İSLAMCILIK MESELESİ-15-BÜYÜK DOĞU

İSLAMCILIK MESELESİ-15-BÜYÜK DOĞU
Üstad, temel eserinin (şaheserinin, birinci eserinin) “İdeolocya Örgüsü” olduğunu söyler, ikinci eserinin ise “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” olduğunu… Oysa durum tam tersidir. Bir müellif, muhakkak ki kendi eserleri üzerinde tasnif yapma hakkına münhasıran sahiptir. Necip Fazıl öyle diyorsa bize ne yapmak düşer? Bize düşen şu; eserler üzerindeki konjoktürel tasnif ile “asıl tasnif”i birbirine karıştırmamak, iki tasnifi ayrı ayrı yapmak ve hangisine ihtiyacımız varsa, onu kullanmak.
Büyük Doğu İdeolocyası (İdeolocya Örgüsü), özet olarak, devlet sistemi ve onun etrafındaki meselelerle ilgili bir eser, bu cihetten bakıldığında tatbikat (tatbik sistemi) ile ilgili. Bu eser, acil ihtiyaç listesinden kabul edildiğinde, ki yazıldığı zaman ve elan öyledir, öncelikli kabul edilebilir. “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” isimli eser ise, İslam Tefekkür Mecrası ile ilgilidir. Bir taraftan batı ile hesaplaşma diğer taraftan tefekkür mecrasını oluşturacak bir çerçevedir. Biri “acil”, dolayısıyla önemli, diğer “asıl” dolayısıyla kıymetli. Kıymetli olan asırlara sari bir tesire sahip, önemli olan ise derhal tatbiki gerekendir. Tefekkür mecrası, tatbik sistem, vasıta sistem, müesseseler gibi birçok konuda teklifleri üretebilecek bir kaynak olabilir, oysa tatbik sistem bir tefekkür neticesi olduğu için ondan bir tefekkür mecrasının oluşması zordur. Bu cihetle “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” isimli eseri, “İdeolocya Örgüsü” isimli eserine mukaddemdir, ondan kıymetlidir. Çünkü “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” isimli eserden çok sayıda “İdeolocya Örgüsü” çıkar ama “İdeolocya Örgüsü”nden bir adet bile “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” çıkmaz. Nazariyat çok sayıda tatbikat misali (sistemi) üretilebilir ama çok sayıda tatbikat misallerinden bile bir adet “nazariyat” çıkmaz. (Haki Demir’den nakil)
Büyük Doğu İdeolocyası, Üstadın açtığını düşündüğümüz İslam Tefekkür Mecrasının ilk eseri, ilk verimi, ilk numunesidir. İslam’ın devlet çapında ilk tatbik sistemi denemesidir. Tatbik sistemi teklifi, misali, numunesi, değiştirilebilir, geliştirilebilir, hiç dikkate de alınmayabilir, bu manada kimsenin Büyük Doğucu olması da gerekmez. Fakat her Müslümanın dert edinmesi gereken konu, “İslam Tefekkür Mecrasının” açılması, sulanması, zenginleştirilmesidir. Üstadın tefekkür mecrasını açmadığı düşünülüyorsa bile bu mecranın açılması için “ciddi” bir katkıda bulunduğu izah ve ispattan varestedir.
*
Kronolojik olarak “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” isimli eserin, “İdeolocya Örgüsü”nden sonra kaleme alındığını (konferans olarak verildiğini) biliyoruz. Bu zaviyeden bakıldığında, “İdeolocya Örgüsü” “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” isimli eserin neticesi ve verimi gibi görünmüyor. Mesele kuru bir kronolojiden ibaret görüldüğünde de bu tespiti yapmak kaçınılmaz hale geliyor. Fakat unutmamak gerekir ki, her ikisi de aynı “zihni evrende” mayalanmıştır. Tatbikat (pratik) her zaman acildir, nazariyat (teori) ise daha kıymetli. Aynı zihni evrende mayalanan eserler için, birbirinin sebebi ve neticesi olduğuna dair tespit, kronolojiye göre değil, muhtevaya göre yapılır.
*
Muhabbetimizden dolayı meseleyi Necip Fazıl merkezinde dikkatlere sunuyor olmamız yanıltmasın. Konu, İslam Tefekkür Mecrasıdır. Son iki asırdır İslam coğrafyasındaki eserlerin kahir ekseriyeti, satır aralarında bu arayışı kodlamıştır. Bu sebeple tüm müellifler ve eserler, bu çerçevede değerlendirilmeli, bu havzada toplanmalı, bu mecraya dökülmelidir. Necip Fazıl, bizim zihni evrenimizi inşa eden adam olduğu için hem vefa göstermek, hem hakkını teslim etmek için onun ismi etrafından dolaşıyoruz. Bu tavrımız, diğer tüm müelliflerin hakkını yememizi gerektirmeyeceği gibi, Necip Fazıl’dan ibaret bir İslam Tefekkür Mecrası teklifinde bulunmamızı da gerektirmez. Bizim muhabbetle malul zannımız o ki, Necip Fazıl, tefekkür mecrasının temel esaslarını tespit hususunda maharet göstermiş ve eserlerinde bunları işaretlemiştir.
İslam ile ilgili her konunun (bu çağda) “bakir” olduğu, ümmetle ilgili her meselenin de “acil” hale geldiği günümüzde, isimler üzerinden bir tartışma açmak, tartışmayı isimlerle malul hale getirmek, nihayetinde “benim mütefekkirim seninkini döver” hafifmeşrepliğine kadar ucuzlatmak, bizim yapacağımız işler cümlesinden değildir. Fikirlerimizin böyle anlaşılmasından ancak ıstırap duyarız. İslam Tefekkür Mecrası bahsi, şahıs olarak müelliflerin her birinden ve toplamından daha kıymetlidir, bu mesele, hiç kimseye ve bu arada Necip Fazıl’a feda edilemez. Herhangi bir isim, ne kadar büyük bir fikir ve ilim adamı olursa olsun, İslam Tefekkür Mecrasına zarar verecek olursa, zarar verecek hale gelirse, zarar verecek hale getirilirse, Müslümanlar onu unutup bu ana mecrada toplanmaya ve akmaya devam etmelidir. Hiç kimseye (bu arada Necip Fazıl’a) olan muhabbetimiz, İslam Tefekkür Mecrasına olan muhabbetimizden daha fazla değil. Meşhur ifadesiyle; “hakikatin hatırı, herkesin ve dostun hatırından üstündür”.
*
Necip Fazıl, sadece Büyük Doğu İdeolocyası üzerinden değerlendirilmemelidir. İslam Tefekkür Mecrası ile herhangi bir ideolocyayı (ve tabii ki Büyük Doğu İdeolocyasını) birbirine karıştırmamak gerekiyor. Keza Risale-i Nur külliyatı ile Nurcuları (Nur hareketini) birbirine karıştırmamak gerekiyor, çünkü Risale-i Nur külliyatı da İslam Tefekkür Mecrasının ana damarlarından biridir. Bu iki misalde olduğu gibi, mevzuu, tefekkür mecrası üzerinden konuşulduğu takdirde, son iki asrın tüm müelliflerini ihata edecek bir tefekkür havzası ve akışı oluşacaktır. Her müellifin bir şekilde katkıda bulunduğu bu mecra temel mesele haline getirildiğinde, son iki asrın müktesebatının muharrik kuvveti ile “tefekkür patlaması” için ihtiyaç duyulan şartlar ve imkanlar oluşturabilir. Aksi takdirde her müellifin açtığı “arklar”, kendinden ibaret halde kalıyor, müşterek mecraya dökülmüyor, tefekkür patlaması için gerekli müktesebatı ve muharrik kuvveti oluşturmuyor. Bu durumda Müslümanlar, her kafilesi bir müellifin peşinden giden fikir kabileleri haline geliyor, fikir tartışması dedikleri cedelleşme ise “kabile kavgasına” dönüyor.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir