İSLAMCILIK MESELESİ-21-YUSUF KAPLAN’IN VAROLUŞ YOLCULUĞU

İSLAMCILIK MESELESİ-21-YUSUF KAPLAN’IN VAROLUŞ YOLCULUĞU
Yusuf Kaplan, 30.07.2012 tarihli, “İslamcılık: Varoluş yolculuğumuz” başlıklı yazıda, yaygın fikirleri dikkat çekici dil ile ifade ediyor. Yaygın olması, “doğru” olmasına mani değil, Kaplan, doğru fikirlerden bahsediyor fakat ifade şekline bakıldığında, artık lise talebelerinin bildiği ve anladığı fikirleri (bu kadar yaygınlaşmış olanları) kendi keşfetmiş gibi yazıyor. Şu ifadedeki dil hariç muhteva tüm fikir adamları tarafından bilinmekte ve dillendirilmektedir; “Müslüman toplumlar, İslâm’la ilişkilerini, başkaları üzerinden, çağdaş seküler zeitgeist (zamanın ruhu) üzerinden kuruyorlar. Bir kendi’leri, kendi zeitgeist’ları yok çünkü.” “İslam’ı batıdan anlamayın, bizzat İslam’ın kendisinden, kendi kaynaklarından anlayın” diyecek fakat bu gerçeği herkesin bildiğini bildiği için, onu orijinal bir şekilde söylemeye çalışıyor. “Müslüman toplumlar, İslam ile ilişkilerini batı üzerinden kuruyorlar” demek isterken, kendisi bizzat İslam ile irtibatını (kullandığı dil itibariyle) batı üzerinden kuruyor.
Fikir adamlarının başına gelebilecek en kötü şey, tıkanmaktır. Hem yüksek perdeden fikir adamlığı taslamak zorundadır (pozisyonundan dolayı) hem de imali fikir istidadını kaybetmiştir. Bu durumda çok fazla ihtimal kalmaz önünde. Çoğu, orijinal bir şeyler söylemek, fikir adamlığını göstermek için “saçmalamaya” başlar. Zeki olan bazıları ise “dil” ile oynamaya başlar. Yusuf Kaplan ikincisinden, çok şükür ki saçmalamıyor. Yeni bir şey söyleyemeyeceğini farkettiği zaman dil ile oynuyor, farklı bir dil kullanıyor, herkesin bildiği ve kullandığı bir gerçeği bile başka bir dil ile ifade ederek günü kurtarıyor, kurtardığını zannediyor. Bir fikri aynıyla tekrar etmek fakat tekrar olduğunu gizlemek için dil ile oynamak, “fikir hilesidir”. Türkiye’de bu hile çok yaygın… Okuyucuların idrak zafiyetine sığınarak pervasızca kullanılan bu “hile”, artık ömrünü doldurmuş olmalıdır.
Fikir adamları yaygın fikirleri kullanırlar, kullanmalıdırlar. İzah etmek istedikleri bir hususu, yaygın olan fikirlerin yardımıyla ifade etmeleri, fikir bütünlüğünü kurmak, ayrışmaya mani olmak gibi faydalara sahiptir. Zaten hiçbir fikir, tamamen orijinal olamaz, olursa da anlaşılamaz. Bilinenlerin yardımıyla bilinmeyenleri izah etmek kadim usuldür. Yusuf Kaplan’daki problem, bilinenleri, bilinmiyormuş gibi işaretleyip, kendi keşfetmiş edalarıyla anlatması. Bunun sebebi de “aslında “yeni bir şey” söylemiyor olmaktır” desek, haksızlık yapmış olur muyuz? Yazıya bakalım, haksızlık mı yapıyoruz, yoksa gerçekten yeni ve orijinal bir şeyler söylüyor mu?
Yazının yarısına kadar aynı şeyi, kendine ait olan dil ile anlattıktan sonra, kullandığı dilin pek işe yaramadığını bildiğinden olmalı; “Söylediğim şey şu:” diye konuya baştan başlıyor. Kendi izahını bir daha izah ediyor ama aynı izahı başka bir dille tekrarlamaya çalışıyor. “Söylediğim şey şu: Müslümanların da müslümanlıkla kurdukları ilişki biçimi pornografik simülasyon ve asimilasyon üzerinden işliyor. Yani tek bir zeitgeist’ın, Batılı zeitgeist’ın dünyası içinden ve dünyaya bakış biçimleri ile baktıkları için, hiçbir şeyi göremiyorlar; yalnızca pornografik ayartma / simülasyon ve karartma / asimilasyon biçimlerine mahkûm oluyorlar: Çünkü tek bir zeitgeist’ın her yerde hâkim olması, bütün insanlığı çağ körleşmesinin eşiğine fırlattığı için, insanlar, dünyaya kendi dünyaları içinden bakabilme yetilerini yitiriyorlar: Mesafe duygusunu yitirdikleri için; yani farklı dünyaların ve bakış açılarının hâkim seküler zeitgeist tarafından yutulması ve uyutulması sözkonusu olduğu için, dünyanın farklı dinlerine, düşüncelerine mensup çocukları kendi dünyalarına bile kendi bakış açılarından bakamıyorlar.”
Var mı farklı bir fikir ve tespit? Oysa insan yazının başlığına bakınca, “harikulade bir konuyu” okuma iştiyakıyla başlıyor. Yazı ilerledikçe tekrarlardan yoruluyor, bunalıyor, dil de üstüne tuzu biberi…
*
Bu tenkit yazısını Yusuf Kaplan’ın önüne koyarsanız, size “zeitgeist”in ne olduğunu, onu anlamadan yazısını tenkit edemeyeceğinizi, onun ne kadar önemli olduğunu bir saat anlatır. Bir saat dinledikten sonra farkedersiniz ki, İslam’a dair tek kelam etmemiş. Bir hata yapıp bunu kendisine söylerseniz, “bir saat boşuna konuştuğunu, sizin meseleyi anlamadığınızı” söyler. Fikir hilesini mahirane yapabilmek için “bilgi zengini” olmak gerek. Yakın zamana kadar moda olan batı felsefesine dair bazı ifadeleri ustaca kullanmak ise şarttı ama o moda artık geçti, bazılarında devam ettiğine bakmayın, onlar içinde yaşadıkları süreçleri bile takip edemeyenlerdir. Fikir ile iştigal edenlerin en fazla dikkat edecekleri husus, “fikir hilesidir”, bu hileye düşmemektir.
*
Yusuf Kaplan’ın bu yazıda hakkını teslim etmemiz gereken tespit şu;
“Bugün insanların, biri hâkim, diğeri ona mahkûm iki dünyaları var: Birincisi, hâkim seküler zeitgeist. İkincisi de, hâkim zeitgeist’e göre veya -nadiren de olsa karşı konumlanan Batı-dışı dünya: ‘Göre’ de, ‘karşı’ da marazî.
Yalnızca İslâmcılar, bu iki alanın dışında bir üçüncü alan’da yaşıyorlar: Hâkim zeitgeist’a göre değil; bazen hâkim zeitgeist’a karşı, bazen de hâkim zeitgeist’a rağmen. Üçüncü alan, bizi pornografik simülasyon ve asimiliasyondan ‘kurtaracak’ bir varoluşsal imkân.”
Diline rağmen bu tespit güzel. İslamcılara (ve tabii ki Müslümanlara) bir mevzii tayin ediyor, doğrusu o mevziin sağlam olduğunu görmemiz ve göstermemiz gerek. Kendi mevziimizi batıya nispetle tayin etmeyeceğiz, ne ona göre, ne ona karşı… Çünkü biz, on dört asrın, yaklaşık on iki asrında, bizzat varız, bizatihi varız, hiç kimseye, hiçbir fikre ihtiyaç duymaksızın varız. Çünkü bizim Allah’ımız var, O’nun sevgilisi Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz var. Çünkü din inşa edilmiş, çünkü din tamamlanmıştır. Bakiyesi Müslümanların mesuliyetidir, din inşası on dört asır önce tamamlanmış ve yine o kadar zaman önce (Haki Demir’in ifadesiyle) “din ile inşa” dönemi başlamıştır. Allah’ın dinine mensup olmak gibi bir imtiyaz (haşa) kafi gelmiyorsa, nedir kafi olan?
*
“Varoluş yolculuğumuz”… İçinde bulunduğumuz durumdan çıkışın adı bu… Güzergahımızı tayin edecek ifade bu. Ama bu güzergah, Yusuf Kaplan’ın “tekrarlarıyla”, tekrarlarını gizlemek için kullandığı “dil” ile yürünmez.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir