İSLAMCILIK MESELESİ-30-AKİF EMRE, NİHAYET…

İSLAMCILIK MESELESİ-30-AKİF EMRE, NİHAYET…
Akif Emre ısrarlı tartışmaya katılmadı. Tartışma boyunca takip ettik, yazdıkları konuların hiçbiri İslamcılık tartışmasından daha kıymetli değildi. Neden katılmamakta ısrar etti? Kim bilir, vardır bir sebebi…
Nurettin Saraylı, “İslamcılık tartışmasının haricileri-7-Tartışmaya katılmayanlar” başlıklı yazısında Akif Emre’den de bahsediyor ve tartışmaya neden katılmadıklarını soruyordu. Nurettin beyin yazısının etkisi oldu mu, bilinmez ama Nurettin bey o yazıda sağlam sorular soruyordu. Meramımızı anlatmak için şu paragrafı iktibas etmek kafi…
“Fikir adamı, fikri gördüğü yerde ne yapar? Önemli bir konu tartışılmaya başlandığında, zihni refleksleri hangi davranışı tetikler? Köşe yazmaya devam etmeseler diyeceğim ki, “bir telif çalışması için kampa girdi, dünyaya dönüp bakmıyor”. Gazetelerde periyodik olarak boy gösteren adamların, önemli bir tartışmada arz-ı endam etmemesi, izaha muhtaç bir durum. Her gün gazeteleri açıp bakıyoruz, tartışma büyüyerek sürüyor ama bu adamlar, mahalle yanarken, ıslık çalıp seyredenlere benziyor. Kimse bunlara, “neden tartışmaya girmiyorsunuz?” diye sormuyor.”
Profesör Murat Çizakça’nın mülakatı Star Gazetesinde yayınlana kadar Akif Emre tartışmaya girmeyecek gibi görünüyordu. O mülakat yayınlandı da, Akif Emre tartışmaya girdi. Arka arkaya iki yazı yazdı, 28.08.2012 tarih ve “İslam kapitalizmin suç ortağımı?” başlıklı yazısı ile 30.08.2012 tarih ve “İslam’ı kapital/izm/e biat ettirmek” başlıklı yazısı… Zaten Murat Çizakça’nın hezeyanları karşısında da tartışmaya girmeseydi, hassasiyet zafiyeti olduğunu ilan etmek gerekirdi.
Akif Emre, kapitalizmin İslamileştirilmesi çabalarına, başka şekilde söylemek gerekirse, kapitalizmin zaten İslami olduğu iddialarına karşı dayanamayıp sahaya giriyor ama doğrusu o ki, meseleyle ilgili hiçbir şey söylemiyor. Murat Çizakça karşısında net bir tavır alıyor almasına ama ona karşı bir fikir beyan etmiyor, sadece soru soruyor. Çizakça ve kapitalizm ile ilgili mevziini tespit ve ilan ettiği, bu manada takdire şayan bir iş yaptığı ortada, ne var ki memleketteki fikir ve ilim adamlarının hepsini sarmış olan “bir şey söylememe” hastalığı, Akif Emre’de de açıkça görünüyor.
Akif Emre birinci yazısında İslam ile kapitalizm arasında fikri bağ kurulamayacağını söylüyor fakat bunu söyledikten sonra sadece soru soruyor. Yazı neredeyse tamamen soru ile teçhiz edilmiş durumda. Anlamakta zorlandığım husus şu; fikir ve ilim adamları aslında soruların muhatabıdır fakat Türkiye’de soruyu bunlar soruyor. Müslüman camia bu soruların cevabını kimden alacak? Soruların muhatabı olan insanlar, fikir adamlıklarını, soru sorarak ortaya koymaya çalışıyor. Bu çok dikkat çekici bir ruh halidir.
Fikir adamları tabii ki soru sorarlar. Ufku genişletecek, tetkik faaliyetlerinin istikametini tayin edecek, aklı harekete geçirecek, zekayı gıdıklayacak ve tecessüsü köpürtecek sorular sorarlar ve cevaplardan ziyade bu sorularla faydalı olurlar. Soruların ve soru sormanın böyle bir katkısı ve faydası olduğu doğru. Fakat bir problem var, soru, hiçbir izah yapılmadan sorulmaz. Hiçbir izah yapmadan, hiçbir fikir beyan etmeden, hiçbir tespitte bulunmadan soru sormak, cahillerin hususiyetidir ki onlar da soru sordukları için değil sormadıkları için kınanırlar. Fikir adamlarıyla cahiller arasında başka bir mikyas var mıdır kullanacağımız?
Doğrusu Akif Emre’nin konuya girmesine sevinmiştim. Her nedense çok daha derin izahlar bekliyordum. Gerçekten İslamcılık meselesi ve tartışması, Müslüman fikir ve ilim adamlarını tanıma fırsatı verdi. Umarım kendilerini tanıma fırsatı da vermiştir. Çünkü Akif Emre, birinci yazıdaki muhtevaya (yani sorulara) daha sonra bakıp, “vay canına, meseleye de fazla uzakmışım” demiş olmalıdır. Böyle bir nefs muhasebesi yapmış mıdır bilinmez ama ikinci yazısında meseleyle biraz daha ilgili olduğu görülüyor. Ne var ki fazla değil, “biraz”…
Bunun anlaşılır tarafları var, iktisatçı olmamak veya İslam iktisadı ile kafi derecede ilgilenmemiş olmak gibi. İktisat da diğer alanlar gibi başlı başına bir alan ve ciddi çalışmaları gerektirir. Akif Emre’nin veya başka bir fikir adamının İslam iktisadı ile ilgili ciddi çalışmalar yapmamış olması anlaşılabilir, anlaşılmayan nokta bir fikir adamının en azından bir mevzu üzerinde derinleşmemiş olması. Her Müslüman fikir ve ilim adamı, İslam’ı umumi çerçevesiyle anlamak ve bazı alanlarda da derinleşmek durumunda değil mi? Akif Emre, iktisat dışında bir alanda derinleşmişse şu soruyu sorma hakkını kazanmıyor muyuz; “Neden kendi alanından girmedin tartışmaya?”. İslamcılık meselesi hangi mevzuu ihtiva etmiyor ki.
Kaldı ki, fikir adamlarının mensup oldukları dünya görüşünün ihtiva ettiği her konuda fikrinin olması gerekmez mi? Tamam ihtisas sahipleri kadar olmayabilir, olmaz da ama her alanın umumi çerçevesini, nispeten muhtevasını anlamış olması beklenmez mi? Bu ülkede, “fikir adamı kimdir?” ve “mütefekkir diye kime nedir?” sorularını sorup teferruatlı şekilde tartışmak gerekiyor.
*
Akif Emre, ikinci yazısında nispeten bazı tespitler yapıyor. Mesela şu;
“Kapitalizmin doğasını anlamadan her tür ekonomik faaliyeti kapitalizm etiketi altında İslam’la bağdaştırmak ekonomi-politik düzlemdeki yanlışlığından önce bir ahlak sorunudur. İslam’ı kapitalizme eklemlemek; tarihsel süreç içinde kapitalizmin hiç de arızi olmayan, doğasında var olan günah galerisine İslam’ı ortak etmek, -en hafif tabirle- iyi niyetli, tutarlı bir çıkış değil. Finans kapitalizmini doğuran sürecin, kapitalizmin altın devrini yaşadığı sanayi kapitalizminin vahşi kapitalizmle eşleştiği sürecin, sömürgeciliğin yedeğinde gelişen sınıf ayrımının, emeği sömüren tarihsel gerçekliklerin kapitalizmin ayrıksı uygulamaları olduğunu söyleyen, en azından, batı kapitalizminin gelişiminden bihaber demektir, eğer bilinçli bir seçkicilik yapmıyorsa.”
Mevzuun çerçevesini tayin etmek bakımından mühim tespitler. Fakat biraz dikkat edildiğinde görülüyor ki, “İslam’ın veya İslam iktisadının ne olduğunu” değil, ne olmadığını söylüyor. Türkiye’de fikir adamlarının bir de bu hususiyeti var. Bir şeyin “ne olduğunu” söylememek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu marazi zihni yapıya yakalanmayan sanki yok gibi…
Akif Emre, tüm çabasına rağmen İslam iktisadı ile ilgili bir şey söylemiyor, belki de söyleyemiyor. Bu durum çok tatsız… Bu tür manzaralara bakan karşı cephedekiler, muhtemelen ellerini ovuşturuyor.
*
Akif Emre’nin her iki yazısı da, Murat Çizakça’nın fikirlerinin tenkidi olarak okunabilir. Bu çerçevede okunursa, kaliteli yazılar olduğu kabul edilmeli. O takdirde soruları ve soru sorması da anlamlı hale gelir. Emre’nin tartışmaya girmesi de Çizakça’nın mülakatı ile olduğuna göre, tenkit yazısı olarak okunmasının doğru olduğu düşünülmeli.
Öyleyse yukarıdaki izahlarımız neyin nesidir? Akif Emre’nin mezkur iki yazısı, tenkit yazısı olarak kabul edilirse (ki böyle görünüyor) o zaman hala İslamcılık tartışmasına dahil olmamış demektir. Tartışmanın muhtevası ile ilgili hala yazı yazmamış olmuyor mu bu durumda. Böyle bakınca yukarıdaki tenkit ve tespitler yerini bulmuyor mu?
*
Tüm bunlardan sonra İslam iktisadı hakkında bir şeyler söylememiz gerekir mi? Elbette… Fakat meseleye temas eden Cemil Ertem, İbrahim Kiras gibi başka yazarlar da var, o yazarların yazılarını da değerlendirdikten sonra bu konuda müstakil bir veya birkaç yazı yazmamız daha sıhhatli olur.
*
Yazarlar ne kadar farkındadır bilinmez, İslamcılık tartışması hepsinin seviyesini gösterdi. Okuyucular dikkatle ve ibretle izliyorlar. Umarız, kendi kendilerini de izliyorlardır. Üslupları dikkatle tetkik edildiğinde, öğrenecekleri, anlayacakları bir şey yokmuş edalarındalar. Aman dikkat…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir