İSLAMCILIK MESELESİ-4-MISIR TECRÜBESİ VE HAYRETTİN KARAMAN

İSLAMCILIK MESELESİ-4-MISIR TECRÜBESİ VE HAYRETTİN KARAMAN
Hayrettin Karaman, 03.08.2012 tarihli, “Mısır Örneği (2)” başlıklı yazısında, Mısır ile alakalı harika bilgiler naklediyor. GALLUP tarafından 2008 ve 2010 yıllarında yapılan araştırma neticelerini vermiş ve bununla ilgili batılı bir analistin değerlendirmesini nakletmiş. GALLUP’un araştırma neticeleri muhteşem, analist Mark Silverberg’in değerlendirmesi ise daha muhteşem. Veriler ve analiz birçok sorunun cevabını veriyor.
Araştırma kuruluşunun elde ettiği veriler özet olarak şunlar; “Analist, Gallup uluslararası araştırma kuruluşunun 2008 ve 2010 yıllarında Mısır’da gerçekleştirdiği kamuoyu yoklamalarına ve bu kamuoyu yoklamalarında Mısırlıların % 95’inin İslam’ın siyasete tesirinin olmasını, % 64’ünün İslam şeriatının, kanun koymada esas olmasını, % 54’ünün kamusal alanlarda kadınlarla erkeklerin ayrı olmasını istediği, % 82’sinin zina edenlerin recmedilmesini, % 84’ünün İslam’dan dönenlerin idam edilmesini onayladığı sonuçlarının çıktığına işaret etti.”
Nasıl? Mısır’da İslam devletinin kurulması için gerekli olan içtimai altyapı kafi derecede hazır değil mi? Bu araştırmalar ve veriler elimizde yokken, “Arap baharı, batının bir projeksiyonudur” şeklinde “yüksek fikirler” serdetmek kolay. Bu verilerle konuya bakıldığında, Arap baharı ile ilgili bu tür düşüncelere sahip olanlar ne buyuruyorlar acaba? Önceki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, sürekli tekrar etmiş olsak da yine kayda geçelim, İslam coğrafyasındaki halkın durumu ve gelişmeleri değerlendirebilmek için ihtiyaç duyduğumuz bilgileri batılı kaynaklardan elde ediyor olmamız, zafiyetimizi gösterdiği gibi devasa bir utanç çukuru oluşturuyor.
Buna rağmen batının Mısır halkının isyanında “halktan yana tavır almasını” nasıl açıklayabiliriz? Ellerinde bu veriler varken, açıklamak çok da kolay değil. Kendi değerlendirmemizden önce batılı analistin değerlendirmesini nakledelim. “…Seçimler, sonuçları ister iyi olsun ister kötü demografik faktörler tarafından belirlenir. Mısır’da nüfus yapısı ve halkın düşünceleri uzun zamandır; cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinden önce belli idi. Ancak biz kimseyi dinlemedik. Dinliyorduysak da yanlış sonuçları arıyorduk.”
Ellerindeki verilere rağmen, kendi menfaatleri için yanlış tarafta durma sebeplerini, batılı analist kafi derecede izah etmiş. Batının, verilere sahip olmasına rağmen onları yanlış okuduğunu, kendi istedikleri sonucu gördüklerini, dahası temennilerini değerlendirmeleriyle karıştırdıklarını söylüyor. Bizim komplocuların buna inanmaları tabii ki mümkün değil. Onlara göre batı ve ABD her ne olursa olsun yanlış yapmaz, mutlaka başka bir hesapları vardır. ABD’yi yeryüzü tanrısı gibi gören akılsızlara söylenecek tek şey, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin “Hafız” isminin bulunduğu, dilediğinde Firavunun sarayında Hz. Musa Aleyhisselamı büyüttüğünü hatırlatmak. Yazıyı bu akılsızlarla yormaya gerek yok, konumuza dönelim.
Hayrettin Karaman, bu nakilden sonra işin aslına geçip, İslam’ın tatbikatı ile ilgili bilgiler veriyor ki, önemli. Özellikle El-Ezher İslam Araştırmaları Merkezi’nin, “İslam Anayasa Modeli” ile ilgili taa 1977 yılında çalışma yaptığına dair naklettiği bilgi, sınırlarımız dışındaki gelişmelerden haberi olmayan Türkiye Müslümanları için mühim. Hayrettin Karaman’dan takip edelim;
“1977 yılında el-Ezher İslam Araştırmaları Merkezi’nin hazırladığı ‘İslam Anayasası Modeli’ ile ilgili tavsiye kararında şöyle deniyordu: ‘el-Ezher ve özellikle İ.A.Merkezi, İslâm’ı hayatın yolu ve sistemi kılmak isteyen herhangi bir devletin hizmetine sunulmak üzere, mümkün olduğu kadar bütün İslâm mezheplerinin ittifak ettikleri hükümlere ve ilkelere dayalı bir anayasa modeli hazırlamalıdır…”
“Bu model yayınlandı, bu konuda başka çalışmalar da yapıldı (Benim Mukayeseli İslam Hukuku isimli kitabımın birinci cildinde tercüme, tenkit ve tahlilleri vardır), Arap Baharında İslam’a doğru yol alan topluluklar bu modellerden de yararlanıyorlar. ‘Mümkün olduğu kadar bütün İslam mezheplerinin ittifak ettiği hükümler ve ilkeler’ kaydı, teferruatta boğulmamak ve ihtilafa düşmemek için önemlidir.”
Çalışmayı görmediğimiz için muhtevası ile ilgili bir değerlendirme yapma imkanımız yok. Fakat böyle bir çalışmanın yapılmış olması, “temel meselelere” dönük hassasiyet ve gayret sahibi insanların ve müesseselerin olduğunu öğrenmek bakımından sevindirici. Bu zamana kadar gözümüze çarpmamış olması ise kendi adımıza hüzün verici. Özellikle Hayrettin Karaman hocanın kendi kitabında değerlendirdiği, tenkit ettiği çalışma, Türkçeye de kazandırıldığı için kütüphanemde bulunmaması büyük eksiklik. İlk fırsatta tetkik etmek üzere o bahsi mahfuz tutuyoruz.
Karaman’ın yazısındaki veriler; Mısır’ın hem fikri ve ilmi çalışma altyapısı ve müktesebatı bakımından hem de halkın Şeriat-ı Garra’nın tatbiki hususundaki hassasiyet ve talebi bakımından sevindirici bir duruma işaret ediyor. Farklı ülkelerdeki fikri ve ilmi çalışmaların “tek bir havzada” buluşturulamaması, biriktirilememesi ise hazin…
Mısır’ın mevcut anayasasındaki İslam’ı ana kaynak olarak kabul eden tanzim (madde) ile Cumhurbaşkanı Mursi’nin açıklamaları, gönüllere şifa serpen cinsten. Şunlar Mursi’nin açıklamalarından iktibaslar;
‘Şeriat dışında seçenek kabul etmeyiz, Kur’an anayasamızdır.’
‘Kur’an önceden de anayasamızdı, gelecekte de olacak. Kuran anayasamız olmaya devam edecek. Anayasamız Kuran’dır. Hz. Muhammed önderimizdir. Cihad yolumuzdur. Allah yolunda şehadet en büyük arzumuzdur. Tümünün üstünde, Allah’ın rızası amacımızdır. Şeriat, sonra yine şeriat, sonra yine şeriat. Halkımız onunla rahmet ve tazeliğe kavuşacak.
‘İslam şeriatı olmadan bu ümmetin hayrı yoktur. Önce Allah’ın huzurunda sonra da sizin önünüzde yemin ediyorum. Allah’ın izniyle anayasa metni de dahil olmak üzere İslam şeriatı kesinlikle gerçekten uygulanacaktır.
‘Mısır halkının, ulemasının, fıkıhçılarının ve anayasa uzmanlarının üzerinde ittifak ettiği gibi…’
Nasıl? Külli ve umumi cümleler olmak bakımından maksadı ifadeye kafi değil mi? Meselenin bir derinlik boyutu olduğu doğru fakat derinliğine inmeden önce hassasiyet ve maksat tespiti yapmak gerekiyor. Hassasiyet ve maksat tespiti bakımından Mursi’nin beyanları, hangi Müslümanın tenkit ve ret edeceği bir muhteva taşıyor? Hayrettin Karaman da haklı olarak bu beyanları olduğu gibi naklediyor, herhangi bir yorum ihtiyacı duymuyor, çünkü maksat ve hassasiyet ifadesi olan bu beyanlar üzerine söz söylemek hassasiyetsizlik olur.
*
Pekala meseleyi burada bırakmalı mıyız? Hayır. Buraya kadar söylediklerimizle tenakuza düşmeden meseleyi daha ileriye taşımaya çalışalım. Meseleyi ileriye taşımaya gayret ederken söyleyeceklerimiz, Mursi’nin beyanlarının tenkidi değil, tafsili olarak kabul edilmelidir. Bizim bahsini edeceğimiz hususlar, Mursi’nin siyasi hitaplarında izah etmesi beklenecek cinsten teferruat, tafsilat, taksim ve tasnif değildir. Bu sebeple değerlendirmelerimiz, Mursi’nin beyanlarını olduğu gibi kabul ettikten sonraki merhalelere ait olacaktır.
*
İslam’ın tatbikatında “merkezi mevzu” hukuktur. Hukuk teklifinde bulunmayan dünya görüşü olmaz, hukuk teklifinde bulunmayan fikir yekununa da dünya görüşü denmez. İslam hukukunun tatbiki meselesinde tavizsiz tavrıyla Mursi, hüviyetini ilan etmiştir.
İslam’ın tatbikatı dediğimizde kastımız, İslam’ın tamamının tatbikidir. İslam hukuku, İslam’ın tamamı değildir, en mühim unsuru, hatta merkezi unsuru olduğu doğrudur ama nihayetinde tamamı değildir. Sözü fazla uzatmadan söyleyelim, İslam hukukunun tatbiki de, diğer kısımlarının tatbiki ile kabildir. Daha doğru ifade ile, İslam’ın her alandaki tatbiki, tamamının tatbikine bağlıdır. En mühim unsuru olan hukuk bile yalnız başına tatbik edilemez veya yalnız başına tatbik edilmeye çalışıldığı takdirde “hakkıyla tatbik edilemez”. Hayatın birçok alanını hukuktan süzüp çıkarmak kabil değildir, mesela hukuk ile bir “maarif nizamı” tesis edilemez. Maarif nizamı, ferdi, Müslüman şahsiyeti, toplumu da İslam cemiyeti haline getirecek bir alt sistemdir. Başka bir ifadeyle ferd ve cemiyeti İslam’a muhatap seviyeye çıkarak, kendilerine İslam’ın tatbik edilmesini mümkün kılacak bir nizamdır. Ateist ve darvinist bir tedrisatla ulaşılacak ferd ve cemiyete İslam’ın tatbiki mümkün olabilir mi? Hukuk, “merkezi unsur” olmak bakımından en mühim alan ve disiplindir ama İslam’ın yekunu değildir. Bu sebeple İslami dünya görüşüne ihtiyacımız var, bu sebeple İslam’ı medeniyet çapında anlamaya ihtiyacımız var, bu sebeple her işimizi medeniyet ufkuna ayarlı şekilde yapmaya ihtiyacımız var. Tekrar söylüyoruz, Mursi’nin siyasi beyanlarından İslami dünya görüşüne sahip olmadığı neticesini çıkarmamız gerekmiyor. Dikkat çekmek istediğimiz husus, dikkatlerin, ana anlayış havzası olan İslami dünya görüşünün inşa edilmesine yoğunlaşması gerektiğidir.
Cumhurbaşkanı olan Mursi’nin, pratiğin yoğunluğuna duçar olması kaçınılmaz. Dolayısıyla Mursi’den İslami dünya görüşü inşası, İslam medeniyet tasavvuru gibi devasa nazari çalışmalar yapmasını beklemeyiz. Fakat Hayrettin Karaman’dan bu hususlara dikkat çekmesini, bu alanlarda çalışmasını ve çalışılmasını tavsiye etmesini bekleriz. Çünkü Karaman, ilim adamıdır ve pratiğin yoğunluğuna girmeden, tefekkür faaliyeti ile iştigal edebilir. Müslümanların önüne böyle bir ufuk açması gereken şahıslardan biri değil midir Hayrettin Karaman? Değil midir yoksa…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir