İSLAMCILIK MESELESİ-5-BİR HUSUSUN TESPİTİ

İSLAMCILIK MESELESİ-5-BİR HUSUSUN TESPİTİ
Müslüman fikir ve ilim adamlarının “İslamcılık” ile ilgili yazıları üzerinden yaptığımız değerlendirmeye biraz ara verip, nazari çerçevede “İslamcılık Nedir?” sorusunun cevabı ile ilgilenelim. Daha sonra tekrar fikir ve ilim adamlarının yazıları, tespitleri, tenkitleri, teklifleri ve tarifleri üzerinden devam ederiz.
İslamcılık bahsi, konuya sahip çıkan fikir adamlarının üzerinde ittifak ettiği gibi, “İslami Dünya Görüşü” arayışıdır. Arayışın özü bu olmasına rağmen, her kalem ehli farklı bir dil kullandığı için, isimlendirmeler ve tarifler farklılık gösteriyor. Dil ve üslup farklılıklarına rağmen, tamamının ifade etmeye çalıştığı husus, “İslami Dünya Görüşü”nün çerçevesini çizmek, muhteva tanzimini yapmak, merkez ve muhit tayinine çalışmak, günümüzde tatbik edilebilir fikir ve sistemler üretmektir.
İslam’ın varlık, insan ve hayat telakkileri olduğu, bunların toplamından bir dünya görüşü ve medeniyet tasavvuru çıkacağı, dünya görüşünün tefekkür altyapısı, medeniyet tasavvurunun da inşa faaliyetinin ufku kabul edildiği topyekun anlayıştan bahseden her nedense yok. Ali Bulaç, hayatın her alanını kapsayan fikir yekununa İslamcılık derken, bunu kastettiği düşünülebilir. Yusuf Kaplan, medeniyet tasavvurundan bahsederken, İslami dünya görüşüne olan ihtiyacı da kabul ve beyan ediyordur. Hayrettin Karaman, ihtisası gereği İslam Hukukunda yoğunlaşırken, dünya görüşünün lüzumsuzluğundan bahsediyor olamaz. Mümtaz’er Türköne, İslamcılık fikrine sahip çıkmadığı için “eleştiri” ihtiyacını “dışarıdan” karşılıyor olabilir. Tüm bu iyiniyetli tespit ve kabullerimiz, topyekun bir dünya görüşü inşası ve medeniyet tasavvuru ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.
İslami dünya görüşü inşası ve İslam medeniyet tasavvuru meselelerinin, büyük dehalar da dahil olmak üzere, bir insanın zihni ve kalbi evrenine sığmayacağı malumdur. Bu sebeple, mecburen müşterek çalışma havzaları ve müesseseleri oluşturma ihtiyacı açıktır. Bir insanın “külli anlayışa” sahip olması halinde bile, dünya görüşü ve medeniyet tasavvurunun altından kalkamayacağı sarih bir hakikat olmasına rağmen, birbirinden uzakta veya yakında ama gazete köşelerinde konuyu tartışıyor olmaları neyin nesidir? Bu durum, Müslüman fikir ve ilim adamlarının “şahsiyet zafiyeti” değilse, acilen bir isim bulmak gerekmez mi?
Bu noktada çok ciddi bir problem var. İslam, kendine mensup fikir ve ilim adamlarını aynı havzada toparlayamıyor mu? İslam’a böyle bir zafiyet atfetmek, milyarlık ümmet kütlesini idare etme iddiasındaki Allah’ın dininde (haşa) nakısa görmek değil midir? Fikir ve ilim adamları, mensubu oldukları dünya görüşünü en derin, en seviyeli, en doğru anlayan insan kadrosu değil midir? İslam’ı, halktan çok daha hacimli şekilde anladığını düşündüğümüz fikir ve ilim adamları bir müessesede birleşip, müşterek çalışma yapamıyorsa, bunun izahı nedir?
Müslüman fikir ve ilim adamları, “münevver mahfilini” teşkil edemiyorlarsa, halkın cemiyet terkibinde bir araya gelmesini nasıl isteyebilirler? Derin anlayışlarıyla(!) kendileri bir cemaat, bir müessese, bir mahfil oluşturamayan bu adamlar, İslam’ın cemiyet teşkil edici derin muhtevasını, şahsiyetleriyle tekzip etmiyorlar mı? Bir insanın İslam’ı anladığı iddiasıyla meydan yerine çıkıp da, kendi varlığıyla İslam’ı tekzip etmesi, ne büyük bedbahtlıktır. Bu vahim durumu anlamıyor olmaları kabil mi, anlıyorlar da umursamıyor olabilirler mi?
İslam’ın, münevver camiasını, belli bir havzada veya havzalarda toplayamadığını, her gün, her beyanları ve davranışlarıyla, hem de göğsünü gere gere göstermek, nasıl bir ruh hali, nasıl bir akıl terkibi, nasıl bir nefs tezahürüdür?
Her biri, ürettiğini düşündüğü az sayıda kitap, buna mukabil çok sayıda köşe yazısı ile İslami dünya görüşünün tamamına nüfuz ettiklerini, tamamını izah ettiklerini düşünmüyor olmalılar. Zaten bir Müslümanın zihni evreni, bu çapta savrulamaz, bu derinlikte saçmalayamaz. Fakat her biri, böyle bir havza oluşturma çabasından geri durmakla veya böyle bir havza oluşturma talebine katılmamakla, pratik olarak zihni savruluşun misallerini sergilemiyorlar mı? Bu tavırlarını, ümmetin acil ve hayati ihtiyaçları olan günümüzde sergilemeleri, bu adamları, birçok alanda tenkit için kapı aralamıyor mu?
Her nasıl olmuşsa, ferdileşme süreci Müslüman fikir ve ilim adamlarında zirveye çıkmış. İslam’ın aynı zamanda cemiyet dini olduğunu hepsi bilir ama ferdileşme sürecinin cazibesine bir şekilde kapılmışlar ve bunu normal karşılamaya başlamışlar. İşin vahim tarafı, yalnız başına bir şeyler yapmakla mesuliyetlerini yerine getirdikleri vehmini üretmiş olmalarıdır. Kalbi ve zihni evrenlerinde bu “hal”in normalleşmesidir.
Muayyen bir havzada fikir üretimi ile iştigal etmeleri düşüncesi, kadimden beri tartışılan “birleşme” meselesi değil. Fikir üretimini birlikte yapmalarını veya karşılıklı fikirlerin tenkide tabi tutulacağı bir havza oluşturmaktan bahsediyoruz. Mesele, gazete köşelerinde yürütülecek kadar hafif ve kıymetsiz değil.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir