İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-6-İSİMLENDİRME MESELESİ

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-6-İSİMLENDİRME MESELESİ
İsim, bir konuyu, varlığı, hadiseyi ifade eden kelime, müsemmanın ilk tarifi, tarifin de özeti. En zor isimlendirmeler, fikir yekununda, fikir hareketinde, dünya görüşünde sözkonusudur. İsim, ilk tarif olduğu için hassas ve önemli bir konudur, isimlendirme ise mesuliyet ister. İsim “özet tarif” olduğu için asla müsemmanın özelliklerinin tamamını kapsayamaz. İnsanların normal tarif yapmakta bile zorlandıkları konularda, “özetin özeti bir tarif” yapma maharetine sahip olması beklenmez.
Her isimlendirme, varlık, konu, hadise veya düşünce sisteminden bir şeyler koparır. Varlığın (veya fikrin) toplamını biraz azaltır, biraz değiştirir, bazen de biraz artırır. Herhangi bir şeyi tam anlamıyla isimlendirmek kabil değildir.
Lisanı hazır halde öğrendiğimiz için, isimlerin, müsemmalarını tam olarak ifade ettiğini zannederiz. Fakat biraz dikkat ettiğimizde veya biz bir “isimlendirme” yapmaya çalıştığımızda meselenin ne kadar zor olduğunu görürüz. Tartışmaların çoğunluğunun da, “isimlendirme” meselesinde ortaya çıktığına şahidiz.
*
İsimlendirme yapıldıktan sonra, müsemma varolmaya devam ettiği müddetçe elde ettiği müktesebat, ismin mana hacmine yerleşir. Üzerinden çok uzun zaman geçmiş olan isimler, etimolojik köklerinden ayrılır ve müktesebatın mana hacmini ifade etmeye başlar. İsim ile müsemmayı birbirinden ayırmak imkansız olduğu için, müsemmaya ait her şey, her özellik, her olay, her fikir, ismin de muhtevasına yerleşir. Müsemmanın müktesebatı müspet ise, ismin mana hacmi de müspet, müsemmanın müktesebatı menfi ise ismin mana hacmi de menfi özellikler taşımaya başlar.
*
İsim hakkı, müsemma üzerindeki mülkiyet hakkının mütemmimidir. Varlığa malik olan, ona isim koyma hakkına da sahiptir. Fikri telif eden onu isimlendirme hakkına sahiptir. Bir çocuğu, ailesinin koyduğu isimle zikretmek, hak ihlalidir. Keza bir fikir adamının telif ettiği fikrin ismi, müellifin koyduğu isimdir, başka bir isimle zikretmek, hak ihlalidir.
Dinin sahibi Cenab-ı Allah’tır (CC). İsmini de o koymuştur, dini başka bir isimle zikretmek, başka isimler vermek Hukukullahı ihlaldir. Din, İslam’dır. Müslümanlar, Cenab-ı Allah’ın (CC) vermiş olduğu ismi değiştiremeyecekleri gibi, onu muhafaza ile mesuldürler. Dinin ismini koyan Cenab-ı Allah (CC) tabii ki o dine mensup olanların da ismini koymuştur. Dinin ismini koymak, mensuplarının da ismini koymaktır. Din, İslam’dır, mensuplarının ismi de Müslüman… Bu husus sabittir, her Müslüman gibi İslamcılar da burada ittifak halindedir.
*
Müslüman ismi de her isim gibi müsemması ile kaimdir, müsemmasının akıbetine tabidir. Müslüman isminin müsemması (Müslüman olmuş kişi, insan) ne kadar itibar sahibi ise, isim de o kadar muteber, ne kadar zelil ise isim de o kadar zelil hale gelir. İşte problem tam bu noktada ortaya çıkmakta, “İslamcılık” isimlendirmesi de gerekçesini buradan elde etmektedir.
Müslüman insanlar, son birkaç asırdır, kendilerine emanet edilen ismi hakkıyla muhafaza edemediler. Kendileri zelil duruma düştüğü için, ismi de zelil hale getirdiler. Zelil hale getirmemeliydiler, doğru, ne var ki son birkaç asırlık tarih diliminde, müsemma, şahsında, ailesinde, cemiyetinde, devletinde, medeniyetinde, imanında, amelinde, ahlakında, tatbikatında, yaşayışında, anlayışında hakir duruma düştü. Müsemma bu hale düşünce, isim, bu halleri ihtiva etmeye, çağrıştırmaya, ifade etmeye başladı. Durum tam olarak bu merkezde değil mi?
Müslüman ismi, son birkaç asırdır “ölü bir varlığı” ifade etmeye başlamadı mı? Müslüman isminin müsemması, hayata vaziyet edemeyen, hayatı inşa edemeyen, İslam’ı temsile güç yetiremeyen bir insan çeşidi haline gelmedi mi? Tüm problemlerimizin çözümü için gereken yeni ruh, yeni anlayış, yeni kavrayış, Müslüman ismini hayata döndürmek, güçlendirmek, üzerindeki ölü toprağını silkelemek, yeni bir medeniyetin tarihi şahsiyetleri haline getirmek için de gerekli değil mi?
İsmi canlandırmak için müsemmayı canlandırmak gerekiyor. Müsemmayı canlandırmak için de “canlı bir isim” şart. Öyleyse canlı ve muteber müsemmaları, ölü müsemmalardan tefrik etmeliyiz. Ki bunlar öncü olmalı, canlı olmalı, ismi eski itibarına kavuşturacak çapta büyük işler yapmalı. İsmi “ölü” olandan bu işleri beklemek biraz garip değil mi? Ölüleri canlandırmak için, bir şekilde onlardan önce canlanmış olanlara canlı bir isim lazım. Evet, bu bir handikap… Evet, belki de bu bir tezat… Ama içinde yaşadığımız hayat zaten bir çelişkiler yumağı. Müslümanın inşa etmediği hayat, Müslüman için baştan sona tezatlarla dolu. Zaten temel problemimiz, sayısız tezadın içine düşmüş olmamız değil mi? İslam medeniyeti tüm canlılığıyla yaşıyor da biz gevezelik olsun diye isim mi arıyoruz?
*
Ölüler ile dirileri ayrı ayrı isimlendirme ihtiyacı çok fazla. Mesela adam Müslüman, ne var ki birkaç ibadeti yapmaktan başka hiçbir hassasiyet sahibi değil. Bu adama ne diyeceksiniz? Adam Müslüman işte… Kafir mi diyeceksiniz? Tekfir eden keskin dili bir zaman bazıları kullandı ve derin bir husumet, derin bir fitne çıkardı. Mesela adam Müslüman, ne var ki, mevcut hukuktan memnun, mevcut durumdan memnun, mevcut sistemden memnun, ne yapacaksınız? Müslüman değil mi diyeceksiniz? Mesela adam sarahaten ifade etmese de, İslam’ın bir kısmını kabul etmiyor veya dert etmiyor veya tatbik çabasına girmiyor, ne diyeceksiniz? Bu tür misallerin sayısı ne kadar biliyor musunuz? Sayısını hayal bile edemezsiniz. Bunlara kafir demek gibi ucube durumlara düşmek, telafi edilemez yaralar açmak yerine, İslam’ı topyekun dert edinen, tamamının peşine giden, kendini buna adayan insanlara “İslamcı” demek, hem fıkhi olarak, hem ahlaki olarak, hem içtimai olarak daha doğru, daha kullanışlı, daha tarif edici değil mi?
Diğer taraftan, her gün Allah ve Resulüne, açık veya ihsasen küfreden, fıkhi olarak küfrü de sabit olan sayısız şahsiyetsizlik çeşitleri, halkın önüne çıktığında “ben de Müslümanım” diyor ve bu beyan karşısında bir şey diyemiyorsunuz. Adam sarahaten, “ben de Müslümanım ama Kur’an-ı Kerim’in şu ayetleri geçerliliğini kaybetmiştir veya bu zamanda onlar tatbik edilmez, edilemez” diyor, ne yapacaksınız, bas bas bağırarak “hayır sen kafirsin” mi diyeceksiniz? Bunu diyemediğiniz için ülkede Müslümanların adı “muhafazakar” olmadı mı? İşgal ettiğiniz gazete köşelerinde hakikati eğip büktüğünüz için Müslüman ile kafir birbirine karışmadı mı? Oysa her iki ana gurupta verdiğimiz misallerdeki adamlara kolaylıkla, “sen İslamcı değilsin” diyemiyor musunuz? Bırakın da bir mecra açılsın, bırakın da İslam’ı tek noktasını inkar etmeksizin kabul eden ve tatbik etmeye çalışan insanların, bu çelişkiler yumağı hayatta bir ismi olsun. Bir ismi olsun da onları tanıyalım, kollarına girelim, bir saf oluşturalım.
*
İsimlendirme tabii ki problemlidir. Fakat anlayın artık, isimlendirmemek daha problemli… Tabii ki Allah’ın koyduğu ismi değiştirmekten bahsetmiyoruz, o ismin emanetini taşıyamadığınız için, itibarını iade edecek bir büyük hamleyi başlatmak istiyoruz. Evet, İslamcılık isimlendirmesi konjoktüreldir, Müslüman ismi itibarına kavuştuğu zaman kalkar. Tarihte de farklı isimlendirmeler olmuştur, şartlar ihtiyaç haline getirmiştir. Kuzey Afrika’daki “muvahhidler” hareketini ve devletini hatırlayın, tevhid, Müslümanlar tarafından yanlış anlaşılmaya başlayınca, hassasiyet sahibi Müslümanlar kendilerini, “muvahhidler” diye isimlendirmiştir. Başka tarih dilimlerinde de var, başka coğrafyalarda da var. Şimdi o isimlendirmeler var mı? Yok çünkü Müslüman ismine itibarını kazandırmışlar ve vazifelerini yapmış oldukları için tarih sahnesinden çekilmişler ve asıl ve asil isim devam etmiştir. Yine öyle olur.
Anlamıyor musunuz, hiçbir Müslüman, bu isimden rahatsız değil, şikayet sahibi değil. Fakat hassasiyet sahibi Müslümanlar, müsemmadan şikayetçi, şikayetlerini nasıl ifade etsinler? Milyonlarca müsemmayı İslam dairesinin dışına mı çıkarsınlar, kendilerini farklı şekilde isimlendirmek gibi bir fedakarlık yaptıklarını anlamak bu kadar mı zor?
*
Maksada mugayir bir isimlendirme olsa itirazları anlamak mümkün. Çünkü isimlendirme ihtiyacı ne büyük olursa olsun, muhtevanın merkezini kaydıracak kadar savruk olamaz, olmamalı. Mutlaka İslam’ın dilini kullanmalı, mutlaka İslam’a ait olmalı, mutlaka İslam’a teslimiyeti ifade etmeli. Tüm bu açılardan baktığımızda, “İslamcılık” isimlendirmesiyle derdiniz ne? Ne var bu isimlendirmede? Müslüman isminin manasına en yakın isimlendirme, bundan bile şikayet etmek neye işaret? Bu kadar uygun bir isimlendirmeye rağmen, “isim” konusunda bu kadar tartışma, bu kadar itiraz, bu kadar imtina neyin nesidir? Edaya bakın, İslamcı değilmiş…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir