlak, edep, içtimai hayatın her noktasında görülebilen umumi tasniftir, bunların dışında da derinleştikçe (veya irtifa kazandıkça) farklı çerçevelerde farklı tasnif ve tanzimleri mevcuttur.

Mülkiyet, İslam’ın her seviye ve çerçevede tanzim ettiği bir bahistir. İslam, hukuki çerçevede hususi mülkiyeti tanımakla başlar, ruhi inkişafın zirvelerine doğru “Mülk Allah’ındır” hükmünü levhalaştırır.

Varlık telakkisi (ontoloji) cihetiyle “Mülk Allah’ındır” hükmü, “nihai ölçü” olmak bakımından tevhidi mahiyet taşır ve başköşede yerini alır. Nihai ölçü, ruhi inkişafın nihai maksadıdır, menzilidir. Müslüman şahsiyet, o menzile doğru inkişaf etmekle memur kılınmıştır.

Yeryüzü seviyesinde (içtimai hayatın nizami işleyişi için) İslam hukuku hususi mülkiyeti tanımıştır. “Mülk Allah’ındır” nihai ölçüsü mevcut olduğu sürece, hususi mülkiyet sınırsız değildir. Mülkiyet, kazanma yolları (meşru kazanç) bakımından tahdit edildiği gibi, harcama cihetinden de meşru yollarla sınırlandırılmıştır. Hususi mülkiyet, malike sınırsız tasarruf salahiyeti vermemiş, malın üzerinde diğer insanların hakkı olduğunu tespit etmiş, bunu da hukuki çerçevede zekat, ahlaki çerçevede tasadduk ile tanzim etmiş, edep (takva) çerçevesinde ise malı tamamen emanet haline getirmiştir. Emanet… Mülk, Allah Azze ve Celle’nin, insanların faydalanmasına sunulması için kişiye emanetidir.

*
Hukuki tanzim nettir, sınırları ve ölçüleri tespit edilmiştir. Mülkiyet, tarif ve tasnif edilmiş, mülkiyet hakkı kullanılabilir hale getirilmiştir. Hukuki çerçeveye alınan infak çeşidi olarak zekat, müphem bırakılmamış, miktarı, ölçüsü, usulü gösterilmiştir. Hukuk (İslam hukuku), mülkiyeti, mülkiyet hakkını ve bu hakkın kullanımını teminat altına almıştır. Hukuki çerçevedeki mülkiyet hakkı için yapılacak iş, gayrimenkul ve menkul mülkiyet çeşitlerine göre ihtiyaç duyulacak kadar sicil tutulması ve kaydedilmesidir.

Mülkiyetin ahlaki çerçevesi, tavsiye ölçüleriyle tespit edildiği için, farklı zamanlarda farklı usul ve şekillerle tatbiki mümkündür. Kadimden beri en meşhur infak müessesesi vakıftır ki devam etmekte, devam ettirilebilmektedir. Bununla birlikte, tarih boyunca farklı infak müesseseleri ihdas edilmiş, mümkün olan en zarif numunelerini keşfetmek için azami bir cehd sarfedilmiştir. Son İslam Medeniyeti olan Osmanlı’da, “sadaka taşları”na kadar ulaşan bir incelik sabittir.

Bugün, infak müessesesinin teşkilatlanmış hali, vakıf ve dernek olarak görülmekte, vakıf kadim müessese olduğu için tarihi müktesebatından dolayı tatbikatı nispeten kolay, dernek yeni bir teşkilat çeşidi olduğu için tatbikatı daha zordur. Neticede infak gibi çok geniş mana hacmi olan bir müessesenin iki teşkilatlanma çeşidiyle tatbik ediliyor olması ciddi sıkıntıları davet ediyor. İnfak müessesesinin tatbikat çeşitlerinin artırılması şart zira teşkilatlanma numunesi (tatbikat şekli) ne kadar az ise müessesenin muhtevasındaki mananın zuhuru o nispette sınırlıdır.

*
Mülk ile ilgili meşhur bir tasnif var, o tasnifi merkez alarak meseleyi izah etmek kabildir. Şeriat, “benim malım benim, senin malın senin” der. Tarikat (tasavvuf), “senin malın senin, benim malım da senin” der. Hakikat ise, “ne senin ne benim, mülk Allah’ındır” der. Çok veciz bir ifade, çok derin bir izah ve çok muhkem bir tasniftir.

İslam şehrinde mülk, bu üç seviyeye uygun bir mülkiyet ve tasarruf çerçevesinde tanzim edilmiştir. Mülk edinme, mülk üzerinde tasarrufta bulunma şekilleri, bu tasnife uygun olarak müesseseleşmiştir.
Hukuki tanzim olan zekat bahsi, hayatın temel altyapısını teşkil eden temel ihtiyaçların, cemiyet tarafından müşterek şekilde karşılandığını gösterir. Umumi hatlarıyla söylemek gerekirse (şartlara bağlı olarak farklı nispetleri mevcuttur), ticarette kırkta bir, ziraatta onda bir nispeti, hayatın zaruri altyapısını kuracak bir miktara tekabül eder. Özellikle ziraatta (yani gıdada) daha yüksek bir nispetin tayin edilmesi, ihtiyaç listesinin başında yer alan beslenme meselesi, tamamen cemiyetin müşterek mesuliyetine teslim edilmiş, bu mesuliyet de hukuk çerçevesine alınmıştır.

Zekat, İslam cemiyet ve şehrinde, izzet ve iffetin muhafazasını mümkün kılacak, işsizlik, hastalık, acizlik, ihtiyarlık gibi durumlarda ortaya çıkacak olan izzet ve iffet tahribatını engelleyecek bir asgari sınır çizgisidir. İşsiz kalan bir insanın iş ararken izzetini muhafaza etmesini mümkün kılan zeka hakkı, işverenin onu ezmesine mani olacak en muhkem ölçüdür.

Zekat, cemiyetin aciz ve fakirlerini, zengin ve kudretlileri karşısında köleleştirme vasıtası olan beslenme, barınma, giyinme gibi temel ihtiyaçları karşılayarak, güçlüler karşısında şahsiyet sahibi kılar. Hayatın bir alt sınırı (zaruri ihtiyaçlar sınırı) vardır, o sınır ferdin gücüne ve maharetine bırakıldığı takdirde, zayıfların güçlüler karşısında ayakta kalmaları zorlaşır, güçlülerin onları köleleştirmeleri kolaylaşır. Ferdi maharet, cemiyeti oluşturan her insan için kafi derecede yoktur. Mizaç, istidat ve maharet üstünlüğüne sahip olanlar, bu üstünlüklerini diğer insanları ezmek için kullanmaya meyilli oldukları için, hayatın altyapısı, hukuk yoluyla (ve maddi müeyyide) ile kurulmuş, muhafaza altına alınmış, meselenin mülkiyet cihetinde zekat ile tahkim edilmiştir.

İslam şehrinde zekat müessesesi, cemiyetin haritasını çıkaran, hayatın seviye tespitlerini yapan, asgari ihtiyaç listesini günün şartlarına göre izah eden bir merkezdir. Bu merkez, cemiyetin ve hayatın muvazene amilidir, kudret-acziyet muvazenesini, izzet-iffet asgari sınırının altına hiçbir zaman indirmeyecektir. Normal zamanlarda zekat nispeti izzet-iffet alt sınırını muhafaza edecek miktara baliğdir. Bununla beraber, fevkalade hallerde (savaş, tabii afetler, iktisadi buhranlar ila ahir) zekat nispetinin izzet-iffet alt sınırını muhafaza etme imkanı olmayabilir. Bu ihtimallerde zekat müessesesi (merkezi), infak müessesesinin zekat dışındaki ahlaki temelli teşkilatlarına rehberlik yapar, cemiyet ve hayat haritasını onlara açar, onları doğrudan idare etmese de sevk ve teşvik eder.

İslam şehrinde (devletinde) zekat merkezi, cemiyetin “haysiyet müessesesidir”. Şeref ve haysiyetin, izzet ve iffetin, ahlak ve edebin yekun ifadesi olan asaletin mülkiyete bağlı olduğu tüm sahalarda müteyakkızdır, tasarruf ve hamle sahibidir. Asaletin asgari sınırı olan izzet ve iffetin, ricat bilmez muhafızıdır.

Zekat merkezi, cemiyet ve hayat haritasını çıkaran bir bilgi deposu, dökümantasyon müessesesidir. Sadece kendi sahasında olmak üzere bilginin her çeşidine sahip ve o bilgiyi yatak odası mahremiyetinde muhafaza eden, ihtiyaç duyulduğunda vakıf ve derneklere sadece ilgili şahıs veya ailelerin ihtiyaçları nispetinde rehberlik etmek için veren bir hassasiyete sahiptir. Zekat müessesesini, bugünün dünyasında, sadece zekatı toplayıp rastgele dağıtan bir merkez olarak tasavvur etmek çok sığ bir düşünce olur. İslam cemiyet tasavvurunun mimari müesseselerinden biri olan zekat merkezi, hayatı ve cemiyeti milimetrik hesaplarla takip eden, en küçük ihtiyacı listeleyen, en küçük ihtiyaç sahibini tespit eden, önce kendi kaynaklarından, sonra da diğer infak müesseselerinden elde ettiği imkanlarla eksikliği gideren bir medeniyet müessesesidir.

*
Ahlaki mahiyet taşıyan infak müessesesi üzerinde yapılacak en ciddi çalışma, farklı ihtiyaçları karşılamak için çeşitli teşkilat numuneleri geliştirmektir. Şimdi olduğu gibi birkaç teşkilat numunesi üzerinden infak müessesesi gibi devasa bir mana hacmini tatbikat sahasına hakkıyla nakletmek kabil değil. Öncelikle bu hususun tespitini, bu ihtiyacın teşhisini yapmak gerekiyor.

Ahlaki infak müesseseleri, zekat müessesesiyle muhafaza altına alınan hayatın asgari sınırını yukarı doğru taşımakla mesuldür. Mülk, cemiyette tedavül edecek mecralara sahip kılınmalı, bu tedavülü sadece imalat ve ticaret sahalarına münhasır olmaktan çıkarmalıdır.

Zekatın maksadı, hayatın asgari sınırını muhafaza altına almak, diğer infak müesseselerinin maksadı ise hayat seviyesini yükseltmektir. Bu maksadın yerine getirilebilmesi, infak müesseselerinin gelişigüzel kurulma ve çalışmasından ziyade, cemiyetteki en küçük ihtiyacı bile tespit edebilecek bir koordinasyon merkezine ihtiyaç duyar. Zekat merkezi bu ihtiyacı karşılayacak en doğru müessesedir.

*
İnfak müesseseleri, ruhi-manevi inkişafın önündeki en büyük engellerden biri olan mülkiyet sevgisi, hırsı, meyli ile ilgilidir ve bu ruhi marazları tedavi etmeye matuftur. Bu manada infak müesseseleri, cemiyet ve hayatı belli bir sınırın üstüne tutmak gibi içtimai maksada sahip olduğu kadar, infak sahiplerinin ruhi inkişafını gerçekleştirecek bir manevi terbiye müessesesidir. İki cihetin de dikkate alınması, infak edenin ruhi inkişafını gerçekleştirecek bir manevi terbiye usulüne tabi kılınması şarttır. Manevi inkişafın usulü, nefs terbiyesi olduğuna göre, bu meseleyi üstlenecek olan da tekke, yani tasavvuftur. Ruhi inkişafı mümkün kılacak mecrayı açan tasavvufun, infak müesseselerinin yürütmesini üstlenmesi gerekir.

*
İçinde yaşadığımız çağ, bu çağa damgasını vuran batı kültürü tarafından iktisat çağı diye tesmiye olunur, tavsif edilir, temellendirilir. İslam ise insan ve hayatı iktisat temelli görmez, aksine iman merkezli ve ahlak altyapılı bir insan ve hayat telakkisi vardır. Bu manada mesele, öncelikle iktisadi paylaşım mevzuu olmaktan ziyade, ruhi (itikadi) ve ahlaki altyapı kurma bahsidir.

Mülkün nasıl paylaşılacağı meselesi, iman ve ahlaktan mücerret olarak düşünülemez ve tatbik edilemez. Sadece iktisadi paylaşımdan bahsetmek, materyalist temelli kapitalist ve sosyalist insan ve hayat telakkilerine mahkum olmaktır. Kapitalizm ve sosyalizm, hayatın temelini ve altyapısını iktisat olarak tespit etmek bakımından aynıdır. Müslümanlar, batının iktisadi doktrinleri arasında tercih yapmak zorunda bırakıldığından beri İslam’dan uzaklaşmaya başlamıştır. Aman dikkat…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir