İSLAMCILIK MESELESİ-8-ALİ BULAÇ’IN İSLAMCILIĞIN SEYRİNE BAKIŞI

İSLAMCILIK MESELESİ-8-ALİ BULAÇ’IN İSLAMCILIĞIN SEYRİNE BAKIŞI
Ali Bulaç, 19.07.2012 tarihli, “İslamcılığın seyri” başlıklı yazısında, İslamcılığın kısa tarihçesini anlatmakla işe başlıyor. Bir fikri cereyanın tarihi veya tarihçesi tabii ki mühim. Hangi şartlarda doğduğu, hangi temellerde mayalandığı, hangi safhalardan geçtiği, hangi meselelerde patinaj yaptığı meseleleri ehemmiyetsiz kabul edilemez. Özellikle yabancı tesirlere maruz kalma hadisesi, yabancı tesirin bünyesine nüfuz etme miktarı ve nispeti mühimdir. İslamcılığı on dokuzunca asrın ortasından başlatan Ali Bulaç, bir köşe yazısına sığmayacağını bildiği için kısa bir özet ile iktifa etmiş.
İslamcılığın tarihi seyri araştırmacılar için başlı başına bir konu. Tetkik edilmeli muhakkak fakat bir tetkik usulü geliştirilmeli. Belki birçok usul geliştirilebilir ama iki tanesi ilk bakışta görülebiliyor. Birincisi, nazari çerçeveyi sabitleyip, gelişmeleri takip etmek ve gelişmeler ile nazari çerçeve arasındaki çelişkileri “sapma” olarak tespit etmektir. İkincisi ise sadece gelişmeleri takip edecek olan “teşhisçi” bakış açısıdır. Ali Bulaç, ikincisini yapmış gibi görünüyor ama böyle bir usul takip ettiğine dair vazıh bir beyan hatta bir ihsası bile yok.
Memleketin temel meselelerinden birisi, “usulsüzlük”. Usulsüzlük veya çerçevesizlik… Herhangi bir mesele ile ilgili hiçbir “usul” kaygısı taşımaksızın, hiçbir çerçeve oluşturma zahmetine katlanmaksızın bir şeyler yazmak ve söylemek, “fikir” cümlesinden sayılır mı? Böyle durumlarda yani müphemliğin zirvede olduğu ihtimallerde, tenkidin altyapısı çöküyor. Ali Bulaç’ın bu yazısını, hangi usule göre tenkit etmek doğru olur? Fikir adamı, “fikir beyanını” tenkide elverişli halde ifade etmeli değil midir? Türkiye’de fikir ve ilim adamları, beyanlarını çerçeveye almadıkları için, tenkit müessesesi gelişmiyor, “münekkitler” de yetişmiyor. Tenkit denemeleri de havanda su dövmeye veya karanlığa kurşun sıkmaya benziyor. Bu sebeple tenkit teşebbüsleri, hızla polemiğe savruluyor ve verimsizleşiyor. Bu beyanlarımız çerçevesinde Ali Bulaç’ın yazısına baktığımızda, gördüklerimizi anlatalım.
*
İran, Türkiye ve Mısır merkezli Ihvan hareketini anlatırken, durum tespiti yapmaya çalışıyor. Hadiselerin seyrini takip ediyormuş gibi bir intiba veriyor. Türkiye İslamcılığına geldiğinde yaptığı tespit (diğerleri için yaptıkları gibi), vakanın teşhisi cinsinden.
“Türkiye İslamcılığı entelektüel hayatiyetini ve iddiasını kaybetmemekle beraber aktif politik formu “muhafazakârlık”a dönüşüyor, “liberal felsefe ve dini hayatın bireyselleştirilmesi, cinsiyetçiliğe prim vermesi dolayısıyla kendi içinde sekülerleşme ve Protestanlaşma” eğilimi içine giriyor.”
Bu teşhis dikkat çekicidir. Türkiye’de veya başka İslam ülkelerinde İslamcılığı kim üretmeli, temsil etmeli, sürdürmeli? Fikir ve ilim adamlarından müteşekkil “münevver kadro”… Türkiye’deki İslamcı münevver kadroda bu teşhisi teyit edecek temayüller var mı? Bu teşhisi üzerine alacak bir fikir ve ilim adamı çıkar mı? Buna ihtimal vermek kabil midir? Hiçbir fikir ve ilim adamının bu teşhisi kabulleneceğini zannetmiyorum. Öyleyse bu teşhisin teyit edileceği insan kadrosu kimlerden teşekkül ediyor? Muhtemelen İslam’ı ve İslamcılığı “görünür” kılan siyasetçiler ve zengin sınıf… Bunlar üzerinden İslamcılık tarifi yapılabilir mi veya bunların İslamcılığı temsil ettiği iddia edilebilir mi? Çerçevesizlik böyle tuhaf neticelere sebep oluyor. Siyasetçiler, zengin sınıf veya başka insan gurupları hakkında teşhis yapmak gerekiyor bu teşhis, İslamcılığın bunlara nasıl yansıdığını, o merkezde nasıl tezahür ettiğini ihtiva etmelidir.
Türkiye’de fikir adamı olma iddiasındaki insanların temel eksikliklerinden birisi, kendi mesuliyetlerini unutup, başkalarını tenkit etmek gibi bir zihni hastalığa düşmeleridir. İslamcılık meselesini konuşacaksak, münevver camia üzerinden konuşmalıyız. Bir fikir cereyanını başlatmak, devam ettirmek, hayata tatbik etmek, münevver camianın mesuliyetinde değil midir? Fikirle meşgul olmayan insanlar (insan gurupları) ne zamandan beri belli bir fikrin temsilcisi olmaya başladı?
Bir fikri, halk üzerinden değerlendirmek, misallendirmek, tenkit etmek, en hafifmeşrep yaklaşımdır. Fikir adamının, fikir üretimini, fikir beyanını ve tenkitlerini halk üzerinden yapması, kolaycılık, ucuzculuk ve mesuliyetten kaçmaktır. Bunu itiyat haline getiren insanlar ise “fikir adamı” değildir. Zaten umumiyetle fikir adamı olamayan fakat bu şekilde piyasada yer edinmek isteyenlerin başvurduğu bir metottur.
Ali Bulaç, meseleye “çerçevesiz” şekilde daldığı, yaptığı teşhisler de piyasada “görüntülenebilir” olduğu için, doğru tefekkür faaliyeti üzerinde olduğunu zannediyor. Bu tür yaklaşımlar, fikir adamına yakışmıyor. En hafifinden bu tür yaklaşımlar, sığlıktır. Ali Bulaç, İslamcılığı dert edinen, onun istikbalini gözeten, hayatiyet kazanmasını isteyen birisidir. Bu sebeple dikkatli olması gerekir. Halk üzerinden yapılan tarifler, fayda değil zarar getirir.
Türkiye’deki İslamcılığın, Ali Bulaç’ın teşhisine uygun bir durum arzettiği kabul edildiğinde, İslamcılık yok hükmündedir. Bu durumda Mümtaz’er Türköne’nin tenkitlerini göğüslemek nasıl mümkün olabilir?
*
Ali Bulaç, yazısının sonunda, üçüncü nesil İslamcıları bekleyen üç gerilim alanından ve bu alanlardaki sınavdan bahsediyor. Buradaki teşhislerinde de, fikir ile fiil, nazariyat ile tatbikat arasındaki farkı anlamadığı intibaı veriyor.
“1) Hiç kuşkusuz küresel hegemonik güçler ve onların açık ya da örtülü desteğine sahip politik-askeri rejimlere karşı mücadele verip lojistik destek arayışına çıkarken, söz konusu desteğin onları düşman oldukları rejimleri devirdikten sonra hangi sosyo-kültürel ve politik-askeri angajmanlara sokacağı konusu. Suriye örneği bunun en somut ve can yakıcı örneği olmaya aday görünmektedir. Suriye’de ister Esed’i destekleyen İran’ın bölgesel ve küresel olarak Rusya ve Çin’le birlikte hareket etmesinin kendisine getireceği maliyet ile muhaliflerin karşıt konumda küresel ve bölgesel ABD, İngiltere, S. Arabistan, Katar ve Türkiye angajmanlarının onlara getireceği maliyet.”
Bu hususlar, İslamcılığın ve İslamcıların tatbikatı, siyaset geliştirme mahareti ve dünya dengeleri ile irtibatlı konular. Zaten zayıfsanız “doğru” yapma imkanınız yoktur, ancak “daha az yanlış” yapabilirsiniz. Bunu, nazari çerçeve için neden dert edinesiniz ki? Dünyadaki dev askeri ve iktisadi güç merkezlerinin arasından sıyrılıp çıkmak, Müslümanların faydasına siyaset ve stratejiler geliştirmek esas olmalıdır. Bunu pratikte gerçekleştirmenin zorluğu malum, bu zorluk ortadayken pratik yanlışların da yapılması muhtemeldir. Bu tür meseleler üzerinden İslamcılığın “nazariyatı”, takdir veya tenkit konusu yapılabilir mi?
“2) İslamcılar içeride ittifak arayışına çıkarken liberal, sol ve kısmen milliyetçi aydın ve güçlerle kurdukları politik ittifakın onların paradigmalarını, akaidlerini, toplum ve siyaset tasavvurlarını hangi yönde ve hangi derinlikte dönüştürdüğü konusu. Türkiye bu tecrübenin en somut -ve yer yer en trajik- örneğidir. Mısır’ı da bu sorun beklemektedir.”
Müslüman fikir ve ilim adamlarının, İslamcılık veya İslami dünya görüşü çerçevesinde fikir üretme zafiyeti ortada duruyor. Fikir üretme zafiyeti, siyasi ittifakların meselesi değil, nazariyat, tefekkür ve insan kaynakları ile ilgili bir husus. Fikir ve ilim adamlarının üretmediği, üretemediği fikirden tatbikatçıları (aksiyonerleri, pratisyenleri, siyasetçileri) mesul tutmak, entelektüel hiledir. Fikir adamlarının, kendi yapmaları gereken işi yapmayıp, o işi hareket adamlarının (mesela siyasetçilerin) yapması gerektiğini ima ederek, onları tenkit etmesi, ya idrak sığlığı veya mesuliyet kaçkınlığı veya fikir ahlaksızlığıdır.
“3) Ve elbette Müslümanların kendi aralarındaki ilişkileri hangi politik ve toplum tasavvuruna göre belirleyecekleri konusu.”
İşte meselenin özü… Ve bu öz, fikir adamlarının mesuliyetindedir. Ali Bulaç’ın sorusunu kendine yöneltmemiz gerekiyor, “hangi tasavvura göre?”. Bu sorunun cevabını vermesi gerekenler, fikir ve ilim adamlarıdır ki, piyasada İslamcılık meselesini sahiplenenlerden birisi olarak Ali Bulaç, bu sorunun asli muhataplarından biridir ve cevabını vermekle mükelleftir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir