İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-18-TÜRKÖNE’NİN ANLAYIŞ MERKEZİ

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-18-TÜRKÖNE’NİN ANLAYIŞ MERKEZİ
Türköne’nin, önceki yazılarımızda tespit ettiğimiz “fikir hilesi” ve “anlamama inadı”nın sebebi, 31.07.0212 tarihli, “Din, Diyanet ve İslamcılık” başlıklı yazısında ortaya çıkıyor. Önceki yazılarında serazat dolaşan düşünce faaliyeti, bu yazıda kendine bir merkez ediniyor. Artık Türköne ile ilgili ne düşüneceğimizi, nasıl düşüneceğimizi, değerlendirmelerimizin mihverinin neresi olduğunu biliyoruz. Çünkü kendisi bu yazısında net bir şekilde ortaya koyuyor.
Nedir bu merkez? Acele etmeyin…
Türköne’nin keskin ve kendinden emin tespitleri var. Mesela şu; “İslâmcılık bir iktidar projesi idi, gerçekleşti ve ömrünü tamamladı. Başı göğe değdikten sonra, gökyüzüne çıkmak için yollar inşa etmenin anlamı var mı?” Ne kadar net değil mi? Bir iktidar projesiydi, gerçekleşti ve ömrünü tamamladı. Başka söze gerek var mı? Türköne’nin bu kolaylıkta tespitler yapmasının sebebi, düşünce merkezi ile ilgili… Zihni havzası bir dünya görüşüne bağlı olmayan, düşünce faaliyetini de bir dünya görüşünün kalbine bağlanmadan gerçekleştiren Türköne, ciddi fikir üretiminde gevezelikten başka bir şey yapmıyor. Fakat gevezeliğine öyle bir ciddiyet ve ağırlık atfediyor ki, okuyanlar fikirle meşgul olduğunu zannediyor.
İktidar olduğunda ömrünü tamamlayan düşünce, hedef olarak kendine devleti (veya iktidarı) tespit etmiş olur. İslamcılık böyle midir, nihai hedefi devlet midir, yoksa çok daha ileride bulunan bir hedefe (ideale) mi bağlıdır? Bunun gibi soruların cevabını Türköne’de aramak, çölde su aramaktan daha zor bir çaba. Çünkü Türköne’nin düşünce dünyasının merkezi, devlettir.
Dinin özü ile ilgili tespitleri de aynı keskinlikte yapmaktan imtina etmiyor. “Din özü itibarıyla siyasîleşmez; siyaset kendisine iktidar yolu ararken dini imdada çağırır. İslâmcılık, siyaseti dinîleştirmenin en rafine ve en keskin ve tabii en iddialı yollarından biriydi.” “Din siyasetle ilgilenmez mi?” diye sorduğunuzda, “ben onu demedim, siyasileşmez dedim” diye cevap verirler. Türkiye’nin problemlerinden biri de bu… Köksüz kavramlar uyduruyorlar, mana hacminin ne olduğu belli olmayan, onlarla konuşmaya başlıyorlar, itiraz ettiğinizde de “ben onu kastetmedim” diyerek kenara çekiliyorlar. Açıkça söylesene, din siyasetle ilgilenmez, siyasi alana karışmaz… Ne demek siyasileşmez… Ülkede dil devrimi olduktan sonra “fikir” namına bir şey kalmadı, dil kalmayınca fikir olur mu?
İslam ile sıhhatli bir münasebet kuramayan herkes, “din şuna karışmaz, din bu işle ilgilenmez” gibi bir sürü liste çıkarıyor önümüze. Söyleyeceğinizi Marks kadar açık söyler misiniz lüften. “Din afyondur” gibi bir düşünceniz mi var, yoksa dini istediğiniz gibi evirip çevireceğinizi, istediğiniz taraflarını kırpıp bir şeyler yapacağınızı mı zannediyorsunuz?
“Din özü itibariyle siyasileşmez” dendiğinde, din ile siyaset arasındaki tüm ilişkiler, dinin istismarı şeklinde kabul edilir. Türköne’nin zihni labirentlerindeki hinliği görüyor musunuz? Bu tespiti cesaretle yapmasının sebebi de, devamındaki cümlede; “İslâmcılık, siyaseti dinîleştirmenin en rafine ve en keskin ve tabii en iddialı yollarından biriydi.” Her şeyin İslam’a uygun olması gerektiğini düşünüyoruz ya, oradan mülhem, siyasetin dinileşmesine, dinileştirilmesine atıf yapıyor. Buradan aldığı cesaretle de “dinin siyasileşmeyeceğini” söylüyor.
İslam’ın merkezinden meselelere bakıldığında, “dinin siyasileşmeyeceği” ve buna mukabil, “siyasetin de dinileşmeyeceği” açık. Din külliyat olarak ortada duruyor, onun siyaseti de olur, devleti de olur, ahlakı da olur, hukuku da olur, ilmi de olur, her şeyi olur. Dini “herhangi bir şeyleştirme” ne kadar yanlışsa, herhangi bir şeyi de “dinileştirme” o kadar yanlış. Bizzat İslam’ın siyaseti olur, devleti olur, hukuku olur. Siyaseti İslamlaştır, İslam’ı devletleştir gibi, eklektik, yamama, istismar kokan her şey İslam’a uygun değil, aksine uzaktır. Fikir bütünlüğü yok, düşünce faaliyetinin İslami mihveri yok, uydurulmuş kavramlarla serazat at koşturuyor.
Türköne, düşünce merkezi olan “devlet”i kutsuyor, tüm sosyal ve siyasal hareketlenmeleri, faaliyetleri onun eksenine oturtuyor. Zihni evreninin tek sabiti devlet olunca, kaçınılmaz olarak her şey onun çevresinde şekilleniyor. İslamcılık da bundan nasibini alıyor ve devletin meşruiyet aracı haline geliyor. Türköne, İslamcılığın böyle geliştiğini, bu hedefe ulaştığını söylüyor ama aslında kendi zihni evreni devlet merkezli çalıştığı için, kendi penceresinden öyle görünüyor. Baktığı pencereden ne gördüğünü biliyor ama hangi pencereden baktığını anlayıp anlamadığı meçhul. Şu ifadeleri “müşahede” olarak anlatıyor;
“İslâmcılık kestirmeden dindarlığa dönüştü. Böylece AK Parti ile devletin imtizacı tamamlandı. Devlet, cahil ve dinozorlaşmış laik elitler eliyle kaybettiği meşruiyeti AK Parti ile yeniden kazandı. Koskoca devlet iktidarı öyle kolay ele geçer mi? Muhafazakârlaşma, aynı zamanda sağcılaşma, statükoya sahip çıkmak demek. Devlet, AK Parti’nin sağladığı taze kanla halkı nezdinde meşru bir otoriteye dönüşmedi mi? Meşruiyet krizi bu şekilde çözüldükten sonra, AK Parti’nin dindarlığı en uç noktalara taşımasının devlet nezdinde ne sakıncası var?”
Bunlar gerçekten müşahede mi yoksa olmasını istediği şey mi? Kendisi “müşahede” olarak anlatıyor. Yazısının devamında, “ben bu süreci sadece anlamaya çalışıyorum” dediğine bakılırsa, olmasını istediği şey değil de müşahedelerinden elde ettiği düşünce verimleri gibi gördüğü söylenebilir. Ama Türköne’ye inanmak fazla saflık olur çünkü “sadece anlamaya çalışıyorum” dediği paragrafın devamında ve yazsının sonunda, düşünce merkezini ilan ediyor. “Ali Bulaç’tan farklı olarak ben bu süreci eleştirmiyorum, sadece anlamaya ve açıklamaya çalışıyorum. Kalıcı olan fani kişiler değil, devlettir. Devlet için vazgeçilmez olan milli birlik ve bütünlüğü, uluslararası gücü ve itibarı, ekonomik refahı; zirve yapan bu meşruiyet halesi içinde AK Parti iktidarından daha etkili sağlayacak bir alternatif var mı? Şu kronik “devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü” sorununa çare olmaktan bahsediyoruz.” Kaim, daim ve baki olan devlet, ondan gerisi hikaye… Adamın zihni havzasında din bile araç olarak bir yer işgal ediyor, devletin bekası için… Türkiye’deki devlet kültü dehşet verici…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir