İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-21-TÜRKÖNE MEZAR KAZIYOR

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-21-TÜRKÖNE MEZAR KAZIYOR
Türköne’nin yazılarını değerlendirmek çok yorucu. Tüm yazıların takip ettik, tek müspet fikir beyanı yok. İslamcılık hakkında değil aradığımız müspet beyan, İslam hakkında. Yani İslam’ın, karşı olduğu İslamcılık dışında nasıl anlaşılacağını, nasıl yaşanacağını, nasıl tatbik edileceğini söylemekten özellikle imtina ediyor. Müslümanlara hiçbir teklifte bulunmuyor, hiçbir katkı yapmıyor, hiçbir fikir üretimi gerçekleştirmiyor, sadece mız mız edip duruyor. Bulmuş bir Ali Bulaç, onunla kavga etmekten başka bir şey yapmıyor. Onu gözüne kestirdiğinden olmalı, başka kimseden de bahsetmiyor. Hayrettin Karaman için tek kelime yok, tek tenkit yok, tek atıf yok. İşin bu tarafı da ayrıca ilginç…
Türköne ile ilgilenmenin bir yorucu tarafı da, “değilin değilini” aramak gibi bir şey. Netice itibariyle, komik bir şey… İslamcılığın yanlışları olabilir, eksikleri olabilir, hataları olabilir… Bunların hepsi anlaşılabilir durumlar. Anlaşılmayacak olan şu; İslamcılığa, Marksizm gibi cepheden düşman olmak nedir? Modern ideolojilerle aynı tutmak, “yeryüzünde kibirle dolaşan ilahlara dönersiniz” gibi şirk ithamında bulunmak, dünyayı imar etmekten (cennet kurmaktan) menetmek ve bedeviliğe mahkum etmek… Bunlar ve daha sayısız hezeyanlar Türköne’yi “hariciler” sınıfına almamıza kafi değil mi?
Ağır ithamlardan çekinmeyen Türköne, Müslümanların tek bir derdiyle ilgili tek bir teklifte bulunmuyor. Allah rızası için bir konuyla ilgilen… Hayır, tam aksine yapıcı değil yıkıcı, var edici değil yok edici, inşa edici değil imha edici, toplayıcı değil dağıtıcı tavırlarında racon kesiyor.
Duyarsızlığı o kadar had safhada ki, “kökü dışarıda bir ideoloji” demekten çekinmiyor. İslamcıların, ana kaynak olarak İslam’ı olduğu gibi kabul ettiğini bilmesine rağmen, o yıkıcı tavrıyla kökünün dışarıda, batıda olduğunu iddia ediyor. Bu iddiasını da batılı kaynaklardan yararlanarak beyan ediyor. Yani kendi batılı kaynaklara itibar ediyor, İslamcılar tam aksine İslam’a sarıldıklarını söylüyorlar ama kökü dışarıda olan Törköne değil İslamcılar oluyor.
Gerçekten Türköne ile ilgilenmek çok yorucu ve yıpratıcı. Şu kadar yazısını okuduk, şu kadar yazı yazdık, Türköne’den faydalanabileceğimiz bir adet müspet cümle bulamadık. Birkaç yazısını okuduktan sonra belki de dönüp bakmamak gerekirdi, ne var ki piyasada fikir ve ilim adamı olarak geziyor ve insanlarda itibar ediyorlar. Kahır bela ilgilenmek gerekiyor, mesuliyet duygusu insanı başıboş bırakmıyor.
Konu ile ilgili iki adet daha yazısı var. “İslamcılığın defin ruhsatı” ve “Kökü dışarıda bir ideoloji” başlıklı… Bunlarla ilgili de yazı yazmayı planlamıştık, ne var ki Türköne’nin duyarsızlığı insanın sabrını tüketiyor. Gerçekten de ruh dünyam allak bullak oldu. İnsanın ruhi ve zihni dünyasına zehir tesiri yapıyor. Bu sebeple son iki yazı eksik kaldı.
Aslında eksik kalmadı. Zaten bir fikir beyan etmiyor. Bu kadar yazıda tek bir fikir beyanı yok. Öyle olunca, son iki yazıda mahrum kalınan bir şey de yok. Türköne, Demirel’in entelektüel versiyonudur. Bu kadar yazı yazıp hiçbir fikir beyan etmeyen Türköne ile kırk yıl konuşup, işe yarar bir cümle kurmayan Demirel arasında ancak dil, üslup, mimik farkı var.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir