İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-5-CEMAATİN FİKİR ADAMI FAKİRLİĞİ

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-5-CEMAATİN FİKİR ADAMI FAKİRLİĞİ
Fethullah Hoca cemaati, hayatın pratiğinde büyük başarılara imza attı. Özellikle bazı alanlarda (mesela eğitim alanında) fevkalade başarılar elde etti. Hem ülke içindeki teşkilatlanma becerisi hem de dünyanın birçok ülkesinde teşkilatlanma başarısı ile gözleri kamaştırdı. Fakat gözleri kamaşan insanların, “akıllarının da kamaşacağı” vehmine düştü. Evet, gözleri kamaşan bazı insanların akılları da kamaştı fakat onlar, akılları gözlerinde olan insanlardı.
Türkiye’deki temel problemlerden birisi, (Haki Demir’in ifadesiyle) pratiğin, teorinin önüne geçmesidir. Bu durum sadece Fethullah Hoca cemaatiyle sınırlı değil, diğer cemaatlerle birlikte, siyasi rejime kadar uzanan bir yelpazede aynı problem yaşanıyor. İslami hareketlerin hemen hepsinin pratik başarıları, teorik derinleşmelerinden çok ileride…
Pratiğin ileride olması, özellikle de bu alanda ciddi başarılara imza atılması, teorinin üzerinde bir baskı oluşturuyor. Pratik, tabii ve kaçınılmaz olarak “mevcut yapı” içinde, bu yapının kuralları ve gerçekleriyle sürüyor. Hem ülkemizdeki hem de dünyadaki statüko ile bazı başarıları elde edenler, başarılarının altyapısı olan “gayriislami gerçeklik zeminini” kabul etmeye, içselleştirmeye, bir müddet sonra da (Allah muhafaza) iman etmeye başlıyorlar. Gelişme bu çerçevede gerçekleştiği için, pratiğin teorisini üretmeye başlıyorlar.
Pratiğin teorisini üretme konusunda en fazla derinleşenler, tabii olarak Fethullah Hoca cemaatidir. Bu, anlaşılabilir bir durumdur zira pratiğin en büyük, en başarılı, en güçlü hareketi onlar. Bu konu, muzaffer olanın mağlup sayıldığı bir alandır. Eğer pratiğinizi besleyen bir teoriniz yoksa yani fiilinizi kendine nispet edeceğiniz bir fikriniz yoksa, aldığınız mesafe, fikri merkezinizden uzaklaşmanıza sebep oluyor.
*
Aslında pratik gelişmeler, teorik (fikri) gelişmeleri tetikler. Çünkü genişledikçe (başarılı oldukça) derinleşme ihtiyacı artar. Fakat bu zaruri fikir-fiil ilişkisi Türkiye’de her nedense tersinden işliyor. Pratik geliştikçe, büyüdükçe fikir ihtiyacı azalıyor, derinleşme yerine sığlaşma artıyor. Bu sebeple olmalı, pratiğe dair milyarlarca liralık (yoksa dolarlık mı demeliyiz) yatırım yapılıyor ama fikri çalışmalar için yüzde biri (belki binde biri) yatırım yapılmıyor.
Azmanlaşan pratik tefekkürü tetiklemezse eğer onu boğmaya başlıyor. Hiçbir fikri kaygı taşımayan milyonlarca insan pratik için seferber ediliyor. Herkesin fikir adamı olması ve fikir üretmesi mümkün değil tabii ki fakat her hareketin, cemaatin, gurubun “fikir adamları” kadrosu olmazsa, teori, pratiğin yıkıcı, imha edici etkisine karşı korunamıyor. Neticede gövdesi Müslüman, kafası “herhangi bir şey” olan sayısız insan çeşidi piyasayı işgal ediyor.
Pratik gelişmeler fikrin boğazına sarıldı, boğuyor. Bu cinayetin baş sorumlusu, pratiğin en başarılısı olan “cemaat”… Cemaat, “pratiğin yoğunluğu-teorinin zayıflığını” tüm faaliyetlerinde gösteriyor. Bu durum o kadar ileri gitti ki, “pratik yoğun-fikir yok” noktasına ulaştı. Mümtaz’er Türköne’neye, 29.07.2012 tarihli “İslamcıların hazin nağmesi” başlıklı yazıda; “İslâmcılar nereye gittiler? O kadar tez, o kadar teori, o kadar birikim nereye kayboldu?” sözünü söyleten, pratiği en başarılı yürüten “cemaat” değil midir? İslamcıların pratiği geliştirememeleri, o alanda başarılı hamleler gerçekleştirememeleri, fikri üretimlerinin kıymetini azaltır mı? Bu teşhis ve soru diğer taraftan da sorulabilir tabii ki; “cemaat”in fikir üretiminin sıfır olması, pratik başarısının kıymetini azaltır mı? Her iki sorunun da cevabı, hayır… İslamcılar ve her türlü Müslümanlar, cemaatin pratik başarısını inkar edemezler, etmemeliler fakat cemaat de, pratik başarısının üzerinden, fikri üretimlerin kıymetini inkar edemez, etmemeli, bunu hayal dünyasına bile sokmamalı.
Fikir üretimini tetiklemeyen pratiğin dev boyutlara ulaşması, sıhhatsiz bir yapı oluşturuyor. Fakat fikir öyle bir kıymettir ki, mutlaka ihtiyaç olarak zuhur eder. En azından yaptığınız iş kadar fikriniz olmalıdır, yoksa fikir öyle bir yerde karşınıza çıkar ki, afallarsınız, bocalarsınız, ne dediğinizi bilemez hale gelirsiniz. Pratik gözleri kamaştırır ama fikir akılları kamaştırır. Aklınız, sizin sahip olmadığınız çapta muhtelif fikirleri gördüğünde çıldırır.
Pratik ne kadar ihtişamlı yürüse de, bir gün fikir ihtiyacı hasıl olur. Bu ihtiyaçtan da kaçamazsınız. İşte “İslamcılık tartışması” kapınıza dayandı. Karşınızda, bu gün için söylenmiş “dev bir fikir yekunu” olmamasına karşılık, “aklınız kamaştı”. Çünkü fikriniz yok, çünkü fikir adamınız yok. Dev yapınıza rağmen fikir adamı yetiştiremediniz, çünkü fikir adamı yetiştirecek “anlayış çerçeveniz” yoktu. Sadece pratiğe kilitlendiniz, şimdi de aklınız kilitlenmek üzere.
*
Cemaat, fikir adamı yetiştiremedi, felaket bir fikir adamı fakirliği içinde. Bu eksikliğini, eğitim alanındaki gücüne dayanarak “ilim adamı” yetiştirme çabasıyla telafi etmeye çalışıyor. İsimlerin başına “dr, doç. prof” titrini koyarak, ilim adamı sahibi olduğunu zannediyor. Fikir adamı, yani derin ve kuşatıcı idrak sahibi insanlar olmadan, ilim adamının da olmayacağını bilmiyor. Türkiye’deki üniversitelerin hiyerarşik düzen içinde, intihal ve iktibas yoluyla hazırladıkları tezlerle ilim adamı yetiştirdiğini zannediyor. Orijinal bir fikir ve anlayış sahibi olmayan, herhangi bir konuda yeni bir teklif getiremeyen adamların akademik titrine sığınarak bu işi yapabileceğini zannediyor. Ellerindeki tüm insan kaynakları bir Ali Bulaç etmiyor. Hala tartışmaya katılmayan bazı fikir adamları var ki onları da etmez. “Tüm insan kaynaklarını piyasaya sürdüler mi ki bunu söylüyorsun?” diyenler, diyecekler için ifade edelim ki, Zaman gazetesinin “yorum” sayfasında yayınlanan yazılara bakınca, “daha derin, daha seviyeli fikir ve ilim adamları var da, en kötüleri mi piyasaya sürdüler?” diye sormak gerekmiyor mu?
Yıllardır, liberaller ve sair düşünce adamlarını “Abant”ta toplamak ve (hakkını teslim edelim, önemli konuları) tartıştırmak, fikir sahibi olduklarını ve fikir adamlarının bulunduğunu göstermez. O türden yapılan işler de, “pratik” cümlesindendir. Fikirlerinin olduğunu da, “pratik manevralarla” göstermeye çalıştılar ama artık sihir bozuldu, İslamcılık tartışması açıldı. Piyasaya sürdükleri adamlara bakınca, pratiğin zenginliğine inat teorinin fakirliği açıkça sırıtıyor.
*
Tüm Türkiye’nin ve tüm İslam dünyasının bir “düşünce patlamasına” ihtiyacı var. Bu mesele sadece cemaatin sorumluluğunda değil tabii ki. İbrahim Sancak’ın birkaç yazısında ifade ettiği gibi, Müslümanlar, “tefekkür patlamasının” şartlarını, imkanlarını, müktesebatını oluşturmalı, bu istikamete acilen ve yoğun şekilde yönelmelidirler. Cemaatin fikir ve fikir adamı fakirliğine bakınca, “düşünce patlamasının” başka fikir mahfillerinde gerçekleşeceğini beklemek gerekiyor. Ne var ki, “düşünce patlamasına” en fazla ihtiyacı olan, pratiğin en büyüğüne sahip cemaattir. Çünkü tefekkür patlaması, er veya geç gerçekleşecektir, o patlama meydana geldiğinde, pratiğin ihtişamı cemaati korumaya kafi gelmez.
Cemaat, pratiğin ihtişamı ile insanların gözünü ve aklını kamaştırmak gibi bir “halkla ilişkiler, propaganda, reklam, tanıtım” işi yürütüyor. Ne var ki en fazla kendi mensuplarının gözünü ve aklını kamaştırmış. Avcının avı hedeflerken kendini vurması gibi bir durum bu… “Bunda ne var?” demeyin, kendi mensuplarının gözü ve aklı kamaşınca, tefekkür gayreti, çabası ve ihtiyacını ortadan kaldırmış ve cemaati “fikir fakiri” haline getirmiş.
*
Cemaatin gövdesine bakınca, ne kadar büyük “beyin” ihtiyacı içinde olduğu anlaşılıyor. Fikir, taşıma “fikir adamları” ile temin edilemez. Abant platformunda çok sayıda farklı düşünce sahibi insanları toplayarak, cemaat ve teşkilatların fikir ihtiyacı karşılanmaz. “Taşıma suyla değirmenin bile dönmediği” bu hayatta, “taşıma fikir adamlarıyla” düşünce ihtiyacı karşılanmaz, aklınızın bir köşesinde bulunsun.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir