İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-24-SEKÜLERLEŞME KONUSU-2-

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-24-SEKÜLERLEŞME KONUSU-2-
Etyen Mahçupyan ve bazı Müslüman yazarlar, sekülerleşmeyi bir taraftan maddi dünyanın manevi dünyaya tercih edilmesi şeklinde görürken aynı zamanda kaynağını da iktidar olmakla, iktidar iştiyakıyla, iktidarın dönüştürme gücüyle izah ediyor.
Mahçupyan’ın Türkiye’deki siyasi süreçlerin Müslümanlarla ilgili kısmını gözlemlerken, Müslümanların “görünür” olan kısmında kalması tabiidir. Müslümanların “derununu” gözlemlemek kabil değil, insanın derununda olanın hal ve davranışlarında tezahür edeceği gerçektir ama yüzde yüz gözlemlenmesi kabil değildir çünkü hususi durumlar ve şartlar var. Kaldı ki, tezahürlerin bazı hayat alanlarında, başka ideolojilere mensup insanlarla benzerlik göstermesi de kabildir. Neticede ülkede bir tane siyasi iktidar vardır ve Müslümanlarda iktidar olmak istediklerinde onları Kemalistlerle ayrıştırmak, görünür tarafıyla kolay değil. Çünkü sandık bir tane, hükümet bir tane… Şunu söylemeye çalışmıyorum, Müslümanlar da Kemalistler gibi hükümet ederler, seçime onlar gibi hazırlanırlar vesaire… Tabii ki farklıdırlar, tabii ki farklı yaparlar ama bazı noktalarda benzeşmek hayatın tabiatı gereği değil midir? Özellikle de saf İslami hareketin hala kurulamadığı, bir geçiş döneminin yaşandığı vasatta, benzerliklerin fazla olması mümkün. Benzerliklerden hareket etmek farklılıkları göstermeye kafi değil, aksine farklılıkları görmektir ki, Müslümanların siyasi hareketleri sağlıklı şekilde değerlendirilebilsin. Denirse ki, “benzerlikler o kadar fazla ki, ayrı farklı bir siyasi hareketten bahsetmek neredeyse imkansız”, doğrudur. Çünkü Türkiye’de yakın zamana kadar her parti kanun ve anayasa gereği Atatürkçüdür. Bu şartlarda farklılaşmanın nasıl sağlanacağını izah etmek gerekmez mi? Hukuki mecburiyet ile Atatürkçü olan bir siyasi partinin farklılığı, kaynağında ve hedefinde değil midir? Kaynak ile hedef arasındaki dar alanda, hukuk ve siyasi rejim (mesela askeri vesayet) tarafından sıkıştırılmış olan bir siyasi hareket, hedefine varana kadar farklılığını nasıl izah edecek? Hafızalarımızda tazeliğini korumuyor mu Akparti için kapatma davası açılması… Kapatma davası, laikliğe aykırı faaliyetlerin merkezi olduğu gerekçesiyle açılmamış mıydı? İslami hareketlerin böyle bir baskı altında kaldığı, Kemalist siyasi rejimin her partiyi aynileştirdiği ne zaman unutuldu? İslami hareketlerin farklılığı, sekülerleşmemiş hali laikleşmemiş hali değil mi? Laikliğe aykırı faaliyetlerin merkezi olduğu iddiasıyla bir iktidar partisi hakkında dava açılabildiği bir ülkede, farklılığı kaynak ve hedefte aramaktan başka bir yol olabilir mi?
Kaynak olarak İslam’ın kabul edilmesi de açıktan yapılamıyor. Ülkede, devletin kaynağının da (hukuk, siyaset, içtimaiyat, iktisadiyat vesaire) İslam olduğunu deklare eden bir siyasi hareketin varolması, varlığını sürdürmesi, mesafe alması kabil midir ki sekülerleşmekten bahsediliyor. Bu problem Etyen Mahçupyan ile sınırlı değil, Ali Bulaç bile Akparti ile ilgili tenkitlerinde aynı noktada yer alıyor. Yüzde kırk altı oy almış bir iktidar partisinin “laikliğe aykırı faaliyetlerin merkezi olmaktan” dava açılmasının üzerinden beş yıl geçti. Bazı restorasyonlar yapılmış olsa da hala aynı anayasa meri… Akparti’nin yeni anayasayı yalnız başına yapacak meclis üye sayısı olmadığı sır mı? Meclisteki diğer partilerle kurulan uzlaşma komisyonu ile Akparti’nin istediği anayasa yapılabilir mi? Bir şahıs veya kuruluş, sahip olmadığı yetki ve güçten sorumlu tutulabilir mi?
Hedefine göre değerlendirme meselesi de tabii ki problemli. Hedefinin ne olduğunu bilme imkanı yok. Çünkü çelik çekirdek kadronun içinde değiliz, mahrem toplantılarına vakıf değiliz. Tabii ki bizi aldatıyor olabilirler, tabii ki biz Akparti üst kadrosu ile ilgili bazı zanlarımızla baş başa kalabiliriz. Hedefe yaklaşıldığında, başka bir hedefe varılmış olabilir. Tamam ama müstakbel tehlikeyi öne sürerek, bu gün için bir tehlike oluşturmak doğru olur mu? Yanlış hedefe doğru ilerlediğine dair açık alametler, tezahürler, tatbikatlar var mı? Güç ve iktidar elde edilmeden hedefe ulaşmak, maksadı gerçekleştirmek nasıl mümkün olacak?
Konunun kırılma noktası tam olarak burası. İktidar hırsından, iktidarın nimetlerinden, iktidarın sarhoşluğundan bahisle tenkitler geliştirmek, iktidar olmaksızın hedefe ulaşılabileceği fikrine savurmasın. Böyle zihni savruluşlar görülüyor, “iktidara ve güce” karşı olmak gibi tavırlar geliştiriliyor. Böyle saçmalık olur mu? Sadece yönetilmeye talip bir İslami hareket düşünülebilir mi? Tamam mevcut siyasi rejim içinde iktidar olmak asıl hedef değil ama iktidar olmadan asıl hedefe varmak nasıl olacak?
Nihai hedefe ulaşmak için iktidar ve güç sahibi olmak açık bir zarurettir. Müslümanlar, uzun zamandan beri iktidar olamadılar, bunun bazı acemilikleri olabilir ama iktidarın acemiliği, iktidar olarak aşılır. İktidar acemiliğini iktidar olmaksızın aşma düşüncesi, acemiliği tecrübeden bağımsız şekilde tarif etmeye çalışmaktır, bu, çok komik olmaz mı?
*
Akparti’nin sahip olduğu halk teveccühü ve iktidar gücü, yakın zamanda kimsenin eline geçmedi. İktidarın şımarttığını söyleyenler, en hafif tabirle ayıp ediyorlar. Erdoğan’ın elindeki güce sahip olup da, Erdoğan kadar mütevazı olacak bir tane adam göstermek kabil midir? Mesele ne Akparti ne de Erdoğan… Fakat çok hoyrat ve çok vicdansız tenkitler karşısında hakkını teslim etmek zorunda kalıyoruz, böylece Akparti veya Erdoğan’ı savunmak durumuna savruluyoruz. Derdimiz ve çabamız bu olmasa da konu oraya bir şekilde geliyor. Bu tabii ki ıstırap verici bir hal…
Bu kadronun kafasında, bizim “zannettiğimiz” hedef varsa, daha fazla güç toplamak gerektiği açık değil mi? Hala yalnız başına anayasa yapacak çoğunluğa (güce) sahip olmaması, bu ihtiyacı açık şekilde göstermiyor mu? Tamam aldatılabiliriz, aldatılıyor olabiliriz. Ama aldatıldığımızı anlamamız için mesela yalnız başlarına anayasa yapacak çoğunluğa ve güce ulaşmaları gerekmez mi? Yalnız başına anayasa yapacak çoğunluğa ulaşmadığı müddetçe, istediğimiz gibi bir anayasa yapıp yapmayacağını nereden bileceğiz? Bunun için fal mı açacağız? Erdoğan’ın daha fazla oy istemesi, daha fazla güç talebinde bulunması, yalnız başına anayasa yapabilme gücüne erişmek için değil de bizi aldatmak için olabilir mi? Bizi aldatıyorsa ve aldatmaya devam etmek istiyorsa, yalnız başına anayasa yapacak çoğunluğu istememesi gerekmiyor mu, böylece bir mazereti olmaz mı? “Ne yapalım, yalnız başımıza anayasa yapacak gücümüz yoktu” dediğinde ne diyeceğiz? Kehanette bulunarak, “Hayır, sen zaten istediğimiz gibi bir anayasa yapmayacaktın, bizi aldatıyordun” diyerek itiraz etmek ne kadar anlamlı ve geçerli olur?
Yalnız başına anayasa yapacak, başka zor işleri de halledecek gücü talep etmesini eleştirirken, diğer taraftan da mevcut gücüyle yapamayacağı işleri yapmadığı için eleştirmek biraz ahlaksızlık olmuyor mu? Bütün bunlardan hareketle, Müslümanların iktidar yoluyla sekülerleştiğini söylemek ne oluyor? Türk siyaset tarihinde, bu kadar güçlü olup da, bu kadar az savrulan başka bir kadro örneği yok. Savrulmaların olduğu doğru ama mukayeseli olarak en sağlam duran kadro bu… Bunun aksini söylemekle haksızlık yapmıyor muyuz?
Bu bir geçiş süreci. Geçiş süreçlerinin (dönemlerinin) mahiyeti zaten böyle olur. Ne mevcut durum (statü) tüm özelliklerini koruyabilir, ne de yeni durum (arzulanan çerçeve) tam olarak gerçekleşebilir. Geçiş döneminin özelliklerine bakarak, sekülerleşme de dahil birçok konu ile karıştırılması mümkündür. Tüm bunları geçiş sürecinden bağımsız olarak değerlendirmek yanlış neticelere ulaştırır.
Müslümanlar, bu geçiş döneminde hem parayla hem de iktidarla yüzleşecekler, onunla imtihan olacaklar. Para ve iktidar, sahip olmadan aşılabilecek bir şey değil. Paraya ve iktidara sahip olanların bir müddet sendelemesi, sarsılması, savrulması da tabiidir. Akparti, 28 Şubat sürecinin tecrübesiyle büyük savrulmaların da önüne geçebilmiştir. Paranın bazılarını daha fazla savurduğu ise gerçek… Fakat bunun başka bir yolu olduğunu bilen varsa söylesin. Mücerret bazı ölçülerden bahsetmek kolay, zor olan paraya sahip olanın, zihni ve kalbi evrenini sağlam tutacak formülü açıklasınlar.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir