İSLAM TARİH ANLAYIŞI-2-TAKDİM-2-

İslam, varlığın bidayetini ve nihayetini açıklamıştır. Bu sebeple, varlık, insan ve hayat temel bahislerinde İslam, münhasır izah salahiyetine ve imkanına sahiptir. Hiçbir telakki, bu üç temel bahiste İslam’ın sunduğu izah hacmine ulaşamaz, ulaşması hayal bile edilemez.
İnsanın geleceğe olan yönelişleri, geçmişinin tesirinden daha az değildir. Tarihin müktesebatı ne kadar itiyorsa, geleceğin cazibesi en az o kadar çekiyor. Neticede zaman, insanın zihni evreninde ve kalbi evreninde akıyor. Tarihte biriktirdiği müktesebatın ne kadarı zihni ve kalbi evrene intikal ediyorsa o kadar itiyor, geleceğe dair ümitleri, düşünceleri, duyguları ne kadar canlıysa o kadar çekiyor. Tarih nesebini kaybedenlerde ise, sadece geleceğin cazibesi hükmünü icra ediyor. İnsan, tarihle irtibatını kesebiliyor ama istikballe münasebetini kesemiyor. Öyleyse istikbalin cazibesi, tarihin muharrik kuvvetinden daha fazladır. Bu cihetle tarih anlayışı, istikbali ihtiva etmelidir.
Müslümanın hayatı, tarihin toplamından meydana gelmez, tarih ile birlikte istikbalin de muhteva toplamından meydana gelir. Sadece İslam, varlığın mazisi ile birlikte istikbalini de beyan etmiştir. Müslüman şahsiyet, tarihi müktesebat ile birlikte istikbalin muhteva yekununu hayatında cem eden veya harmanlayan veya birleştiren insandır. Bu hususun ilahi kaynaklı dinlerin hepsinde olduğu düşünülebilir ama onların (Hıristiyanlık ve Yahudilik) gelecek bilgileri ve anlayışlarına bakıldığında, İslam’dan tamamen farklılık arzettiği görülür. Bu sebeple hayat, Müslüman şahsiyette sıhhatli bir vahdete ermiş ve anlamlı bir terkibe kavuşmuştur.
*
Yirminci asra kadar fizik, hal ilimlerindendi. Varlığın mevcut halini, halinin işleyişini, işleyişinin kaidelerini tetkik ediyordu. Yirminci asırdan itibaren (özellikle teorik fizik alanında) varlığın tarihini, nasıl meydana geldiğini, bizim anlayışımızla nasıl yaratıldığını tetkik etmeye başladı. Fizik ilmi yeni yeni sıhhatli mecrasına dökülmeye başlamış, tarihini merak etmiştir. Bir ilmin tarihini merak etmesi ve onu kendine mevzuu edinmesi, sıhhat alametidir. Ne var ki fizik biliminin bu cihetten sıhhatli gelişmeler göstermesi, toplamının sıhhatli olduğuna delil değildir.
Fizik bilimi şu zaviyelerden mühimdir. Batıdaki şekli ve muhtevasıyla tarihine yönelmesi, her ilmin hem “insanlık tarihi” hem de kendi tarihi içinde vücut bulma şartını göstermektedir. Temel pozitif bilimlerden biri olan fiziğin bile tarih ilmi içinde mütalaa edilebilir hale gelmesi, insanlığın, “külli kavrayış” temrinleri yapmasına yol açıyor. Artık insanlık şunu anlamaktan başka bir yola sahip değil, hangi mevzudan bahsederseniz edin, “külli kavrayış”ın içindeki bir noktaya işaret ediyorsunuzdur. Bu cihetle fizik bilimi, insanlığı, külli kavrayışın eşiğine getirmiştir. Eşiğine getirmiş fakat içeriye sokamamıştır çünkü kendisini (yani parçayı) külli olanın yerine koymaya başlamakta veya külli olanı yalnız başına tetkik ve izah edebileceğine inanmaktadır. Artık batıda varlık telakkisinin (ontolojinin) izlerini, felsefede değil, fizik biliminde aramak gerekiyor.
Külli kavrayışa yalnız başına ulaşabileceği iddiası, her ilim dalı için “haddin aşılmasıdır”. Zaten bu sebeple ilimlerin yeniden tasnif edilmesi, yeni bir terkibe tabii tutulması gerekir. “İslam Medeniyet Tasavvuru, Terkip ve Tasavvur” isimli eserimizde, en geniş yeri “ilimlerin tasnifine” tahsis etmemizin temel sebebi de budur.
*
Lisan bahsi, ilimlerin ve insanlığın tarihi için calibi dikkat bir husustur. Evrimci teori, insanın evrimleşerek geliştiğinden bahsederken, sadece bedeni özelliklerine atıf yapıyor. Zihni-akli, ruhi-kalbi tekamülden hiç bahsetmiyor. Kafatası fosillerinden elde edilebilecek bilgi ile hangi netice elde edilebilir ki. Muhal farz, bir milyon yıl önce insanın kafatası maymunun kafatası ölçüleriyle bire bir olsa bundan ne anlamak gerekir? Evrimci ve materyalist telakki, insanın ruhi-kalbi, zihni-akli süreçlerinden sadece “lisan” bahsine girse, söyleyebileceği hiçbir şey yoktur.
Cenab-ı Allah Azze ve Celle sonsuz kudret sahibidir. İnsanlığın tarih yekununu “hal” içine gömmek, halde, insanlığın bidayetini gösteren deliller gizlemek, O’nun sonsuz kudretinin tabii neticelerindendir. Lisanın, evrimci teorinin bakış açısıyla, kendiliğinden oluşmayacağının misali ve delili, “hal”de mevcuttur.
“Dilsiz” insanların bir kısmı, “sağır-dilsiz” çeşidindendir. Sağır-dilsiz, bedeni (organik) olarak dilinde herhangi bir hastalık, aksaklık, zafiyet olmayan fakat “sağır” oldukları için konuşmayı öğrenemeyen kişilerdir. Dilinde hastalık olan, dilini kullanamayan “dilsizlerin” durumu arizidir, bu anlaşılabilir ama dilinde hiçbir zafiyet olmadığı halde, kulağı duymayan birisinin dilsiz olması, dilin kendiliğinden meydana gelmediğini, gelemeyeceğini gösterir. Cenab-ı Allah Azze ve Celle, Hz. Adem Aleyhisselama “eşyanın isimlerini” öğretmeseydi, lisan meydana gelemeyecekti. Çünkü hala Cenab-ı Allah Azze ve Celle, lisanı öğretmediğinde (yani kulağını sağır kıldığında) insan lisan öğrenemiyor, konuşamıyor. Batının o çok övündüğü medeniyeti, hala sağır insanlara lisan öğretemiyor. Kendilerinin ifadesiyle, insanlığın en ileri noktası olan batı medeniyeti, tüm verimlerini, imkanlarını, bilimlerini ve teknolojisini kullanarak, sağır insanda lisanı inşa edemiyor. Buna rağmen evrimci teori dolu dizgin at sürüyor. Çünkü evrim teorisi, materyalizmin tarih tezidir, bu tezi kaldırdığında, kafasına kurşun sıkmış olacaktır. (Bu mesele, dil bahsi ile ilgili kitabımızda uzunca izah edildi)
Bu meseleyi tarih anlayışımız içinde neden zikrediyoruz? Çünkü tarih, “an”ın içinde cem olmuştur, varlığın, insanın ve hayatın bidayetinin ipuçları, “elan” mevcuttur. Bu sebeple tarih, sadece arşivlerde ve arkeolojik kazılarda aranmaz, bu sebeple tarih, aynı zamanda bir tefekkür bahsidir. Ne var ki, “tarih anlayışımız” olmadığı için, tarih ilmimiz yok.
*
İslam, Müslüman mütefekkirlere, “oturduğu yerden” tarih yazabilme imkanını sunuyor, tek şart olarak da “idrak” etmeyi istiyor. Bu demek değildir ki, oturduğumuz yerden tarih yazalım, hayır, tabii ki tarih ilmimizi inşa edelim ve tüm lüzumunu yerine getirelim. Mesele, tarih anlayışımızı inşa etmektir, sıhhatli tarih anlayışı olmadan, tarih ilmini inşa edemeyiz.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir