İSLAM TARİH ANLAYIŞI-1-TAKDİM-1-

TAKDİM-1-
Tarih anlayışı veya tarih muhasebesi veya tarih tezi şeklinde isimlendirilebilecek bahis, bir dünya görüşü için temel meseleler cümlesindendir. Tarih tezi olmayan bir dünya görüşü, kendini ikmal etmemiştir. Tarih muhasebesi, aynı zamanda varlık, insan ve hayat bahislerinin temelini oluşturur. Zira her konunun “bidayeti”, tarih muhasebesi ile ortaya konulur. Bir konunun bidayetinden haberi olmayan veya bidayetine kadar uzanamamış olan akıl hacmi ve zihni evren ufku, o konuyu “ortasından” ele almaktadır ki, bu yaklaşım, o konu hakkında hiçbir şey söylememektir.
Eşyanın (kainatın) tarihi, varlık telakkisine (ontolojiye) ulaşır. İnsanlık tarihi, “insani varoluşu” izah, insan telakkisini inşa eder. Hayatın tarihi, inkişaf ve medeniyet tarihi değil midir? Varlık, insan ve hayat temel bahislerini, tarih anlayışından azade şekilde izah mümkün müdür?
Lisanın nasıl meydana geldiğini tetkik etmek, insanlığın bidayetine gitmeyi gerektirir. Lisanın zuhurunu izah etmeden, insan ve düşünce izah edilemez. Lisanın zuhurunu izah etmenin tek yolu, ilk insana kadar geriye gitmektir. İlk insana kadar gitmek, insanlık tarihinin bidayetidir. Hangi mesele, bidayetine ve nihayetine vakıf olmadan anlaşılabilir?
Ateistlerin “evrim” konusuna neden sımsıkı sarıldığı anlaşılıyor mu? Çünkü evrim teorisi, özünde “tarih tezidir”. Tarih tezi olmayan bir dünya görüşü, kendini izah edemez, gerekçelerini bulamaz, teklifte bulunamaz. Bu günün dünyasında, en derin tarih anlayışı ve teklifi olan İslam’dır. Ne var ki Müslüman efkar-ı umumiyede meselenin “başlığı” bile gündeme gelmiyor. Tabii ki bir takım “kırıntı fikirler” sunuluyor piyasaya ama bize lazım olan, nizami bir izahı, terkibi bir yekunu, mimari bir bütünlüğü olan “tarih anlayışı”dır. Bu var mı?
İslam’ın tarih anlayışı, Hz. Adem ile Hz. Havva’nın yaratılışı ve cennetteki hayatı ile başlar. Dikkat, dünya öncesi hayattan bahsediliyor, tarih anlayışı için sahip olduğumuz kaynaklara bakın… Bu derinlik, bu hacim, bu imkan kimin elinde var? İnsanlık tarihinin mühim kavisleri, virajları, devirleri, “peygamberler tarihi” olarak kaynaklarımızda mevcut. Fakat tüm bu kaynaklardan ve bilgilerden bir “tarih anlayışı” üretemiyoruz. Çok hazin…
*
İslam tarih anlayışını dört devir halinde ele almak doğru olur zannındayız. Birinci devir, Hz. Adem Aleyhisselamdan Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü vesselama kadar olan “insanlık tarihi”, Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü vesselamdan Osmanlıya kadar olan ikinci devir, Osmanlının kuruluşundan yıkılışına kadar geçen son medeniyet devri ve Osmanlının yıkılması ile başlayan fetret devri… Bu devirlerin her biri kendi içinde birçok fasıl halinde taksim ve tasnif edilebilir.
İslam tarih anlayışını dört ana devir halinde tetkik etme fikri ciddi zorluklarla karşılaşabilir. Bu zorlukların bir kısmı, “tertip” kifayetsizliği olarak karşımıza çıkabilir. Tertip kifayetsizliği, izah kifayetsizliğini ilzam eder. Bu manada farklı tertip ve tasnif çalışmaları yapılabilir. Mümkün olan en iyi tertibin yapılması şarttır ki meselelerin izahında zafiyete düşülmesin. Bizim teklifimiz, meselenin konuşulmaya başlaması için “ilk teklif” cinsindendir. Mevzuu girift, mevzu derin, mevzu uzun olduğu için, konuşulmadan, bir havza oluşmadan, dikkatler üzerinde yoğunlaşmadan tekâmülü kabil değil.
Tarih ilmi, insanlık müktesebatının tertip edilmesi içindir. Bir taraftan geldiğimiz istikameti tayin eder, diğer taraftan gideceğimiz istikameti. Müktesebatın tertibi, istikametlerin sıhhatli tespit ve tayini için lazımdır. İnsanlık müktesebatını tertip etmek, faydalanabilir kılmak içindir, hem istikamet tayini için hem de arşiv oluşturmak için…
Dört devir tasnifinin mühim sebeplerinden biri, tarih yekununun “an” da cem olmasıdır. İnsanlığın içinde bulunduğu “an”, tarihin hulasasıdır. Bu sebeple dört devir tasnifi, en uzun devirden başlar, en kısa olanda biter. Tüm peygamberler Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizde cem olmuştur, O’nda, tüm geçmiş müşahede edilebilir. Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizden Osmanlıya kadar ki devir ise, Osmanlı medeniyet terkibinde cem olmuştur. Osmanlı devri, bir medeniyetin çöküş hikayesidir ve neden yeni bir medeniyet kurulamadığını gösteren bir laboratuvardır. Oysa Osmanlıdan önce bir İslam medeniyeti yıkılmadan veya yıkılırken başka bir coğrafyada başka bir İslam medeniyeti inşa edilmiştir. Dördüncü devir olan Cumhuriyet süreci ise, Müslümanların medeniyetsizlik halinin ne olduğunu gösteren bir misaldir ki, tüm insanlık tarihinden elde edeceğimiz tecrübeye denk dense doğrudur. Çünkü İslam tarihinde sürekli medeniyetimiz olmuştu, medeniyetimiz olduğunda hangi hali yaşadığımızı kaç defa anlamıştık ama medeniyetimiz olmadığında ne duruma düşeceğimizi görmemiştik.
*
Mihenk, Asr-ı Saadettir. Tarih, zaman sırasına göre (kronolojik olarak) Hz. Adem Aleyhisselamdan başlar ama bilgi (kaynak) olarak Asr-ı Saadetten başlar. Asr-ı Saadetten geriye doğru “peygamberler tarihi” çerçevesinde “insanlık tarihi”, ileriye doğru ise İslam tarihi başlar ve bu çerçevede insanlık tarihi devam eder.
Tarih, insanlığın nesep silsilesidir. Her kavim, her millet, her ümmet bu silsile içinde kendi payına düşeni alır. İnsanlığın atası (ilk insan) Hz. Adem Aleyhisselamdır. Öyleyse tarih, “peygamberler tarihidir”. Tarih, bir taraftan insanlığın nesep silsilesi olması bakımından kıymetli diğer taraftan “peygamberler silsilesi” olması bakımından kıymetli bir ilimdir. Batının, kafatası fosilleri üzerinden yazmaya çalıştığı tuhaf tarihe bakınca Müslümanlara “yakın” gibi durmayan bu ilim dalı, aslına irca edilemediği için layık olduğu kıymet ve hürmeti görmemiştir.
Tarih ilmini aslına irca etmek, “tarih anlayışı” ile kabildir. İnsanlık tarihinin özü olan “peygamberler tarihi”, peygamberlerin hayatlarından ibaret değildir. Peygamberler tarihi, medeniyet tarihidir. Çünkü “peygamberler olmasaydı, hiçbir şey olmazdı”. Meseleye bu cihetten bakılmadığında, peygamberlerin hayatları, birer biyografi seviyesine indirilmektedir. Oysa her peygamber, medeniyetin bir sütununu dikmiş, “Hatem’ül Enbiya”ya gelindiğinde, sadece dinin inşası değil aynı zamanda medeniyet mimarisi de tamamlanmıştır.
Her konunun merkezi ve nispeti, İki Cihan Serveri Aleyhisselatü Vesselam Efendimizdir, her konunun başı ise Hz. Adem Aleyhisselam. Hiçbir konu, merkezine bağlanmadan ve bidayetine varılmadan idrak ve izah edilemez. Bize bu imkanı sunan disiplin ise tarih ilmidir.
*
Tarih, hadiseler silsilesi değil, illiyet zinciridir. İlliyet zinciri, amillerin hayat üzerindeki tesir ve tahrikidir. İnsanlığın en üst varoluş çerçevesi ve çapı medeniyet olduğuna göre, tarih, medeniyet amillerinin, mimarlarının hikayesidir. Baş mimarlar, peygamberlerdir, temel mimari plan da vahiydir. Tabii ki tarih, vahiy silsilesi ve onun tesir süreçlerinden ibarettir.
Vahiy neden var? Çünkü insan nefsiyle “zalim, cahil, nankör” bir varlıktır, çünkü dünya insanın nefsine bir çağrıdır, bu ikisinin vuslatı için tertip edilmiş gibidir. Öyleyse vahiy nedir? İnsanın ruhuna, kalbine, ahirete bir davettir. Dünya, nefsin ana vatanı, ruhun ise gurbetidir. Öyleyse tarih, ruh ile nefsin kavga arşividir. Muhtemeldir ki istisnai zaman dilimleri dışında, vahiy-ruh mecrasında akan insan seli, nefs-batıl mecrada akan insan selinden azdır. Az olan kuvvet, mücadele ile ayakta durur, öyleyse peygamberler, mücadele tarihi yazmıştır. Bu sebeple peygamberler tarihi, inkılap ve inşa tarihidir.
Yeryüzünde yaşamış, yaşayan ve yaşayacak olan her insan, vahyi tefsir ve tatbik etmektedir. İdrakiyle, haliyle, fiiliyle… Müslümanlar, İslam’ın emirlerine uydukları, nehiylerinden içtinap ettikleri, tavsiyelerini yerine getirdikleri, yani İslam’ın inşa ettiği hayat alanı içinde kaldıkları için vahyin beyanını tefsir ve tatbik etmektedir. Kafirler, İslam’ın inşa ettiği, inşa edilmesini arzu ettiği hayat alanının dışında kaldıkları için, vahyin dünyadaki gerekçelerini, delillerini üretmekte, bu cihetiyle tefsir ve tatbikatını gerçekleştirmektedir. “Neden Müslüman olayım?” sorusunun, Müslüman olmadığı takdirde ne olacağını gösteren bir cevaptır batıl. Hakikat tek, batıl çok olduğu için, nefs-batıl mecrasında akan insan seli çok olmuştur. Onların delillendirmeleri gereken konu ve ihtimal daha çoktur ya… Bu cihetten bakıldığında tüm insanlık tarihi, vahyin tefsir ve tatbik çabası ve çeşidinden ibarettir.
*
Muhtemelen böyledir ama bu tarih ilmi değil, tarih anlayışıdır. Tarih anlayışı olmadan tarih ilmi kurulmaz, bu anlayış kaybedildiği içindir ki, tarih ilmi de tarihe karışmıştır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir