İSLAMCILIK MESELESİ-33-TEMEL TEFEKKÜR SİLSİLESİ VE İKTİSAT ANLAYIŞI

İSLAMCILIK MESELESİ-33- TEMEL TEFEKKÜR SİLSİLESİ VE İKTİSAT ANLAYIŞI
İslam iktisadına başlamadan önce, İslami tefekkürün silsilesi veya nispet mimarisi veya kaide hiyerarşisini anlamalıyız. Nispet mimarisi veya tefekkür silsilesi olarak isimlendirmenin doğru olacağını düşündüğümüz ana yapı, İslam’ın yekununu doğru anlama imkanı verecektir. Müslüman fikir ve ilim adamlarının tefekkür dünyaları, muayyen bir merkeze bağlı, nizami bir muhit içinde oluşur. Tevhidi, özü olarak kabul eden bir din, mensuplarını serazat şekilde dünyaya saçmış olamaz.
İslam iktisadı veya herhangi bir mevzuu, İslam’ın mana mimarisi içindeki “mahalli” doğru tespit edilmeden idrak ve izah edilemez. Hiçbir mevzuu, mana mimarisini imha edecek, ihlal edecek, tahfif edecek şekilde ele alınamaz, bu umursamazlıkla izah edilemez. Bu sebeple hiçbir konu (ve bu arada iktisat) İslam’ın yekununu, nispet mimarisi içinde anlamamış olan “mütehassıslara” bırakılamaz. Bir insanın iktisat profesörü olması (Murak Çizakça misalinde olduğu gibi), iktisat alanında istediği gibi konuşabileceği, yazabileceği, caka satabileceği manasına gelmez.
*
Batı dünyasındaki bu günkü durum, önce ideoloji üretmek, sonra da o ideolojiye göre her şeyi izah ve tanzim etmek üzerine kuruludur. Tefekkür silsilesine dikkat edin, mesele önce kapitalizm üretilir daha sonra buna uygun bir hukuk, ahlak, devlet vesaire inşa edilir. Yani kapitalizm kendi ahlak ve hukukunu üretir, ahlaki altyapıda bir kapitalizm olmaz. Öncelik hukuk veya ahlakta değildir, önce ideoloji (veya sistem) üretilir, ondan sonra o ideolojinin ahlakı üretilir. Özünde kapitalizm ahlaksızdır, hukuksuzdur, ahlak ve hukuk, kapitalizmden sonra zuhur eder. Dolayısıyla ahlaki kapitalizm olmaz, kapitalizmin ahlakı olur. Kapitalizmin ahlakı nedir? Kendini inşa etmeden önce bir ahlaki altyapıya sahip olmadığı için, mesela fahişelik serbesttir fakat fahişe daha fazla kazanabilmek için belli prensiplere sahip olmak zorundadır. Mesele daha fazla kazanmak olduğu için, kapitalizmin bir boyutu da bu olduğu için, ahlaki bir altyapıya ihtiyaç duymaz, daha fazla kazanmak için müşterisini memnun etmek maksadını güder. Yani fahişe, daha fazla kazanabilmek (daha fazla fuhuş yapabilmek) için, müşterisini memnun etmelidir ve bunun prensiplerini geliştirir. Önce ahlak veya hukuk yoksa, ortaya çıkan ahlak, “fahişe ahlakıdır”. Kapitalizmin kendi hedeflerine ulaşmak için üretmek zorunda olduğu ahlak, fahişe ahlakıdır.
Bu tefekkür silsilesi, batı kültürünün her alanına sirayet etmiş haldedir. Batı, her alanda ideolojik (sistemik) kavrayışa mahkum hale gelmiştir. Hiçbir tefekkür faaliyetinin zemini, ahlak ve hukuk tarafından tesviye, tasfiye edilmemiş, çerçevelenmemiş, sınırlandırılmamıştır. Batı tefekkürü (felsefesi) ile İslami tefekkür arasındaki temel farklılık buradadır. Tefekkür silsilesinin bidayeti, yani nihai kaynağı, yani nispet mimarisi farklıdır. İslam tefekkür silsilesi, varlık ve insan telakkilerinde, derinliğine doğru namütenahi bir idrak güzergahına sahiptir ama hayat ile ilgili tüm bahisler, öncelikle hukuk tarafından çerçevelenmiştir. Hayata dair her saha hukuk tarafından mihveri ve muhiti tayin edilmiş halde ana mimari yapı içine yerleştirilmiştir. Mana mimarisine muvafık şekilde, zamanın ihtiyaçlarını ve şartlarını da dikkate alarak, her sahada bir nizam (sistem değil) kurulur.
Nizam… Nizam, hayatın altyapısıdır, hayatı mümkün kılan özdür, hayatın kendisiyle varolabildiği münasebet örgüsüdür. İdeoloji ve sistem, zihni çerçevedir, nizam ise hayatın ikamesi, inşası, devamı için ihtiyaç duyulan mensubiyet bütünlüğüdür. Bu manada nizam, nispet mimarisi veya mana mimarisidir. Hiçbir akıl ve zihin ufku, tüm insanlığı ve tüm hayatı ihata edecek ufka sahip olamaz. İnsan tabiatı buna mugayirdir, bu sebeple de ideolojik bütünleştirmeler, sınırlandırmalar, irtibatlandırmalar, mutlaka hayatın ve insanlığın bir kısmını ihtiva eder büyük kısmını ise reddeder, dışlar, hariçte bırakır. Müslüman fikir ve ilim adamlarının anlamakta zorluk çektiği, gayrimüslimlerin ise asla anlamadığı nokta, zihni ufka sığabilecek bütün ideolojik disiplinler mahduttur, İslam, asla insan zihninin zapt altına alabileceği bir mana yekununa sahip değildir, hatta tüm insanlığın zihni ufuk toplamı bile İslam’ın mana yekununu ihata edemez. Bu sebeple nizam, İslam’ın bütünlüğüne mensubiyet disiplinidir.
Batılı düşünce şekillerini kanıksamış zihni evrenlerle, iktisadi sahayı ideoloji ve sistem çerçevesinde konuşmak zorunda kaldığımız için, sistem arayışına giriyoruz, sistem kurmak çabasına savruluyoruz. İktisadi alanın iki ucu kapitalist ve sosyalist ideolojiler (ve sistemler) tarafından işgal edildiği için, sarkaç gibi bir ona bir buna savrulup duruyoruz. Bizim iktisat sistemimiz yok çünkü sistem ihtiyacımız yok. İktisadi sahada, nizami bir işleyişi mümkün kılacak bir nispet mimarisine ihtiyacımız var, meselemizde tam olarak bu…
Kaç asırdır hem kapitalizmin hem de sosyalizmin teorik ve pratik üretimleri gösterdi ki, hayat her ikisini de aştı, taştı, imha etti. Her ikisi de (ve başkaları da) hayatı kuşatma, tüm hayata akış imkanı sağlama, dolayısıyla hayatı çatışmalardan kurtarma imkanı üretemedi. İslam iktisadını bunlara ve benzerlerine nispetle anlama ve anlatma çabası, dehşetengiz bir idrak ve akıl savrukluğudur.
Kapitalizmin fertlere sınırsız özel mülkiyet hakkını bahşetmesi ve ne yapacağına karışmaması ile komünizmin, kendi ifadeleriyle, tüm üretim araçlarının mülkiyetinin devlete ait kılması, özü itibariyle düşünce tembelliğidir. Hayat bu kadar net ve basit değil, çok girifttir. Öyleyse tefekkürün de hayata muadil bir giriftlik göstermesi gerekmez mi? Ne kadar basit değil mi, “bırakın yapsınlar, ne yaparlarsa yapsınlar” veya “tutun bir şey yapmasınlar, her şeyi devlet yapsın”. Buna düşünce mi diyorsunuz? Veya hayatı bu kadar basit mi zannediyorsunuz? Her biri için binlerce (belki milyonlarca) ciltlik tenkit eseri yazılmış, tenkit malzemesi birikmiş, bunlarında çoğunluğu doğru ama adamlara bakıyorsunuz tuhaf bir pişkinlik içindeler. Hiçbir tefekkür çabasına girmeden, birinden diğerine savrulup duruyorlar.
*
İslam hukukunun teşkil ettiği çerçevede, İslam ahlakının oluşturduğu misilsiz imkanlarla, hayatın her sahasında, ana mimariye ait ve onunla mütenasip bir nizam inşa etmek gerekir. Kaideleri sabitlenmiş bir sistem değil, nizami bir işleyişi temin edecek müesseseler ağı… Bunun anlayışı…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir