İSLAM ŞEHRİ-2-İSLAM ŞEHİR ANLAYIŞINA UMUMİ BAKIŞ-1-

İSLAM ŞEHRİ-2-İSLAM ŞEHİR ANLAYIŞINA UMUMİ BAKIŞ-1-
İslam şehir anlayışı bir büyük terkiptir. İslam’ın mümkün olan ölçülerinin tamamını şehir bahsinde terkip etmek ve tezahürünü mümkün kılmaktır. Şehrin “nazım planı”, İslam’ın tüm farzlarını bariz şekilde tecelli ettirir, tüm haramları kalın duvarlarla perdeler ve imkansızlaştırır. İslam ahlakının ruhu ve kaideleri, şehirde akan hayatın içine derinliğine nüfuz etmiş haldedir, İslam şehri, muhtevasına ahlakın sirayet ettiği hayatın akış güzergahlarını planlamış olmakla mahirdir. Keza İslam şehri, takvanın tecelli edebilmesi için planlama inceliklerini, zühdün kuşanılması için mahrem mahfilleri sanatkarane bir titizlikle inşa eder.
Şehir, farzların gizlenmesi için değil, ilan edilmesi ve hayata vaziyet eder hale gelmesi için planlanır. Farzlar, Allah Azze ve Celle’nin, tüm kainata nakşedilmesi gereken emirleridir, bu sebepledir ki, cemadat, nebatat, hayvanat ve insan alemine sarahaten tatbiki şarttır. Şehir; taşın yontulmasında, sokağın hendesesinde, evin mimarisinde farzların mührünü taşır, kapının şeklinde, eşyanın tertibinde, araçların teşkilinde farzları ilan eder. Şehirdeki her mesken, her sokak, her cadde, her mahalle, her meydan bir şekilde farzlara işaret eder, farzları hatırlatır.
Farzları izhar ve ilan eden İslam şehri, ahlakı, muhtevasına zerkettiği şahsiyetin tavır ve münasebetinde, cemiyet hayatının deveranında mümkün kılacak ince tertip ve tedbirleri almıştır. Ahlak, hukuk (farz ve haramlar) kadar net değil, mümkün olduğunca müphemdir ve her hal ve şartın farklı bir ahlaki kaideler mecmuası, terkibi ve kıvamı vardır. Bu sebeple ahlakın ana hatları şehirde tecelli etse bile, umumu, şahsiyet ve cemiyette tezahür etmelidir. Şehrin tanzimi, ahlakın tecellisi için ihtiyaç duyulacak naif tedbirlere maliktir ve icbari bir mahiyet taşımaz.
İslam şehri, farzları mermer levhalar halinde parıldatırken, ahlakı naif tezyinatlar halinde pırıldatır. Buna mukabil zühd ve takvayı ilan etmez, bilakis perdeler lakin perdeleme engellemek için değildir. Zühd ve takva, ferdin kalbi derinliğindeki inkişaf mevzuu olduğu için, onun mahrem mahfillerini inşa eder ve perdelerle cemiyetin içinde ferdi mahaller inşa eder.
Farzların ve ahlakın kesafeti tüm şehri ve hayatı doldurmuştur, o kadar ki haramları menetmek için ayrıca bir gayret gerekmez, haramlardan hiç bahsedilmez, men etmek için bile haramlar hatırlatılmaz. Şehir, haramların işlenmesi için on santimetre kare alan bırakmayacak bir örgüye sahiptir, harama giden yollar kapatılmış, haramın işlenmesi için hiçbir mekan bırakılmamıştır, bu sebepledir ki haramlardan kalın harflerle bahsedilmez. Haramlar, kitaplardadır, ferdin şuurundadır, şehir, haramı men etmek için bile nazara verecek tüm alametlerden arındırılmıştır. İslam şehrinde haramların işlenmesi için hiç bir mahal, mekan, arz parçası yoktur.
*
İslam, en veciz şekilde (Allahu alem) şöyle anlaşılabilir; merkezinde farzlar olan, ufuk çizgisi haramlarla çizilmiş, içi, helal ve mubah, ahlak ve edep, zühd ve takva ile tezyin edilmiş bir hayat alanıdır. Haramlarla çerçevelenmiş ufuk çizgisi içinde, merkezi manaya (farzlara) kalbinden bağlı şekilde inşa edilecek ve yaşanacak hayat, İslam’ın insana teklif yekunudur.
İslam şehri, bu anlayış haritasının tecessüm etmiş halidir. Maharet bu mana haritasını taşa, toprağa nakşetmektir, sokağa, caddeye, meydana hendesi zevk olarak tatbik etmektir, mühendisliğe, mimariye, sanatkarlığa ruh olarak üflemektir.
*
İslam şehri, İslam’ın ihtiva ettiği mana yekununun vücut bulmuş halidir. İslam şehri, İslam’ın muhtevasındaki “yüksek nizam fikrinin” mahirane ve sanatkarane tecellisidir. “Üstün nizam mefkuresinin”, şehir adı altındaki altyapısıdır. Allah Azze ve Celle’nin yeryüzünde yaşanmasını arzu ettiği hayatın suretidir, siluetidir. İşte o şehir, Allah Azze ve Celle’nin rahmetini celbedecek mekandır.
*
İslam şehri, mananın merkezi örgüsüdür. İslam’da iman tevhiddir, fikir ise vahdet… Fikrin kaynağı tevhid, kendisi ise vahdet üzeredir. Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin mevcudiyetindeki mana yekunu tevhid üzere cem edilmiştir, O’nun zatındaki tevhidin kainattaki tecellisi ise vahdet üzeredir. Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin varlığı teklik (ehadiyet) üzeredir ve her daim öyledir. Kainat kesret (çokluk) alemidir lakin kesret, vahdet üzere cem edilmiştir. Kesretteki vahdet ise ancak merkezi bir nizam örgüsüyle tesis edilir. Bu sebepledir ki İslam’ın temel meselelere (varlık telakkisine-ontolojiye, bilgi telakkisine-epistemolojiye, insan telakkisine, hayat telakkisine) bakışı, nizami bir örgüye sahip vahdet anlayışı üzeredir.
İslam şehri, yeryüzünde vahdetin tesis ve tatbik edileceği en görünür eserdir. İslam şehri, “mana parçalarının” gelişigüzel serpildiği, birbiriyle münasebetinin tespit edilemediği, yer yer birbiriyle tenakuz teşkil ettiği arz parçası değildir. Vahdeti idrak, izah ve tatbik edemediğimizde tevhidi anlama imkanına sahip değiliz. Şehir, vahdet mimarisinin büyük terkiplerinden biridir, vahdeti bu çapta bile tahakkuk ettiremediğimizde tevhidi anlama iddiası muhayyel ve muallaktır.
*
İslam şehri, mananın teşkilatlanmış halidir, teşkilatlılık halidir. Şehir, irfan müktesebatımızın tecellisini tabii hale getirmiş bir nizam tertibidir. İslam şehrinin kendisi bir “teşkilatlılık hali”dir, şehirdeki tüm deveran mecralarının bidayeti de nihayeti de İslam’dır. Hayatın İslam üzere akması, çağlaması, yaşanması için müdahalenin ihtiyaç olmaktan çıkarıldığı, en azından asgariye indirildiği bir teşkilatlılık halidir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir