İSLAM VE TEŞKİLAT

İSLAM VE TEŞKİLAT

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

İslam’ın her hükmü teşkilata atıf yapar. Hiçbir din ve dünya görüşü İslam kadar teşkilat meselesini ciddiye almamıştır.
Doğrudan veya dolaylı olarak içtimai gerçekliğe atıf yapmayan İslami ölçü yoktur. Her ibadet ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliği harmanlar, sadece birine ait ibadet bulmak mümkün olmaz. İçtimai gerçeklik, aynı zamanda teşkilat demektir. Bazı ibadetlerin ferdi gerçeklik kısmı ağır basar, bazılarının içtimai gerçeklik boyutu ağır basar ama hiçbir ibadet tek gerçeklik üzerine oturmaz. Çünkü İslam’ın insan telakkisi, ferd ile cemiyeti terkip eden veya ferdi ve cemiyeti insan telakkisinin iki tezahür mecrası olarak kabul eden bir muhtevaya sahiptir.

İçtimai gerçeklik ve buna bağlı olarak teşkilatlılık hali anlaşılmadığında, İslami ölçülerin muhtevasındaki teşkilat anlayışına ulaşmak kabil olmaz. Vakit namazlarının ferdi olarak kılınabileceğini hükme bağlayan İslam, aynı zamanda cemaat ile kılınmasını, mescitte kılınmasını ısrarla teşvik ve tavsiye etmiştir. Cemaatle kılınması ile mescitte kılınması birbirinden farklıdır. Evde de cemaatle kılınabilir ama mescitte kılınması başka manalara da gelir. Cemaatle kılmayı tavsiye ederken, her hal ve şartta teşkilatlılık haline atıf yapar, mescitte kılınmasını tavsiye ederken, teşkilatlılık halini küçük cemaatlerden taşırıp cemiyet planına nakleder. Mescit ve camide Müslümanları bir araya getiren İslam, namaz kılıp geri dönün demez. O bir teşkilatlılık halidir, namazınızı bir arada kılın ki birbirinizden haberiniz olsun, birbirinizin dertleriyle ilgilenin…
Mescit, İslam’ın ilk müşahhas teşkilatıdır. İlk ve en önemli müşahhas teşkilatı, namaz ibadeti merkezinde kurması ise teşkilatın muhtevasını, şeklini, yoğunluğunu gösteren hikmetlerle doludur. Yeryüzünde üyeleri günde beş vakit bir araya gelen bir teşkilat yoktur. İslam, namaz marifetiyle günde beş vakit tüm ümmeti bir araya toplamaktadır. Bu sebeple cami bir teşkilat merkezi olmaktan önce, “tabii teşkilatlılık hali”nin karargahıdır. Namazla bir araya gelmek nefsin en fazla gerilediği andır. O duygu haliyle Müslümanlar birbirlerinin dertleriyle daha yakından, daha derinden, daha diğerkam bir ahlak ve hassasiyetle ilgilenebilir. İslam’ın teşkilat fikrindeki ufkun derinlik ve genişlik buudunu namazda görmek kabildir.
İslam medeniyetleri Mescid-i Nebeviyi misal alarak teşkilatlılık halini, bütün içtimai müessese ve faaliyetlerin merkezi haline getirmişlerdir. Namaz merkezindeki organizasyonu daha geniş bir alana yayarak birçok şeyi “cami” haline getirmişler, toplamışlardır. Daha sonra camiyi de “külliye” haline getirerek, ilmi çalışmalardan birçok içtimai faaliyetlere kadar hayatın “idare merkezi” yapmışlardır. Tarihimizde, İslam’ın teşkilat ufkuna bu kadar nüfuz etmiş medeniyet misalleri varken, bu günkü Müslümanların teşkilat bahsindeki dar ufku ve kısır anlayışı kabul edilebilir cinsten değil.
*
İnsanlık tarihinin en geniş teşkilat ufku, tevhid ve vahdettir. Hem derinlik ufku cihetiyle (tevhid) hem de genişlik ufku cihetiyle (vahdet)…
Tevhid (derinlik) cihetiyle teşkilattaki nihai sadakat mercii tayin edilmiştir. Müslümanların sadakati, Allah ve Resulünedir. Yeryüzündeki tüm teşkilatlanmalar, bu sadakat ölçüsüne ayarlı halde gerçekleştirilmek ve devam ettirilmek durumundadır. Tevhid cihetiyle Allah’a ve Resulüne sadık olan Müslümanlar, yeryüzündeki tüm teşkilatlanmalarda, bu ölçüyü esas alır. Bu sebeple hiçbir otorite, kendine bila kaydu şart itaat talebinde bulunamaz. Kendisine itaat talebinde bulunan her şahıs ve mercii, Allah’a ve Resulüne itaat etmek durumundadır. İtaat ettiği müddetçe kendisine itaat edilir. Yeryüzünde en fazla itaate layık şahıs ve mercii, Allah’a ve Resulüne en fazla itaat edenlerdir. İslam, teşkilat konusundaki temel şiarını, hakimiyet-teslimiyet parantezinde kurmaz. İtaat etmeyene itaat edilmez. İtaat zincirinin zirvesinde yer alan şahıs, en fazla itaat eden kişi olmak zorundadır. Tevhid, itaat silsilesini sıhhatli kurmayı ve insanlığın idrak edemeyeceği kadar derinleştirmeyi mümkün kılar.
Vahdet, yeryüzünde birlik inşasıdır. Tevhidin yeryüzünde tecellisi, öncelikle vahdet üzerinedir. Ümmetin vahdeti gerçekleşmediğinde, Müslümanlık eksiktir. Tevhid nasıl ki ruhi teşkilatlanmayı gerçekleştirir, vahdet de içtimai (müşahhas) teşkilatlanmayı gerçekleştirir.
Tevhidin insan iç dünyasını derinleştiren özelliği, vahdeti ihmal etmeye sebep olmamalıdır. Derunundan nihai mercie bağlanan Müslüman, yeryüzünde teşkilat ve müesseseler marifetiyle diğer Müslümanlara bağlanmalıdır. Teşkilatın manası budur, ümmet olmak ancak bu şekilde mümkündür. Allah’a ve Resulüne itaat etmek, onlara itaat edenlere itaat etmeyi gerektirmiyorsa, Müslümanlar, Allah’a ve Resulüne itaat bahsini gözden geçirmelidir. Müstakil ve müstağni birer ferd olmak, teşkilat, cemiyet, ümmet olmayı engeller.
Teşkilat bahsi, ümmet bahsinin, ümmet bahsi de Müslüman olma bahsinin mütemmim cüzüdür. Müslümanların hayatından teşkilatı kaldırdığımızda (teşkilatlılık halini sıfırladığımızda) İslam’ın tezahürlerinin tamamına yakınını inkıtaa uğratırız.
*
İslam, teşkilat bahsini kamu otoritelerinin inhisarına bırakmaz. Kamu teşkilatları (devlet de dahil) İslam cemiyetinin teşkilatlarından biridir. Herhangi bir vakıf teşkilatı, devlet teşkilatından daha az önemli değildir. Aradaki fark, büyüklük farkıdır, mahiyet ve kıymet farkı değil. Devlet teşkilatının daha mühim olması, büyüklüğünden ve daha fazla Müslüman’ın meseleleriyle ilgilenmesindendir. Bunun dışında mahiyet farkı aramak, devleti hem cemiyetten hem de İslam’dan daha kıymetli kabul etmeye kadar varacak zihni savrulmalara yol açar. Bu çerçevede teşkilat, İslam devleti olmadığı için mühim olan bir bahis değil, İslam devletinde de aynı kıymete sahip bir mevzudur.
İslam, her emir, nehiy, tavsiye ve teklifini doğrudan Müslüman şahsiyete yapar. Müslüman ferd, bu ölçülerin içinde tek kişilik olanları yalnız başına yapar fakat tek kişilik olmayanları yapabilmek için teşkilatlanır. İslam, hilafet ve devlet bahsini bile doğrudan Müslüman ferde hitap ederek teklif eder fakat Müslüman ferd, bunların inşası için teşkilatlanması gerektiğini bilir. Kısaca, ölçülerin sayısız miktarı teşkilatsız olarak yerine getirilemeyecek çaptadır. Teşkilatlılık hali, İslam’ın ölçülerine içtimai çapta muhatap olmaktır. Teşkilatlılık halinden kastımız, özel bir teşkilat değil, öncelikle herhangi bir teşkilat içinde bulunmaktır. Teşkilatlanmamış olan Müslüman, İslam’a muhatap olmak konusunda izah edilemeyecek kadar eksiklik içindedir.
HAKİ DEMİR demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir