İSLAMCILIK MESELESİ-18-YUSUF KAPLAN’IN “FİKİR DİLİ”-1-

İSLAMCILIK MESELESİ-18-YUSUF KAPLAN’IN “FİKİR DİLİ”-1-
Malum olduğu üzere konumuz Yusuf Kaplan değil, yazı serimizin üst başlığı olan “İslamcılık Meselesi”… İslamcılık meselesi tartışılırken, muhtevanın, muhtevanın içine döküldüğü mahfazanın yani dil bahsinin konuşulmaması mümkün değil, olmamalı. İslamcılık tartışmasına katılırken, her yazar ile ilgili değerlendirmeleri, onlarda temayüz eden “müspet” ve “menfi” cihetlerle tetkik etmeye çalışıyoruz. Dil meselesini Ali Bulaç ile değerlendirmemiz zannediyorum eksik kalmasına sebep olur, zira Ali Bulaç’ın böyle bir meselesi olduğuna rastlamadık. Fakat hem yazılarında menfi ve müspet tezahürlerine rastladığımız hem de dil bahsinde hassasiyetini bildiğimiz Yusuf Kaplan üzerinden dil meselesini konuşmak faydalı olabilir.
Yusuf Kaplan’ın İslamcılıkla ilgili yazılarında kullandığı dilin dikkatlere sunulması, idrak edilmesinin sağlanması gerekiyor. Aslında kullandığı dil, Yusuf Kaplan’ın umumi dilidir ve İslamcılık yazılarına hasrettiği bir dil değil fakat bu bahis, “hususi bahislerimizden” olduğu için, burada kullanacağı dilin daha hassas olacağı zannındaydık.
Yusuf Kaplan’ın kullandığı dilde, dikkat çeken bazı hususiyetler var. Birincisi önceki yazımızda (İslamcılık meselesi-17-Yusuf Kaplan’ın yazı dili) bahsettiğimiz, bize ve kendine, tabii olarak da İslam’a ve fikriyatımıza uygun olmayan “yabancı dil” kullanmasıdır. Bu hususu, önceki yazımızda izah etmeye çalıştığımız için bu yazıda konu edinmeyeceğiz. Bu yazımızın konusu, Kaplan’ın “fikir dili”nde dikkat çeken üç hususiyettir.
Birincisi, Kaplan’ın “dil inşa” etme çabası… Mevcut lisan havzasında “dil inşası” ile uğraşan, böyle bir konu olduğunu farkeden, bunun ihtiyaç olduğunu anlayan çok az sayıda fikir adamı var, birisi de Yusuf Kaplan…
Cemiyetin ufkunu aşan, cemiyetin ufkunun ötesinde bir kıymet arayan, özellikle de cemiyetin anladığı ve kullandığı “dil ortalamasının”, fikrini ifade etmeye kafi gelmediğini farkeden insan, “fikir adamı” olma istikametinde ciddi mesafeler almış demektir. Yeni bir “dil” aramak, tefekkür faaliyetinin ve bu faaliyet neticesi elde ettiği verimleri (manaları) mevcut dil imkanı ile ifade edemeyecek hale gelen insanlar, dil meselesinde çırpınmaya başlıyorlar. Tabii ki sıhhatli olan, dil bahsini, tefekkür faaliyetinden önce farketmek, dilini oluşturmak, o dilin mana haritasında gezinmektir. Böyle olmasına böyledir ama nerden bulacaksın o insanı… Tefekkür faaliyeti neticesinde mevcut dilin iktidarsızlığını farketmek, uzunca bir yol aldıktan sonra başa dönmektir, ne var ki bu seviye, Türkiye’deki fikir piyasasına bakıldığında, takdir edilecek bir kıymettir.
*
Yusuf Kaplan’ın yazılarından yine cımbızlama yoluyla bazı iktibaslar yapalım ve ne demek istediğimizi izah etmeye çalışalım.
“Sonuçta ortaya çağ körleşmesi olarak adlandırdığım sorun çıkıyor: İnsanlar, tek bir zeitgeist’a mahkûm olduklarını bilmiyorlar bile!” (20.08.2012, İslamcılık: Varoluş yolculuğumuz)
Bu paragrafta bizim aradığımız (misalimizin malzemesi), “çağ körleşmesi” ifadesidir. Bu ifade bir terkiptir. Yeni dil oluşturmak, “kelime” uydurmak değil, kelime uyduranlar, umumiyetle, “lisan inşasına” soyunan kara cahillerdir. Dil inşasında kelime üretmek de vardır ama hani şu uydurukçacılar gibi değil. Dil üretmeye çalışanlar ise umumiyetle “terkip” yoluyla bu meselenin üzerine gidiyorlar. “Çağ körleşmesi” terkibi, mana hacmi, asgari bir ciltlik kitap ile izah edilebilecek çapta bir üretimdir. Dil inşası da zaten, bir ciltlik kitabı, bir ifade terkibi ile izah edebilmektir. Böylece bir tabiri zikrettiğinizde, bir cilt kitap manasını ifade edebilme imkanına kavuşuyorsunuz.
“Bu varoluşsal buhranın anlaşılması ve aşılması, ancak önce bir dalga-kırma, sonra da bir dalga-kurma hareketiyle mümkün olabilir:” (17.08.2012, İslamcılığın selefleri ve halefleri)
Bu paragraftaki malzememiz, “dalga-kıran”, “dalga-kuran” terkipleridir. Bu terkipler de yukarıdaki izahlarımıza tabi ve dahildir.
“Entelektüel, çağ adamıdır, çağının adamı. Çağının vicdanı. Çağrısı, çağıyla sınırlıdır ama. Çünkü entelektüel, çağının ağları ve bağları, bağlamları ve kavramları içinden konuşur yalnızca; çağının ağları ve bağlamları içinden konuşlanır. Çağrısı, çağının sınırlarını aşamaz zira.” (03.08.2012, Mütefekkir ne/rede, entelektüel nereye düşer)
Bu paragraftaki malzememiz, “entelektüel, çağ adamıdır”… Bu misal, öncekinde olduğu gibi terkip oluşturmak değil, tarif yapmaktır. Kısa ve öz tarif… Fakat bu hamle, terkip ile tarif arası bir şeydir ve her ikisi için de misal olarak kullanılabilir. Dil inşasının bir boyutu da, “kısa tarifler”dir. Kısa tarifler, terkibe yakındır ve keza büyük mana hacimleri olan ifadelerdir.
“Yine İslâmcılık yanlıları ile karşıtlarının zihin yapılarının ve zihniyet dünyalarının buluştuğu bir diğer ortak nokta da, reaksiyoner bir yer’den İslâmcılığa bakıyor olmaları: Oysa, reaksiyonerliğin kendisi, bir yer değil, bir yersizlik, yurtsuzluk ve evsizleşme hâlidir.” (İslamcılık: Nominalizm ile eklektisizm arasında)
Bu paragraftaki malzememiz, “Oysa, reaksiyonerliğin kendisi, bir yer değil, bir yersizlik, yurtsuzluk ve evsizleşme halidir”. Bu misalde mahfuz olan hususiyetin anlaşılması, ince bir fikir işçiliği gerektirir.
Türkiye’de “dil meselesi” ile ilgilenilmediği, fikir üretiminin de zayıf olduğu malum. Bu vasatta, kullanılan dilin mana hacmini kimse dert etmiyor. Dolayısıyla, fikir adamları da dahil, sayısız isimlendirmeyi, tabiri, mefhumu kullanırken, aslında ne dediğini bilmiyor. O kelimeleri kullanırken, sadece bazı tedailerinden hareket ediyor. Fikir üretiminin zayıf olması, kullanılan kelimelerin mana hacmine yeni bir şey de katmıyor. Bu durumun farkedilmesi de yoğun dikkat istiyor. Yusuf Kaplan, bu durumu farkeden, idrakinin mesuliyetine uygun davranmaya çalışan birisi. Belki de ülkemizde reaksiyonerlik kelimesi, sayısız kitabın “referans” kelimesi olmakta, bir çok fikir bu referansa göre tenkit edilmekte ama kelimenin fikri izahı yapılmamaktadır. “Reaksiyon, yersizliktir” şeklinde terkip edebileceğimiz bu ifade, mefhumun kalbine yönelen, muhteva hacmini darmadağın eden, yeni bir mana hacmi teklifinde bulunan bir tespittir. Tebrikten başka yapılacak bir şey yok.
Yusuf Kaplan’ın yazılarından süzülebilecek başka misaller de var. Meseleyi anlatabilmek için bazı misallerle iktifa ettik. Yusuf Kaplan’ı, “dil inşası” etme teşebbüsünden dolayı tebrik etmek, hakikatperverliğin tabii neticesidir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir