İSLAMCILIK MESELESİ-28-İSLAMCILIĞIN DİLİ ZAMANIN (ÇAĞIN) DİLİDİR

İSLAMCILIK MESELESİ-28-İSLAMCILIĞIN DİLİ ZAMANIN (ÇAĞIN) DİLİDİR
Evet, yine dil meselesi… Çünkü mühim… Dil bahsinde birkaç yazı yazdık ama doğrudan İslamcılığın diline temas etmedik. Yazdığımız yazılarda İslamcılığın dilini de işaret ettik aslında ama hem sarahaten ifade etmek hem de meseleye teferruatlı şekilde bakmak için yeni bir yazı yazma ihtiyacı duyduk.
“İslam’ın dili, medeniyet dili, zamanın dili” başlıklı yazımızda, Haki Demir’den naklen bir “dil haritası” çıkarmıştık. Meseleye o harita üzerinden bakma zaruretimiz devam ediyor, o harita gözden kaçırılırsa, dil bahsini izah etmekte fevkalade zorlanırız. İslamcılık tartışmasında, dil meselesinin açılmamasının, açıldığında da zorlu bir patinaj yaşamanın ana sebebi, o haritasının anlaşılmamasıdır.
*
İslamcılık, içinde yaşadığımız çağda (yüz elli yıl önce başlaması bu manada mühim değil) İslam’a yol açma fikri ve teşebbüsüdür. İslam’ı doğru anlama, doğru anlatma, doğru tatbik etme ameliyesinin fikriyatıdır. Bu manada İslamcılık, dünyanın ve daha mühimi zihinlerin batı tarafından işgal edildiği son birkaç asırlık moloz yığınını temizleyip, saray inşa etmenin disiplinidir.
İslamcılık böyle ise (en azından biz böyle anlıyoruz), “dil haritasının” karşısında kendine nasıl bir mevzii tayin edebilir? Dil haritasının oluşturduğu üç katlı piramide neresinden girebilir, o piramidin mimari planını neresinden okumaya başlayabilir? Bunlardan sonra, nasıl bir dil iktisabı oluşturabilir?
Esas soru bu. Ve bu soruda gizlenmiş temel problem ise şu; İslam’ın ana dili sabit olduğu için ona mensubiyet zarureti mahfuz olmak üzere, medeniyet dilinden mi başlayacak inşa faaliyetine, zamanın (çağın) dilinden mi? Aslında sorunun nazari cevabı belli ve sabit, tabii ki medeniyet dilinden başlamak gerekiyor. Fakat hayat ve ihtiyaçlar, iki şeyi sıraya koyup birisini yapana kadar diğerini beklemez. Kaldı ki ülkedeki fikir ve ilim adamlarının hacimlerine bakınca, ikisini birden gerçekleştirme teklifi veya medeniyet dilini acilen inşa edip çağın dilini de derhal üretme teklifi, muhayyel kalmaz mı? Aslında nazari çerçevede muhtevanın tayin ettiği istikametler belli ve sabit, önce İslam’ın ana dili keşfedilecek, sonra medeniyet dili inşa edilecek, daha sonra da zamanın dili üretilecek… Ne kadar basit değil mi?
Medeniyet dilini inşa etmek ne kadar zaman alır? Son medeniyet dilimiz olan Osmanlıca ne kadar sürede inşa edilmişti? Kendinden önceki müktesebatı saymazsanız, dört-beş asır sürmüştü. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, medeniyet dilini inşa etmek için ne kadar zamanımız var veya soruyu şöyle soralım, bu dili inşa etmeden ne kadar dayanabiliriz? Hiç zamanımız yok, hiç dayanamayız. Çünkü o dil olmadan “doğru düşünmeyi” beceremiyoruz. Bu ruhi sıkışmışlık hali çok kötü… Ruhi sıkışma, tefekkürü imha ediyor, imha edemezse adresi belirsiz ufuklara savuruyor. Bu sebeple olmalı, Müslüman fikir ve ilim adamları, umumi manada dil bahsini, hususi manada da medeniyet dili ve zamanın dili bahislerini hiç gündemlerine almıyor.
Takip edebildiğimiz kadarıyla dil bahsiyle sadece Yusuf Kaplan ilgileniyor, o da yalnız başına bir şey yapamıyor, hem gündeme getiremiyor hem de soru sormaktan başka bir iş yapmıyor. Ülkede İslam’ın mana haritasını çizmiş bir dil bahsi yok, hiç olmadı, böyle bir teklif getiren çıkmadı. Zaman zaman dil bahsinde kalem oynatanlar görüldü ama dil haritası, haritanın mimari planı üzerine ciddi çalışmalar yapılmadı. Bu gün mecburen önümüze gelen mesele, herkes için patinaj alanı… Derinliğine idrak ve nüfuz eden, kuşatıcı fikri üreten olmayınca, bir anda karşımıza çıkan konu veya tartışmalarda, sendeliyor, üç maymunu oynuyor ve manevra yapıyoruz.
*
İslamcılar, dil bahsine, mecburen, zamanın dilinden giriş yapıyor. Her konuyu, el yordamıyla düşündükleri gibi, dil bahsini de gözlerinin gördüğü yerden gündemlerine alıyorlar. Dil bahsinin gündeme geliş şekli (aslında gündeme gelemeyişi), mesele hakkında esaslı fikir sahibi olunmadığını gösteriyor. Böyle bir vasatta dil bahsine, mecburen, zamanın dili noktasından giriş yapılıyor.
Medeniyet dilini inşa etmenin kısa zamanda imkansız olması, teşebbüs edilse de inşayı gerçekleştirecek hacimde insanların olmaması, meseleyi “zamanın dili”ne kilitliyor. Bu iklimde yapılması gereken (aslında yapılabilecek olan) nedir?
Öncelikle son medeniyet diline tabiiyetimiz ve mensubiyetimizin devam ettiğini kabul etmek şart. Osmanlıca, İslam’ın son medeniyet dilidir, o dile mensubiyetimizi reddederek işe başladığımızda, doğrudan zamanın diline atlamış oluruz. Oysa medeniyet dili olmadan zamanın diline geçiş yapmak, İslam’ın ana diliyle de irtibatı koparmak manasına gelir. Hala o medeniyet dilinin çağında yaşadığımız unutulmamalıdır. O çapta yeni bir medeniyet dili inşa etmek asırlara sari büyük tefekkür hamlelerini gerektirir. Yeni bir medeniyet dili inşa edilecekse, Osmanlıcaya reddiye ile başlamak intihar olur, Osmanlıcadan başlayarak, o müktesebat üzerinden yeni dil arayışları gerçekleştirilebilir.
*
Zamanın dili, her zaman acil olan mevzuudur. Acil olan beklemez, acil olan daha kıymetsiz olsa da beklemez, zaten de beklemiyor. İslam’ın ana diline mensubiyetimiz, son medeniyet diline aidiyetimizle birlikte zamanın dilinden başlamak mümkün. Medeniyet diline mensubiyetimizi reddederek zamanın dilinden başlamak, medeniyet dili faslını atlamak demektir. Öncelikle bunu bilmemiz gerekiyor, bunu bilmez ve anlamazsak, inşa edeceğimiz zamanın dili, gerçeğin dili haline gelir. Medeniyet dilini atlayarak İslam’ın ana diline uzanmak, oradan elde edeceğimiz muhteva ile zamanın dilini inşa etmek, zamana sıkıştığımı bu gün için imkansız.
*
İslamcıların bu gün kullandığı dile bakıldığında, İslam’ın ana dilinden habersiz, medeniyet dilini de bir türlü hatırlamayan yaklaşımlar görülüyor. İslam’ın ana dilinden habersiz (ve bağımsız), medeniyet dilinden de mahrum olan çağın dili, “gerçeğin” dilidir. Bugünün gerçeği ise, batı tarafından üretilmiştir. Patenti batıya ait olan “gerçeğin” dilini inşa etmeye çalışan İslamcılar, farkına bile varmadan batıyı, İslami sosla tatlandırarak yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. Onların diliyle ifade etmek gerekirse, batının İslami versiyonu…
Günümüzde dünyanın içinde bulunduğu en büyük tehlike, batıyı kendi kültür iklimlerinde yeniden üretiyor olmasıdır. Batının çatır çatır çöktüğü, kendini yenileyecek felsefi patlamayı gerçekleştiremediği bir devirde, dünyanın başka kültür coğrafyaları, batılılaşma nispetlerinde, batıyı, kendi kültür muhtevalarını da katarak yeniden üretme yarışına girmiş durumda. Avrupa ve ABD çöküyor buna mukabil Asya kalkınıyor ama Asya’daki şantiye görüntüsü, batının bir asır önceki manzarasıyla birebir aynı. Doğu bu tehlikeyi görmüyor çünkü fikir ve kültür kaynakları batı ile hesaplaşmaya kafi gelmez. Müslümanların bu tehlikeyi görmemesi ise izahsız bir durum, çünkü İslam, hem batıyla en derin şekliyle hesaplaşabilir hem de yeni bir medeniyet inşa edebilir. Müslümanlar bu tefekkür hamlesini, sadece kendileri için değil, dünyanın da içinde bulunduğu ağır durumdan kurtulması ve batıyı tarihin çöplüğüne süpürmeleri için gerçekleştirmelidir. İnsanlık, batıyı kendi coğrafyalarında yeniden inşa ettiğini farketmiyor, Müslümanlar bunu dünyaya göstermeliler.
Bu hamlenin güç alacağı zemin, dil bahsidir. Bu çapta bir hamle için İslam’ın teklif ettiği dilden başka bir istinat noktası yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir