İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN

İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN
Hayrettin Karaman, Yenişafak’taki köşesinde 27.07.2012 tarihli “Arap baharında İslam’a yolculuk” başlıklı yazısında, bir taraftan Arap baharındaki gelişmeler merkezinde İslam’ın tatbik bahsindeki karşılıklarını inceliyor bir taraftan da İslam’ın günümüzdeki tatbikatının nasıl olacağına dair “nazari tespitler” yapmaya çalışıyor.
Karaman, Arap halklarının isyanının, batı projeksiyonu olmadığı kanaatini ifade ederken doğru bir tespit yapıyor. Gerçekten yıllardır diktatoryal rejimlerde zulüm altında yaşayan halkların, bir gün mutlaka isyan edeceği gerçeği, insan tabiatının zaruri neticelerindendi. O gün tabii ki bu gündür. İsyanların, devrimlerin, yeni hükümet teşkillerinin, “doğrudan İslami ruhu” taşımadığı istikametindeki görüntüler ve gelişmeler karşısında bazı Müslümanların “tereddütlü”, “şüpheli” ve hatta doğrudan batı projeksiyonu olduğu düşünceleri, idrak sığlığından kaynaklanıyor.
Hayrettin Karaman, bu süreci teşhis ederken, tabii ve tedrici gelişme seyrine işaret ediyor ki, haklıdır. “Heyecanlı ve hesapsız bazı müslümanlar, farklı kesimlerin yaşadığı bu ülkelerdeki reformları, İslam’a uygunluk yönünden değerlendiriyor ve olumsuz sonuçlara varıyorlar. Bunlara katılmıyorum. Normal bir sosyal değişim bir adımda olmaz. Farklı iradelerin çatıştığı bir toplumda bir grup her istediğini başkalarına dayatamaz. Adım adım mükemmele gitmeyi amaçlayanlar, hem ülke hem de dünya şartlarını göz önünde tutmak durumundadırlar.” Haklıdır fakat “nasıl” olacağına dair bir şey söylememekle, İslam coğrafyasındaki umumi eksiklik ve zafiyete kendi de duçar olmaktadır. “Adım adım mükemmele gitme” çabası, zaruri bir tespit olarak doğru fakat “nasıl” olacağı hususunda bir teklifte bulunmamakla eksik…
Meselenin püf noktası tam olarak burası… “Adım adım mükemmele doğru gitmek”, hakikat ile gerçek arasındaki mesafenin, asla bir anda, tepeden inme şekilde, sihirli bir değnekle yapılamaz. Mükemmele (hakikate-İslam’a) ulaşmak, ciddi bir emek, gayret, sabır ister ki, bunlar uzun süreçleri zaruri kılar. Yazı serimizin ilkinde ifade ettiğimiz gibi, “hakikat” ile “gerçek” arasındaki uçurumun kapatılabilmesi, hakikatin, bu aşağıların aşağısındaki hayata doğru çekiştirmekle değil, bu hayatın hakikate doğru taşınması, “hakikatin” yani İslam’ın hayatının inşası ile kabil olduğu, bunun da bir “vasıta sistem” fikrini icbar ettiği, artık apaçık bir ihtiyaç haline gelmiştir. Hayatı İslam’a taşımaktan bahsetmek, “vasıta sistemi” zaruri kılmaz mı? Vasıta sistem fikri, bu gün de anlaşılmıyorsa, hiç anlaşılmayacak demektir.
Günümüzde İslamcılık bahsinin temel meselelerinden biri, vasıta sistemdir. Vasıta sistem veya vasıta sistem fikri (başka bir ifadeyle “inşa fikri”) olmadan, nazari çerçevede ve seviyede kalan İslami dünya görüşünü üretmek, hiçbir tatbiki netice ve fayda temin etmeyecektir. Karaman’ın teşhisi, “dahiyane bir keşif” değil, zaruri bir tespittir. İçinde yaşadığımız devir, bu teşhisi icbar etmiştir. Necip Fazıl’ın vasıta sistem fikri ve teklifi, bundan elli-altmış yıl önce vücut bulmuş dahiyane bir keşif olarak arz-ı endam etmeye başlamıştır.
Tabii ki meselenin Necip Fazıl’ın (veya Büyük Doğu’nun) diliyle ifade edilmesi şart değil. Mesele, “doğru düşünmek”, “doğru teşhiste” bulunmak, “doğru teklifler” üretmektir. İslami tefekkür, nerede, nasıl ve kim tarafından üretilirse üretilsin başımızın tacıdır. Ne var ki, elli-altmış yıl önce piyasaya sürülmüş teşhis ve tekliflerin sahibi olan Üstadı yadetmek bir hakkın teslimi cümlesindendir.
Karaman, aynı yazısının devamında, Tunus’ta, Nahda hareketi ve onun genel başkanı olan Gannuşi’nin düşüncelerini de değerlendiriyor. Gannuşi’den iktibas ettiği şu açıklama, meselenin geldiği noktayı göstermesi bakımından calib-i dikkat.
“Dengeli siyaset, Yusuf Kardavi tarafından geliştirilmiş bir kavramdır. Dengeler ve öncelikler üzerinden kurulan bir kavramdır. Maslahat fıkhının bir bölümüdür bu. Çünkü İslam insanların maslahat ve faydalarını korumak için geldi. Buna göre yaptığınız tüm amellerde hayır ile şer (fayda ile zarar) arasındaki dengeye korumanız gerekiyor. Dini, nefsi, aklı, malı, canı, aileyi, eşitliği, çevreyi ve özgürlüğü korumak için geldi İslam. Dengeli siyaset için buna riayet etmemiz gerekiyor!”
Hakikat ile gerçek arasındaki uçurumun nasıl aşılacağı hususu, tüm İslam coğrafyasında tartışılıyor. Yusuf Karavi’den müntakil olan fikir, bu arayışın adı değil mi? Müslüman şahsiyetin ve İslam cemiyetinin inşa edilmediği bir vasatta İslam’ın nasıl tatbik edileceği meselesi, akılları çatlatıyor. Ortada Müslüman bir halk var fakat halkın Müslümanlığı İslam’ın tamamının tatbiki için hazır değil. Uç noktalara savrularak, “halkın Müslüman olmadığını” söylemek, problemi çözmüyor aksine derinleştiriyor. Mesele mevcut insan kaynaklarıyla (halkla) İslam arasındaki “mensubiyet” münasebetini İslam’ın talep ve teklif ettiği yoğunluk ve kıvama taşımaktır. Halkın mevcut hali, “fiili durumdur”, “gerçek” dediğimiz hadiseler toplamı da zaten tam olarak bu. Halkı gözden çıkarmayacağımıza göre, halkı, hayatı (yani gerçeği) hakikate, İslam’a nasıl taşıyacağımızı bilmemiz, bulmamız gerekiyor. Vasıta sistem yani “ara sistem” fikrine ulaşamadığımız takdirde, laiklik gibi ucube meselelerin İslam’a ne kadar uygun olduğunu veya hangi haliyle (hangi laiklik haliyle) uygun olabileceğini tartışmak zorunda kalıyoruz.
Karaman’ın Gannuşi ile ilgili iyimser düşünce ve yaklaşımı doğrudur. Çünkü zor durumda olan Gannuşi, kolay durumda olan biziz. Gannuşi, iktidarı İslami bir hareket olarak ele geçirmiş olmakla, derhal İslami tatbikat mesuliyeti ile karşı karşıyadır. Tüm İslam coğrafyasında hala geçiş dönemi fikri üretilememişken, Gannuşi hakkında olumsuz düşünme lüksümüz yok. Hafifmeşrep tenkitlerden uzak durmak şart… Ancak, artık anlamak zorunda olduğumuz hadise o ki, vasıta sistem (veya adına ne diyeceksek) “aciliyet” kesbetmiştir. Müslüman fikir ve ilim adamlarının üretemediği “ara sistem”, pratiğin başında olan insanlardan beklenmemelidir. Hayrettin Karaman Hocanın da mesuliyeti tam olarak bu noktada başlamıyor mu? Müslüman ilim adamı olarak, aciliyet kesbetmiş olan bu mesele ile ilgili derli toplu bir fikir üretmenin eşiğine gelmiş değil midir? “Kervan yolda dizili” sözü, fikir ve ilim adamlarının sözü olabilir mi?
Hayrettin Karaman’ın şahsında ifade etmeye çalıştığımız bu mesuliyeti, ümmetin acil temel meselelerinden biri haline geldiği bu gün, tüm Müslüman fikir ve ilim adamlarının üstlenmesi gerekmiyor mu?

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir