İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-9-MEHMET OCAKTAN, “KARŞI CEPHENİN NEFERİ”

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-9-MEHMET OCAKTAN, “KARŞI CEPHENİN NEFERİ”
Sık sık tekrar ediyoruz belki de ama gerçekten İslamcılık tartışması köşe yazarlarının ve fikir adamlarının hem kimliğini hem de seviyesini tespit bakımından harika oldu. Son zamanlardaki gelişmeler, kimlik ve seviyeye bir de “niyet”i ekledi. Fikir adamlarının ve köşe yazarlarının niyetini bu kadar “açık” eden başka bir tartışma hatırlamıyorum.
Mehmet Ocaktan, Star gazetesindeki köşesinde, 28.08.2012 tarih ve “Ali Bulaç’ın yazdıkları ‘Hızırla Kırk saat’in bir mısraı kadar etmez” başlıklı yazısında, herhangi bir fikir beyan etmekten ziyade “niyetini” beyan etme gayretinde görünüyor. Sözünü ettiğimiz, “gizli” niyeti… Kendinin beyan ettiği niyet bir perdeleme gayretidir. Hemen, “niyet okuyuculuktan” bahsetmeyin, sabredin, acemi yazarların, “şecaatini arzederken, sirkatini anlatmasının” orijinal bir misalini göreceksiniz.
Gerçekten de acemi yazarlar, fikir ile oynarken, acemiliklerinden dolayı gizli niyetlerini aşikar ederler. Bilgi ve fikri tertip etme çabaları, kafi derecede zekaya sahip olmadıkları için, su geçirmez bir kompozisyon meydana getiremez. Sığlıkları, bir yazıyı kompoze etmek için ihtiyaç duydukları mahareti onlara kazandırmaz. Fikir kompozisyonları delik deşiktir ve içerisi (gizli niyetleri) görünür.
Mehmet Ocaktan, önce bilgiç edalarıyla bir giriş yapıyor, tüm seviyesi de girişte görülüyor.
“‘Müslüman’ kelimesinin suyu mu çıktı? Ayrıca, semantik açıdan da ‘İslamcılık’ kelimesi arızalı bir duruma işaret etmektedir. İslam kültürü bağlamında yapacağımız bütün tartışmaları, ‘Müslüman’ kelimesiyle de pekala yapabiliriz.”
İsimlendirmeyle ilgili eleştirisi işte bu kadar, “Müslüman kelimesinin suyu mu çıktı?” Ne kadar dahiyane bir tespit ve tenkit değil mi? Yüz elli yıllık bir fikir cereyanı hakkında üretebildiği eleştirel fikri bu kadar. Ve de şu; “İslam kültürü bağlamında yapacağımız bütün tartışmaları ‘Müslüman’ kelimesiyle de pekala yapabiliriz”. Evet, onunla da yapabiliriz, şimdi bununla yapıyoruz. Yüz elli yıllık bir birikim için söyleyeceğin bu mu?
Aslında acemi yazarımızın derdi bu değil(miş), derdi kendi ifadesiyle şu; “Benim esas değinmek istediğim, Bulaç’ın sanat ve edebiyatla ilgili görüşleridir, söyledikleridir. Mesela bir yazısında diyor ki: “Türkiye İslamcılığının en büyük handikapı ve zaafı hâlâ şairlerin, öykücü ve edebiyatçıların blokajı altında olup kelami ve usuli temeli olmayan, gerçek entelektüellerden ve alimlerden yoksunluğudur.””
Ali Bulaç’tan iktibas ettiği bu ifadeyi, hem niyetinin izharı için hem de fikirden ne kadar anlamadığını göstermek için kullanıyor. Bu iktibası yaptıktan sonra, bu ifadenin ne kadar sorunlu olduğunu anlatmaya başlıyor ve ne oluyorsa orada oluyor.
“Kısacası, İslam’ın insanın sadece aklına değil, aynı zamanda gönlüne hitap eden evrensel bir mesaj olduğunu yok sayan bir yaklaşımdır. Ve de, modern zamanlara ait ham ve kuru bir ‘molla’ bakış açısıdır.”
Ali Bulaç’ın, kelam ve usul meselesine yaptığı atıf, İslam irfan müktesebatının temelidir. “İlm-i Kelam”, İslam tarihindeki “tefekkür” patlamasını gerçekleştiren alandır, usul ise tüm İslami fikir ve ilmi istihsalinin metodudur. Ali Bulaç, bunlara atıf yaparken, “esasa” dikkat çekiyor, “esas “olmadan ferilerin bir mana ifade etmeyeceğini söylüyor. Kelam ve usul için hassasiyet ve dikkat talebi, diğer alanların varlığını ve kıymetini inkar etmeyi gerektirmiyor, Bulaç’ın o ifadesinden de zaten böyle bir netice çıkmıyor. Mehmet Ocaktan, fikirden anlamadığı için, bir yazıyı okumasını da bilmiyor, bir köşe yazısından bin ciltlik muhtevanın nakledilemeyeceğini anlamıyor. Ali Bulaç’ın ifadesini, yazıda bahsi geçmeyen bir konu ile eleştirmeye çalışıyor. İbrahim Sancak bu duruma, “fikir hilesi” diyordu. Mehmet Ocaktan’ın yaptığı gerçekten de fikir hilesidir. Ocaktan’ın yaptığı bundan ibaret kalsa, sığlığına verirdik fakat yazısının devamında öyle şeyler söylüyor ki, dehşete düşmemek mümkün değil.
Şu ifadeye bakın;
“Bizim ‘hakikat medeniyeti’mizi inşa eden Muhyiddin-i Arabiler’i, Camiler’i, İmam-ı Rabbaniler’i, Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Şeyh Galip’i, Fuzuli’yi, Dede Efendi’yi, Hacı Bayram Veli’yi, Hacı Bektaş-ı Veli’yi, Mimar Sinan’ı, İbni Sina’yı, Bediüzzaman’ı, Mehmet Akif’i, Necip Fazıl’ı, Yahya Kemal’i, Sezai Karakoç’u birbirinden ayırabilir miyiz?
Yani Ali Bulaç’a göre, Yunus Emre, Mevlana, Şeyh Galip, Fuzuli, Hacı Bayram Veli, Mimar Sinan, Dede Efendi, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Yahya Kemal ve Sezai Karakoç gibi zirve isimler şair, mimar, musikişinas oldukları için İslam kültürünün ‘zaaf noktaları’ mıdır?”
Neresinden eleştirelim bu paragrafları? İlk bakışta görünen husus, Ali Bulaç, bu isimlerle ilgili bir şey söylemiyor, şairler, hikayecilerden bahsederken, İslamcılığın günümüzdeki durumunu ifade ediyor. Ali Bulaç’ın ifadesinin konjonktürel bir tespit olduğu o kadar açık ki, o ifadeyi tüm İslam tarihine ve o tarihin yetiştirdiği “dev isimlere” teşmil etmek, sadece sığlık ve anlayışsızlıkla izah edilemez, Mehmet Ocaktan’ın “gizli niyetini” izhar ettiği yer işte bu ve benzeri ifadeler. Bir gazetenin genel yayın koordinatörü ve köşe yazarı olmayı bir tarafa bırakın, lise öğrencisine Ali Bulaç’ın o ifadesini okutun, Mehmet Ocaktan’ın yaptığı teşmili asla yapmaz, öyle anlamaz. Kendi aymaz düşüncesini(!) esas alarak bir de soruyor; “… bunlar Ali Bulaç’a göre İslam kültürünün zaaf noktaları mıdır?” diye… Yeryüzünde yaşayan en ahmak insan bile o isimlerin, İslam kültürünün zaaf noktaları değil, yıldızları olduğunu bilir. Ali Bulaç da bilir tabii ki… Fakat Mehmet Ocaktan, kendi muhayyilesinde bir saçmalık imal ediyor, sonra o saçmalığı Ali Bulaç’a giydiriyor, daha sonra da onu eleştiriyor. Allah’ım, aklımıza sahip ol… Bu yazı, yüksek fikirler ihtiva ediyormuş gibi, Star gazetesinin internet sitesinde “manşet”ten verildiğini de ekleyelim.
Anlaşılan o ki, İslamcılık tartışması derinleştikçe, saflar belli oluyor. Sanki son günlerde, bir “karşı hareket” örgütleniyor. İslamcılık fikri ve hareketinin doğmadan boğulması, yeniden kendine “saha” açmaması, ülkenin gündemini işgal etmemesi için birileri karşı hareket mi organize ediyor? Önce Zaman gazetesinin köşelerinde, sonra aynı gazetenin “yorum” sayfasında başlayan “karşı hareket” görüntüleri, şimdi de Star gazetesinde zuhur ediyor. Vay canına… Bu adamlarla yola gidebileceğimizi zannediyorduk, Allah korumuş.
Mehmet Ocaktan’ın yazısında daha eleştirecek çok şey var ama işin aslı bu kadarla anlaşılıyor. Mehmet Ocaktan, karşı hareketin neferi gibi hareket ediyor, bu arada niyetini gizleme maharetine de sahip değil.
İslamcılık tartışmasında dikkat çeken bir özellik var. İslamcılığa taraf olanlarda çok derin bir fikri yapı görülmese de, karşı olanların tamamen sığ, anlayışsız, fikirsiz kişilerden meydana geldiği açık. Bu durumun ortaya çıkması Müslümanlar için büyük bir kazanç.
*
İbrahim Sancak, Ali Bulaç’ın bu ifadesini, İslamcılık meselesi-12-Ali Bulaç’ın tarihi itirafları” başlıklı yazısında değerlendiriyor;
“İslam’ın tevhid merkezli dünya görüşü inşa edilmemişse, her alan kendi içinde merkezden bağımsızlaşıyor. Bir hikayeci nasıl “çerçeve” içinde kalır? Çerçeve (yani dünya görüşü) inşa edilmişse ondan bu mesuliyet beklenir. Aksi takdirde, hikayeciden bile dünya görüşü inşa etmesi beklenir ki bu yaklaşım, en hafif ifadeyle mesuliyetten kaçmaktır.
İslami dünya görüşü, İslami medeniyet tasavvuru oluşturulmalı, bu hacimli çerçeve içinde İslam’ın sanat telakkisi örülmeli ki, bir hikayeciden, “merkeze” bağlı kalması talep edilebilsin. İslamcılık tartışmalarının bazı tariflerden ibaret kalan ama bir türlü “dünya görüşü” ve “medeniyet tasavvuru” gibi temel meseleler gelmemesi, biraz havanda su dövmeye benzemiyor mu? Tartışmanın ana mecrasına girmesi, sıhhatli şekilde devam edebilmesi için, “dünya görüşü” merkezinde devam etmesi gerekiyor.”
Doğru anlamak ve doğru eleştirmek budur. Önce yazıyı doğru anlayacaksın sonra da yazarı. Çünkü yazar tüm müktesebatı ile vardır ve her yazısı, müktesebatının oluşturduğu çerçevede anlaşılır. Ali Bulaç, kamuoyuna dün çıkan bir adam değil ki, yazılarını otuz yıllık (galiba) müktesebatı ile anlamak gerekir, bir köşe yazıda tüm müktesebatını anlatmasını mı bekliyorsun? Evet, Ali Bulaç’ın o ifadesi problemlidir ama problem Mehmet Ocaktan’ın ifade ettiği noktalarda değil, İbrahim Sancak’ın tespitlerinde ortaya çıkan konudur.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir