İSLAMCILIK MESELESİ-17-YUSUF KAPLAN’IN “YAZI DİLİ”

İSLAMCILIK MESELESİ-17-YUSUF KAPLAN’IN “YAZI DİLİ”
Her ilim dalının, her fikri çerçevenin, her beyanın bir dili var. Dil bunların hepsinden öncedir, önceliklidir. “Dil bir vasıtadır” demek için, dilbilimle birkaç gün bile ilgilenmemiş olmak gerekir. Dilbilim ile ilgili orta halli bir kitap okuyan insan, o zamana kadar ilgilenmemişse, her şeyi bırakır ve dil bahsi ile ilgilenmeye, zihni evrenini yeniden inşa etmeye koyulur.
Meseleyi Haki Demir’in yaklaşımıyla ifade edecek olursak, “önce iki ilim vardır, tüm ilimler bu iki ilim ile idrak ve izah edilir, bunlar dil ve matematiktir” der. “İslam Medeniyet Tasavvuru, Terkip ve Tasavvur” isimli kitabında, ilimlerin tasnifi kısmında, matematiğin de bu günkü haliyle “eksik” olduğunu, ya yeni bir matematik ilminin kurulmasını veya mevcut olana yeni bir alan eklenmesi gerektiği söyler. Diğer taraftan insanın doğumdan sonra zihni evreninin açılması, gelişmesi, hacminin büyümesi ve düşünce zeminin ve malzemelerinin oluşması için dilin şart olduğu, insanın öğrendiği dil ile doğrudan zihni evrenini inşa ettiği, dilin “mana haritasının”, zihni evrendeki tüm düşünce ve duygu mayalanmalarının kaynağı olduğu, bilenlere malum.
Sahip olduğunuz dilin mana haritası, tabii olarak düşünce ufkunuzu oluşturur. Dil bahsini sadece bir araç olarak görenler, “dil hapishanesine” düştüklerini bile anlamayan fikir garibanlarıdır. Çünkü dil, mana haritasıyla, hem bir potansiyel fikir yekunudur, hem bir mantık örgüsüdür, hem de bir anlayış çerçevesidir. Sahip olduğu dilin anlayış çerçevesini aşan, mantık örgüsünü geliştiren, fikir yekununu artıranlar ise “büyük adam” olarak tarihe geçmiştir ki dili geliştiren bunlardır.
*
Yusuf Kaplan, Türkiye’de dil bahsini ve bu bahsin kıymetini bilen ender insanlardan biridir. Bu bahiste yazdığını da gördük. Dil bahsi merkezinde yaptığımız nazari tespitlerin (veya beyanların) hiçbirine itiraz edeceğini de zannetmiyoruz. Ta ki, sıra kendi dili ile ilgili teşhis ve tenkitlerimize gelene kadar.
Bazı konuların fikri izahı yoktur. İnsan denen varlık, fikir ve duygu harmanı halinde yaşıyor. Duygunun şiddetli zuhuru, bazen fikrin zuhuruna mani oluyor. Veya bir insan, bazı konularda, fikirden daha çok duygu yığınağı yapıyor. O insanın tefekkür dünyasına baktığınızda, “şu işi şöyle yapar” diye düşünüyor ve tahmin ediyorsunuz, tahmininiz de aslında doğrudur, ne var ki insan sadece tefekkürden ibaret değil, bir de duygu dünyası var ki, yakından tanımıyorsanız, duygu yığınaklarını hangi konulara yaptığını bilmediğiniz için tahmininizde yanılıyorsunuz.
Yusuf Kaplan bu insanlardan birisidir benim için. Dil bahsindeki yaklaşımı, dil ile ilgili yazılarından görüldüğü kadarıyla çok hassas ama kullandığı dil tam aksine bambaşka. Nedir bunun fikri izahı? Kullandığı dil ile ilgili bir duygu yığınağı mı var? Varsa o yığınak nedir?
*
Yusuf Kaplan’ın İslamcılık meselesindeki yazılarına “dil bahsinden” başlamamızın sebebi, dil konusunun hem nazari çerçevedeki kıymet ve ihtiyacını tespit etmek hem de çok problemli olan “dil”ine dikkat çekmek. Çünkü kullandığı dil ile “İslamcılık tartışmasına” katkıda bulunma imkanı yok. Bu yazının başlığına, “Yusuf Kaplan’ın yazı dili” dememizin sebebi, sonraki yazıda Yusuf Kaplan’ın “fikir dili”ni konu edinmemizdir.
*
Önce yazılarından, dil bahsini işaretleyebileceğimiz bazı iktibaslar yapalım. Bu iktibaslar, “cımbızlama” yoluyla seçilmiştir. Yazılarının tüm dil rengi böyle değil lakin bu misallerdeki kadar yoğun olmasa da, her yazıda, aşağı yukarı paragrafların yarısında (biraz uzun olan paragrafların tamamında) bu dil ile karşılaşıyoruz. Önce iktibaslar;
“Tek bir zeitgeist’a mahkûm olmak demek, kendi algılama, duyma, düşünme ve varolma biçimlerimizi yitirmemiz ve pornografiye, pornografik simülasyona / ayartıya ve asimilasyona / yabancılaşmaya mahkûm olmamız demek.” (20.08.2012, İslamcılık: Varoluş yolculuğumuz)
Bu paragraftan bir şey anlamak kabil midir? Paragrafın siyak ve sibakının eksikliğinden kaynaklanan “mana zafiyetini” sormuyorum, cımbızlamada o zafiyet tabii bir haldir. Paragrafta kullanılan “dil” ile ilgilidir sorum. Bu metin, “İslamcılık: Voroluş yolculuğumuz” başlıklı yazıdan üstelik. “Varoluş yolcuğu” ha…
“Peki, nedir bu aynı zihin kalıbı? Nominalizmdir: Nominalizm, İslâm’ın, esas itibariyle ontolojik / bütüncül olan hakikatinin, ontik / parçalı derekeye indirgenmesi; normlar (yani aslî dinamikler üzerinden) değil, formlar (şekiller, sosyo-politik ve kültürel görünümler, yani arızî dinamit’ler) üzerinden anlaşılmaya çalışılmasıdır.” (İslamcılık: Nominalizm ile eklektisizm arasında)
Bu paragraf yukarıdakine göre biraz daha sarih değil mi? Yazının başlığı bile Kaplan’ın diline misal; “İslamcılık: Nominalizm ile eklektisizm arasında”… Af edersin, İslamcılık tam olarak nerede? İslam’ın ve İslamcılığın mevziini, evrenini, cephesini, bizzat İslam’ın dili ile ifade etmek gerekmez mi?
“Modernliği tartışmadan liberalizmi; postmodernllği gözardı ederek neo-liberalizmi tartışmaya kalkışmak, bizi siyasî, zihnî barikatlara ve sahte, simülatif, seküler ‘tarikatlara’ mahkûm etmek demek sonuçta.” (12.08.2012, Yenildik biz, dediğimiz zaman, yenildik)
Neye mahkum olduğumuzu anladık mı? Veya şöyle sorayım, Yusuf Kaplan’ın neye mahkum olduğu anlaşıldı mı?
“İslâmcılığın arkeolojisinden ve jeneolojisinden habersiz…” (17.08.2012, İslamcılığın selefleri ve halefleri)
Daha neler yahu…
Ne şimdi bunlar? Bu dilin mana haritası nedir? Bu dile hangi mana hacmini yükleyebilirsin? Bir paragrafı anlamak için insanlar, batı terminolojisini gözden geçirmek zorunda, neden bu zahmete girsinler? Arapça, Osmanlıca, Farsça gibi İslam irfan havzasının lisanlarına ait kelimeler, ıstılahlar, mefhumlar kullansa, insanların fikri anlamak için çaba göstermeleri gerektiğini, bu sebeple de bilmedikleri kelimeler için mesai ayırmaları gerektiğini söyleyeceğim. Bu lisanlar, İslam İrfan müktesebatının taşıyıcılarıdır, Müslümanlar bir şekilde bu lisanlara aşina olmalıdır. Çünkü İslam’ın hususi dili (lisanı değil, dili) bu lisan havzalarında üretilmiştir.
Bu arada konumuz tam olarak İslamcılık yani batıdan müstakil olarak “varoluş yolculuğumuza çıkabilmek”, o yolcuğun güzergahında, kendi dünya görüşümüzü örmek, hayata tatbik etmek ve medeniyetimizi gerçekleştirmektir. Bu dilin kullanıldığı yazıların muhtevası bu…
Batıya lakayt kalmaktan bahsetmiyoruz, batı yokmuş gibi davranmanın mümkün olduğunu düşünmüyoruz, batıyla bir şekilde hesaplaşmamız gerektiğine de inanıyoruz. Küfrün kaynağını bilmenin, imanın kaynağını bilmeye ne kadar faydası ve katkısı olduğunu da anlıyoruz. Bu gün yeryüzündeki “hakim küfrün” batı kültürü olduğu, bu sebeple çağımızda küfrün kaynağını batıda aramak gerektiği konusunda şüphemiz yok.
Bu dil, belki sadece batı ile hesaplaşırken kullanılabilir. Asli varoluş hamlemizi gerçekleştirmek, tefekkür patlamamızı tetiklemek, tefekkür mecramızı açmak, medeniyet tasavvurumuzu oluşturmak için asla kullanılamaz. Mesela İslam’ın arkeolojisi olmaz, mefhum veya ıstılahın ne olduğunu bilen birisi (bu arada Yusuf Kaplan), “arkeoloji” mefhumunun mana hacminin tamamen batı kültür ve medeniyeti tarafından doldurulduğunu bilir, o kelimeyi İslam ile birlikte kullanmak imkansızdır. Kullandığınızda, İslam hakkında hiçbir şey söylemiş olmazsınız. Mesele “arkeoloji” kelimesi değil, ondan ibaret de değil, mesele, kendi dünya görüşünüz, irfan müktesebatınız, medeniyet verimleriniz tarafından “zapt edilmemiş”, mana hacmi kendi kaynaklarınız tarafından doldurulmamış bir kelimenin, mefhumun, tabirin “kendinize” ait bir muhtevayı taşıyamayacağı ile ilgilidir.
Bunları yazmamın Yusuf Kaplan’a bir faydası olmayacağını (üzülerek) itiraf etmeliyim. Çünkü Yusuf Kaplan, “dilbilim” cahili birisi değil. Dilin ne olduğunu bilerek bu dili kullanmayı seçtiği için faydası olmaz. İnsanı hüzünlendiren nokta, dili bilen birinin, böyle bir dili “hazmetmiş” olmasıdır. Kullandığı dil, kendisi ve fikirleri ile o kadar imtizaç etmiş halde ki, başka bir dille yazsa, “yok olacakmış” hissi uyandırıyor. Fikir adamlığı karakterini, dil üzerinden, maalesef bu berbat dil üzerinden kurmuş gibi görünüyor.
Yazının başında bahsini ettiğimi, “duygu yığınağı” meselesinin yeri geldi. Hangi duygu yığınağı (hassasiyet keskinleşmesi diyeceğim ama Yusuf Kaplan için ağır olacak) zihni evreninin bu dili hazmetmesine sebep oluyor, anlamıyorum. Yusuf Kaplan, bu dili hazmetmesini, hiçbir fikri yaklaşım ile izah edemez, zaten böyle bir çabaya gireceğini de zannetmiyorum.
Yusuf Kaplan, “ümmileşme” yazılarını yazmış bir adam. Ümmileşme, insanın dilini ve zihni evrenini (ve tabii ki başka şeylerini de) tasfiye etmiyorsa neden gereksin ki? Yani ümmileşmenin ilk başlayacağı konu, dil değil mi? Bütün bunlara rağmen bu dil neyin nesi, Yusuf Kaplan’ın bu konuda nasıl bir duygu yığınağı var? Hafifmeşrep şeyler söyleyeceğim, “entelektüellik şovu” gibi fakat ona da yakışmayacak bana da…
Başka fikir adamlarının (mesela Ali Bulaç’ın) da dilinden şikayetimiz var. İslamcılığın ihtiva ettiğini düşündükleri “mana yekununu” izah ve ifade edecek bir dile sahip değiller. Fakat Ali Bulaç’ın kullandığı dil, ülkenin “ortalama dili”dir ve yaygındır. Bu sebeple, muhtemelen, Ali Bulaç ve onun gibi aynı dili kullananların şöyle bir izahı var; “halk bu dili konuşuyor, biz de fikrimizi, onların anlayacağı dil ile ifade ediyoruz”. Bu yaklaşım bile bir izah ama Yusuf Kaplan’ın kullandığı dilin hiçbir izahı yok.
*
Yusuf Kaplan’ın dilini tenkit ediyor olmamız, fikrini yok sayacağımız manasına gelmiyor. Yazılarını, yazılarındaki fikirlerini ayrıca değerlendirecek, tabii ki gerektiği yerde hakkını teslim edecek, gerektiği yerde de tenkit edeceğiz. Dilin ehemmiyeti malumumuz ama bu durumdan dolayı muhtevayı gözden kaçırmayız.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir