İSLAM ŞEHRİ-18-HAYAT TARZI OLARAK “VAKAR”

İSLAM ŞEHRİ-18-HAYAT TARZI OLARAK “VAKAR”

Vakar, Müslümanların ilk unuttuğu şahsiyet tecellilerinden birisi oldu. İlk unutulan mevzulardan olması mukadderdi zira anlaşılması ve kuşanılması en zor tavırlardan biriydi. Vakarın terkip unsurları ve terkip kıvamı, ana hatlarıyla keskin bir iman, derin bir idrak, muhkem bir ahlak ister. Anlayıştaki sathilik (sığlık), imandaki zafiyet, ahlaktaki laubalilik, cesaretteki eksiklik vakarı, şahsiyetin tecelli hali, şahsiyetin mahfazası, şahsiyetin tavrı olmaktan çıkarır.

Derin bir idrak sahibi olmayanlar, tevazuu ile vakarın münasebetini anlamaktan acizdir. Keza, İslam’ın yekununa muhatap olamamış, ihata edici bir anlayışa erişememiş hafifmeşrep idrak teşebbüslerinin, kibir ile vakarı birbirinden tefrik etmesi zordur. Vakar, sadece tarifini yapmakla veya yapılmış tarifi bilmekle kuşanılacak bir şahsiyet hususiyeti değildir, onun idrak edilmesi, şahsiyet inşasında “mahfaza” mevkiine yerleştirilmesi gerekir. Ne var ki vakar, tarifi bile yapılamaz, kadim tarifleri de anlaşılamaz hale gelmiştir. O kadar ki, İslam ile ilgili çok iddialı laflar eden fikir ve ilim adamlarının mevzu haritasında yer almamakta, böylece kendisi de dahil olmak üzere Müslüman şahsiyetin tarifi yapılamamakta ve inşası gerçekleştirilememektedir.

Muhteva her ne olursa olsun, muhtevaya dair müktesebat hangi hacimde olursa olsun, bir Müslüman için şahsiyet, sahip olunan kıymetlerin mahfazasıdır. Şahsiyetini inşa edememiş bir Müslüman, İslam ile ilgili çok fazla miktarda “bilgi” sahibi olsa da, bilgiyi fikir haline getiremez, bir şekilde fikir zuhur etse, onu, kıymeti ile mütenasip şekilde muhafaza edemez. Şahsiyet nasıl ki iman, idrak ve ahlakın mahfazasıdır, onun gibi vakar da şahsiyetin mahfazasıdır. Vakarını kaybeden Müslüman, şahsiyetini muhafaza edemez, şahsiyetini kaybeden Müslüman ise, elde ettiğini düşündüğü kıymetleri muhafaza edemez veya muhafaza etmekte fevkalade zorlanır.

*
Vakar, imanın tezahür tarzıdır. Vakarsız bir insanda iman, başka bir şeymiş gibi tezahür eder. İmanın hakikati, tezahürünün vakarsız şekilde, yani hafifmeşrep yolla tezahürüne manidir. İmanın en hacimli tezahürü şahsiyettir, vakar ise imanın tezahür üslubudur.

İman en büyük kıymettir, tezahürünün de kıymeti ile muadil olması gerekir. İslam, imanı, hayatın hakikati ve en yüksek kıymeti olarak tespit ederken, onun için yüksek tezahür üslubunu tayin etmemiş olamaz. İman, şahsiyet haline gelmezse varlığını muhafaza edemez, vakarını kuşanamazsa tezahür etmez. Vakarsız insanda iman olsa dahi, olup olmadığı müşahede edilemez. Vakar, imanın müşahede edilebilir halidir, bu sebeptendir ki vakar, şahitlik sicilidir.

Vakar, insanda, idrakin derinliğini ilk bakışta gösteren bir haldir, edadır, tavırdır. Hiçbir tavır ve eda, hal ve fiil vakar kadar iman ve idraki derinliğine göstermez. Müslümanların idrak derinliğini ve ahlak kıvamını tavır ve edasından anlayamaz hale gelmiş olmamız, vakarı kaybettiğimizin alamet-i farikasıdır.

Vakar, iman ve idrakin nihai mahfazasıdır. Bu manada vakarsız fikir imal edilemez ve fikirsiz vakar sahibi olunamaz. Fikir sahibi olmayan insanlar, tevazuu şahsiyetsizlik haline getirir, vakarı kuşanmaya çalışırken tekebbüre savrulur. Şahsiyetsizlik derekesine savuran tevazuu ile tekebbüre savrulan vakar arasında kalan insan, asla fikir sahibi olamaz, bir şekilde olursa, onu muhafaza edemez.

İmanın derinliği ve ruhi ciheti dikkate alındığında, imanın hakikatlerinin idrak edilmesi, entelektüel serkeşlikle değil, vakur bir eda ile ancak kabildir. Vakar, hakikatin karşısında hazırolda durmak, teyakkuza geçmek, hürmetle beklemektir. Hakikatin en küçük tezahürüne bile gafil olmamak, hakikati ve onun idrakini en büyük kıymet bilmek halidir.

*
Bu kadar mühim olan vakar nedir? Nasıl bir terkip ve tertibe sahiptir. Nizam ve hürriyet yani itaat ve itiraz muvazenesi nasıl kurulmalıdır ki, vakar, şahsiyetin mütemmim cüzü haline gelmiş olsun? Tevazuun vakarı yok etmemesi için ihtiyaç duyacağımız kıvam nedir? Vakar ile kibir arasındaki sınır nerededir, çok ince olduğunu bildiğimiz, ihlal edildiğinde alarm vermeyen bu sınır hangi hassasiyet ve maharet ile teşhis edilebilir?

Vakar, tevazu ile tekebbürün ağırlık merkezinde (ortasında değil) bulunan, tevazu şeklinde tezahür ettiğinde varlığını kaybetmeyen, tekebbüre savrulması da an meselesi olan bir edadır. Asla sabit bir hal ve tavır değildir, içinde bulunduğu şartlarda yeniden inşa ve terkip edilir. Tekebbürün hakim olduğu bir mecliste (kibirliye karşı kibretmek ölçüsünce) kibir kisvesinde tezahür edebilir ama merkezi asla kaymaz, savrulmaz, esasını kaybetmez. Vakarın esası hakikat, merkezi iman, mahfazası şahsiyettir. Hangi mecliste (şartlar manzumesinde) olursa olsun, mutlaka imanın tezahürüdür ve hakikat karşısında dimdik ve hazıroldadır. Kendini tanrı ilan eden bir haddini bilmez karşısında tabii ki kibir kisvesiyle zuhur eder ama o zuhurat bile imanın tecellisidir.

İlahlık iddiası karşısında tevazu göstermek, hakikati katletmektir. Aciz biri karşısında kibretmek ise haddini aşmaktır. Bu manada kibir, ruhi ve fikri örgüye sahip olduğu kadar, içinde bulunulan şartlar manzumesini de terkip unsurları olarak kullanır. Öyleyse kibir sabit bir vasıf değil, şartları da gözeten bir haldir. Sabit olan ciheti merkezi ve esasıdır, yani iman ve hakikat karşısındaki tavır alışıdır.

Vakar, insanın sahip olduğu kıymeti hakkıyla muhafaza etmesidir. Bir alim, bir arif, bir mütefekkir, cahil biri karşısında tevazu tavrını kuşanamaz. Cahile karşı munis ve mutedil olması, cahili cehlinden kurtarmak için lazımdır ama munis olmak tevazuu değildir. İslam ıstılah haritası unutulduğu için mefhumlar anlaşılmaz hale geldi ve birbirinin yerine ikame edilir oldu. Fikir ve ilim adamının cahil karşısında kibirlenmesi ne kadar yanlışsa, tevazu tavrı da o kadar yanlıştır. Orada ihtiyacımız olan başka mefhumlarımız ve edalarımız vardır. Cahil karşısında tevazuu, ilmin ve fikrin kıymetini muhafaza etme imkanını yok eder çünkü tevazuu, muhatabına konuşma hakkı ve kişiye de dinleme tahammülünü yükler. İlim ve fikir adamı karşısında konuşacak kadar haddini bilmez bir cahile karşı tevazuu, ilmin, fikrin ve bunların kaynağı olan hakikatin ayağa düşürülmesidir.

Vakar, insanın muhatap olduğu kıymeti de muhafaza etmesidir. Muhatap olunan şahsiyetin taşıdığı kıymet, azaltılmadan ve artırılmadan muhafaza edilmelidir. Ne yalnız başına tevazu ne de tekebbür muhatap olunan kıymetin muhafazasına müsaade eder. Tevazu, muhatabın kıymetini muhafaza etmeyi mümkün kılan bir edadır, öyleyse tevazuun ölçüsü, muhatabın kıymet derecesidir. Muhatabın kıymetinin gerektirdiği ölçüde tevazuu göstermek, onun kıymetini muhafaza etmek manasına gelir, tevazu muhtevalı vakar ise o muhatabın haddini aşmasına mani olur. Müslüman, kendi imanını ve kıymetini muhafaza etmekle mükellef olduğu kadar, muhatabının iman ve kıymetini de muhafaza ile mükelleftir. Bir insanın haddini aşması, çoğunlukla muhatabının müsaadesine (tavrına) bağlıdır. Bu manada tevazu muhatabın kıymetini bilmek için, vakar ise muhatabın haddini aşmasına mani olmak içindir. Tevazu ile vakar, zarf ve mazruf gibidir.

*
İslam şehri, vakar heykellerinin hayat sürdüğü mekanın adıdır. Vakar; hakikat ve hakikati temsilde “kıymet” derecelerine göre tasnifi yapılan insanlar arasındaki münasebet ve muvazeneyi kuran esrarlı şahsiyet tavrıdır. Vakar kaybedildiğinde ne tevazu vardır ne de tekebbürün müeyyidesi…

İslam şehrinde hayat, hakikat merkezinde deveran eder, her deveranında helezonik şekilde derinleşir, derinleşerek inkişaf eder. Vakar, o şehirdeki deveranı hakikat merkezine rapteden, laubalilik ve hassasiyetsizlikle eksen kaymasına müsaade etmeyen, tekebbürle oluşacak merkezkaç kuvvetleri engelleyen ruhi kıymetin adıdır.

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-18-HAYAT TARZI OLARAK “VAKAR”” üzerine bir düşünce

  1. Allah c.c. razı olsun çok ehemmiyetli bir konu …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir