İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-7-TARTIŞMAYA KATILMAYANLAR

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-7-TARTIŞMAYA KATILMAYANLAR
Bir de tartışmaya katılmayanlar var, ülkede ilk defa önemli bir tartışma başlamış ama fikir adamlarının bir kısmı tartışmaya katılmıyor. Birçok kişinin merak ettiği fikir ve ilim adamları var bunların içinde. Tartışmaya katılmadıkları gibi, neden katılmadıklarını da izah etmiyorlar. Hani tartışmaya katılmamanın özel bir sebebi olabilir, en azından neden katılmadığınızı açıklayın.
Bazılarında tam bir ölü sessizliği… Kendi sütununun karşısındaki sütunda canhıraş bir tartışma sürüyor, köşe komşusu bir mevzii tutmuş ve canla başla uğraşıyor, zannedersiniz ki, yazı yazdığı gazeteyi (ve diğer gazeteleri de) okumuyor.
Bazı insanlar vardır, çok sinsiler, içten hesaplılar. Bir kavga varsa, kenara çekilip, taraflarını belli etmek için bitmesini seyrederler, çünkü her zaman kazanan taraftadırlar. Aşağıda isimlerini sayacağımız insanlar için böyle bir şey söylemek mümkün değil. Fakat adamlar, kör, sağır, dilsiz… Hallerine bakınca, insanın aklına bin bir türlü düşünce geliyor.
*
Herkesin takip ettiği, itibar ettiği, fikrini merak ettiği yazar listesi farklıdır tabii ki, benim ilk aklıma gelenler, Ahmet Taşgetiren, Rasim Özdenören, Akif Emre… Bunlar gazetelerde köşeleri olan adamlar. Bir de gazetelerde yazmayan fikir adamları var ki mesela birisi fevkalade önemli; Sezai Karakoç… Sezai bey nerede yazsın diye itiraz etmeyin, yazısını hangi gazete basmaz ki.
Tartışma başladığından beri yazarların zikrettikleri isimler arasında Sezai Karakoç da var. İslamcılığın temsilcisi olarak zikredilenler arasında yaşayan sadece Sezai bey var galiba. Ama insan Sezai beyin yaşayıp yaşamadığından tereddüde düşüyor. Yoksa onu damı İslamcılık temsilcilerinin ölüler listesinden zikrediyorlar.
Kastımız Sezai Karakoç’a hakaret etmek değil. Aksine Sezai beyi sevdiğimiz, fikrine itibar ettiğimiz için gündeme getiriyoruz. Ama en lazım olduğu yerde yoksa, gerçekten de “yok hükmünde” olmaz mı? Bu gün fikir beyan etmeyen Sezai bey, neyi, hangi zamanı, hangi meseleyi, hangi şartları bekliyor olabilir? Şöyle bir şey mi bekliyor; İslamcılık meselesini tartışanların hepsi, bir karara varamamış halde toplanacak ve “Üstada soralım, o ne derse odur” demek için evinin yolunu mu tutacak? Bunu mu bekliyor? Gerçekten böyle bir bekleyiş içinde olabilir mi? Bu kadar kendini (aklını) dağıtmış olması mümkün mü? Yok canım…
Öyle değilse nedir? Zaten yıllardır hiçbir üretimini görmediğimiz Sezai bey, ne yapar, nasıl yaşar, fikirle iştigali ne durumdadır, Müslümanların meseleleriyle ilgilenmeyi, ayda bir parti binasına gelip üç beş kelam etmekle mi geçiştirir. Dünya yıkılıyor, İslam coğrafyası ayaklanıyor, bölgemizde kırk ihtimalli savaş senaryoları havalarda uçuşuyor, Sezai bey uyuyor (mu)?
Terbiyemizi muhafaza edelim, tamam, peki Sezai beye yakışan, içinde bulunduğu hal midir? Biz terbiyemizi muhafaza edelim de, o da misyonunu bilsin.
Bir fikir adamının hangi konuda yazıp yazmayacağına biz karar verecek değiliz. Durumun nezaketini biliyoruz. Fakat Sezai beyin yıllardır bir şey üretmediğini de hatırlayınca, artık birçok insan şunu bilmek istiyor; Sezai Karakoç, yaşıyor mu yaşamıyor mu? Bu sorunun cevabını bilelim ona göre davranalım. Yani “Sezai Karakoç öldü, siz başınızın çaresine bakın” desin birisi.
Bir fikir adamı böyle bir tartışmada neden fikir beyan etmez. Fikri yoktur onun için yazmıyor deseniz, fikri olmadan o kadar çok insan yazıyor ve konuşuyor ki, insanın böyle bir gerekçeye inanası gelmiyor. Ama Sezai beyi başkalarıyla karıştırma diyorsanız, o hiç olmaz, Sezai beyin fikrinin olmaması ihtimalini düşünmek çok ayıp.
*
Anlaşılıyor ki Sezai bey bir çeşit inzivada. Pekala köşe yazarları neden katılmıyor. Ahmet Taşgetiren, fikrini merak ettiğim, önemsediğim birisi. Gazetedeki yazılarına devam ettiğine göre, “ölmüş” de olamaz. Sezai bey gibi inzivaya çekildiğini de kabul edemeyiz, zira gündemle ilgili yazılarını çalakalem yazıyor. Keza, Rasim Özdenören, Akif Emre, neyi bekliyorlar? Biz faniler bu adamların hayatı nasıl yaşadığını ne zaman anlayacağız?
Fikir adamı, fikri gördüğü yerde ne yapar? Önemli bir konu tartışılmaya başlandığında, zihni refleksleri hangi davranışı tetikler? Köşe yazmaya devam etmeseler diyeceğim ki, “bir telif çalışması için kampa girdi, dünyaya dönüp bakmıyor”. Gazetelerde periyodik olarak boy gösteren adamların, önemli bir tartışmada arz-ı endam etmemesi, izaha muhtaç bir durum. Her gün gazeteleri açıp bakıyoruz, tartışma büyüyerek sürüyor ama bu adamlar, mahalle yanarken, ıslık çalıp seyredenlere benziyor. Kimse bunlara, “neden tartışmaya girmiyorsunuz?” diye sormuyor.
Yazacak çok şey var ama insan terbiyesizlik yapmaktan imtina ediyor. Bir insanın (hele de fikir adamının) harekete geçmesi için nasıl bir hadise gerekiyor? Bunların mesuliyet hissini tetikleyecek şey nedir? Mesuliyet hissinin sıfırlanması, bir çeşit ölüm değil midir? Biz yanlış mı öğrendik, hayat mesuliyet değil midir, iman mesuliyet değil midir? Bunlar doğru da, tartışmaya katılmayanlar, bu tartışmayı mesuliyet listesine mi almıyorlar? Durum böyleyse, bu tartışma sürerken yazdıkları hangi yazı daha fazla öneme haizdir? Okuyucuların tüm bunları anlamayacak kadar ahmak olduğunu mu zannediyorlar? Yoksa kendileri mi, … tövbe Ya Rabbim…
Ne biçim ülke burası? Birisi çıkıp Zaman gazetesinde göğsünü gere gere, “İslam’ın ukubat hükümlerinin, kamu hukuku ile ilgili hükümlerinin bugün tatbik edilemeyeceğini” söylüyor, “İslam devleti bir ütopyadır” diyor, bizim adamların kılı kıpırdamıyor. Tartışma kaçkınları için en iyi ihtimal, “ölü olmak”. Ölüler mesuliyet sahibi değiller çünkü. Diri olduklarını kabul ettiğimiz her ihtimalde, sorumsuz davrandıklarını söylemekten başka çaremiz kalmıyor.
Bu konuda fikri olmayanların başka bir konuda fikrinin olması beklenir mi?

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir