İSLAMCILIK MESELESİ-31-CEMİL ERTEM’İN TEKNİK TAHLİLİ

İSLAMCILIK MESELESİ-31-CEMİL ERTEM’İN TEKNİK TAHLİLİ
Cemil Ertem, 19.08.2012 tarih ve “Kapitalizm, faiz ve İslamcılık tartışmasına giriş” başlıklı yazı ile meseleye dahil oldu. İslam ve kapitalizm bahsine tabii olarak içinde bulunduğu disiplinden (ekonomistlikten) girdi, iyi de etti çünkü bazı teknik izahlar yaptı.
Yazısından anlaşıldığı kadarıyla Cemil Ertem’i tetikleyen Emre Aköz’ün 16.08.2012 tarih ve “Hatırlar mısınız? Eskiden faiz haramdı” başlıklı yazısı… Emre Aköz bu yazısında özet olarak faizsiz iktisadi hayatın olamayacağını, faizsiz kredi kullanmadan büyük yatırımlar yapılamayacağını, dolayısıyla faizsiz iktisadi anlayış oluşturulamayacağını iddia ediyordu. Bu iddia, meseleye derinliğine nüfuz etmemiş, gözü aklında olan, mevcut gerçekliği, tek ve nihai gerçeklik zanneden garibanların dört elle sarıldığı malzeme… Bu tür adamlar düşünce dünyasının en sığ olanlarıdır, zira ufukları, “fiil ufku” ile mahduttur. Fiili durum neyse, her şeyi o çerçevede anlama (ki anlamazlar, sadece öğrenirler) çabasındadırlar. Ukala edalarla, yüksek perdeden, “hadi söyle bakalım, faizsiz sistemi nasıl kuracaksın?” türünden ucuz tavır alışlara sahiptirler.
Cemil Ertem, Emre Aköz’e cevap vermekten ziyade, mezkur iddia üzerinde çalışmış görünüyor, o iddiayı en son dile getiren de Aköz olduğu için, onun yazısını referans almış. Aköz’ün yazısını referans almış ama değerlendirmeleri Aköz’ün yazısı ile sınırlı değil, iyi ki değil.
Cemil Ertem, Emre Aköz’ün yazısına cevap verirken bazı teknik tahliller yapıyor. Bu tahlillerin neticesinde ulaştığı yer şurası;
“İslamcılık: Evet, politiktir ve nihai adaleti anlatır
Burada alternatif bir iktisadi sistemin temellerini bulabilir miyiz ve bulursak bunu İslam iktisadi olarak nitelendirmek mümkün müdür? Önce şunu söylemek gerek; İslam, içinde bulunduğu toplum nizamını veri kabul ederek, bunu Kur’an’ın temellerine göre düzenlemek isteyen bir anlayışa sahiptir. Burada tartışılması gereken Kur’an’ın temellerinin kapitalizmle örtüşüp örtüşmeyeceğidir. Burada bizim yorumumuz Kur’an’ın tamamıyla kapitalizmin dışı bir sistem vazettiği yönündedir.
Şimdi gelelim Emre Aköz’ün (tespitine) sorusuna, sermayeyi büyütmek isterseniz, faize bulaşacaksınız arkadaş diyor, bu zorunlu. Bence değil, sermaye (anlattık) dinamik bir kavram. Bütün bu büyük yatırımları yapacak, altyapıyı hazırlayacak kamusal (devlet değil) küçük özel mülkiyete dayalı bir ekonomik sistem olabilir. Banka sistemi de faize (tekelci-devletçi ekonomiye) değil, girişimci kârına dayalı olabilir. Zaten buraya gidiyoruz. Buna kapitalizm der misiz, bu ayrı bir tartışma. Ama bu tartışma aynı zamanda son günlerde yapılan İslamcılık, İslam’ın topyekun ekonomik-sosyal sistem vaz edip etmeyeceği tartışmasına da oturuyor. İslam adalettir. İslamcılık da bugün -somut, görünen- insanlık için en ciddi çıkış ve alternatiftir.”
Bu netice tabii ki Müslümanların hoşuna gider. Ama bir problem var, yapılan teknik tahlillerden elde edilen netice arasındaki illiyet irtibatı sıhhatli değil. Neticenin sıhhatli olması, gerekçenin sıhhatli ve doğru olduğunu göstermez. Zaten kendisi de bunun farkında olduğu için, yazının netice kısmında “hüküm” kurmaktan ziyade “soru” sormayı tercih ediyor.
İslam ile ilgili konuşulacak her konudaki temel problem şu; “külli olan ile cüz’i olan arasındaki muvafakatin temin edilmesi”. Bu gerçekleştirilemediğinde verilen emek boşa gidiyor, hatta yanlış neticelere ulaşıyor. Doğru neticelere “insiyaki” olarak ulaşılsa bile “kül” ile “cüz” arasındaki münasebet ve muvafakati temin edecek “gerekçeler” doğru oluşturulamadığında, “sıhhatli ve muhkem” fikirler üretilemiyor.
Cemil Ertem’in yaklaşımı, aşağıdan yukarıya doğru inşadır. İhtisas alanı olan iktisattan başlayarak İslam’a ve İslam iktisadına doğru çıkmaya çalışıyor. Zihni organizasyonu bu altyapıya sahip olduğu için tenkit etmek gerekmez. Ama İslam, nazari sahada yukarıdan aşağıya doğru iner çünkü “temel ve değişmez metinleri” mevcuttur. İlim adamlarının (mütehassısların) konuyu aşağıdan yukarıya doğru anlama teşebbüsü, halleriyle mütenasiptir ama İslam ile mütenasip değil. İşte fikir adamlarına olan ihtiyaç da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Fikir adamlarının İslam’a “külli” çapta ve seviyede bakabilmeleri, oradan elde ettikleri mana yekunu ile her alanı çerçeveleyebilmeleri, mütehassısların kendi alanlarında çalışabilmelerine imkan ve saha oluşturmaları gerekiyor. Doğru olan usul, fikri yukarıdan aşağıya doğru örmektir ama fikir adamlarının hayata ve hayat alanlarına dair ihtisas isteyen bilgi zafiyetine bakınca, çabalarının fazla nazari kaldığı, fikrin gerçeğinin üretilmesinde zafiyete düştüğü görülüyor. Bu sebeple, ya fikir adamları aynı zamanda bazı alanlarda ihtisas kazanmalı (ilim adamı olmalı) veya ilim adamları aynı zamanda “külli” olanı görebilecek kadar fikir adamı haline gelebilmelidir. Üçüncü yol ise fikir adamları ile ilim adamlarının aynı müesseselerde bir araya gelerek, üretimlerini müştereken gerçekleştirmesidir.
*
İslamcılık meselesinin, gündem yoğunluğunu oluşturan iktisadi alan (ve kapitalizm, sosyalizm) üzerinde çalışması kaçınılmazdır. Kapitalizm ile ilgili Murat Çizakça ile başlayan tartışma, İslamcıların, meseleye dair ne kadar zafiyetleri olduğunu ortaya çıkardı. İslamcılık tartışmasının bir türlü muhtevaya gelmemesinin sebepleri, kapitalizm tartışmasında görülebilir, muhteva üretiminde derin bir zafiyet ve acziyet sözkonusu olduğu için, mesele, sürekli çevresinde dolaşmak suretiyle konuşuluyor ve tartışılıyor.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir