İSLAMCILIK TARTIŞMASININ HASILASI

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ HASILASI
İslamcılık tartışması 2012 yılının yaz mevsiminde başlayan, yaklaşık bir buçuk ay süren ya da ancak bu kadar dayanan bir mevzuu oldu. Dayanıklı olmayan mevzuun kendisi değil tabii ki, tartışmayı yürüten kalem ehliydi. İslamcı fikir adamları, İslamcılık bahsini ancak bir-iki ay tartışabildi. Üstelik gazete köşelerinde… Gazetedeki köşe yazısının hacmi ne olabilir ki? İslami dünya görüşü olarak kabul edilebilecek İslamcılık bahsiyle ilgili yazılanların hacimlerine ve seviyelerine bakınca insanın ümitsizliğe düşmemesi mümkün değil.
İslamcılık tartışmasının en fazla yoğunlaştığı (aslında patinaj yaptığı) konu, isim meselesiydi. “İslamcılık isimlendirmesi doğru mu yanlış mı?” noktasında kahvehane sohbetlerinin yapıldığına şahit olduk. İsimlendirme meselesi (doğruluğu-yanlışlığı ayrı olmak üzere) tabii ki önemliydi ama muhtevadan öne geçecek kadar önemli olamazdı. İslamcı olmadığını söyleyenlerin en bariz itirazları ise isimlendirme konusunda kendini gösterdi. İslamcı olduğunu söyleyenler bir türlü “muhteva”ya gelemeyince, isimlendirmeye itiraz edenlerin muhteva ile ilgili bir şey söylemesi gerekmedi.
Tartışmanın yapıldığı tarihte gün gün takip ettiğimiz yazılara, bu gün toptan bakınca bir “mizansen” kokusu alıyorum. Birçok konuda bir birinin ne dediğini umursamayan yazarlar, İslamcılık tartışmasına bodoslama daldılar. Neden? Niyetlerini bilme imkanımız yok ama tartışmanın muhtevaya ulaşamadan gündemden kalkması, mizansen ihtimalini kuvvetlendiriyor. “Şunun şurasında köşe yazarıyız, ara sıra gündem oluşturalım, hiç değilse aldığımız maaşın hakkını verelim” türünden bir mizansen gibi görünüyor. Mizansen olmasaydı tartışma muhtevaya gelir, İslam’ın her alandaki nizamı tartışılır, her şubedeki teklifleri ortaya serilirdi. Böyle olmadı, aksine gevezelik cinsinden tartışmalarla sınırlı kaldı. Meselenin esasına girilmeden tartışmanın bitmiş olmasının, mizansen dışında bir açıklaması aranacak olursa, tartışmaya katılanların, muhtevaya girme seviye ve hacmine sahip olmadıklarını düşünmek gerekir.
Ya mizansendi ya da tartışmaya katılanlar seviyesizdi. Bu iki ihtimalden hangisinin doğru olduğunun önemi yok zira ikisi de birbirinden beter. Her iki ihtimalde de hem fikirsizlik mevcut hem de ahlaksızlık… Bir meseleyi muhtevasını anlamadan tartışmak, hem fikirsizliğe işarettir hem de ahlaksızlığa, muhtevaya nüfuz edecek seviyesi olmayanların o meseleyi “fikir adamı” edalarıyla tartışması fikir hilesidir ve açıkça ve ağır şekilde ahlaksızlıktır. Keza İslamcılık gibi bir bahsi, gündem olmak ve oluşturmak için mizansen niyetiyle tartışmaya açmak, açık bir ahlaksızlık değil midir?
Üçüncü ihtimal var mıdır? İyi niyetle düşünmeye çalıyorum da, her nedense üçüncü ihtimal aklıma gelmiyor. Ufkumun dar olmasından mı kaynaklanıyor diye tereddüt etmedim değil ama mesele muhtevasından bağımsız olarak tartışılmışsa başka bir izah bulmak nasıl mümkün olabilir ki.
Belki de yanıldığım nokta muhteva meselesidir. Belki de yazarlar muhtevayı tartışmışlardır da, benim muhtevadan anladığım farklıdır. Üçüncü ihtimal bu olabilir mi? İslam’ın bu günkü meselelere dair hiçbir çözüm teklifinin yapılmamış olması, muhtevaya girilmediğini göstermeye kafi değil midir? Mesela İslam’ın siyaset anlayışına dair yazılanların toplamına bakınca, “nasıl bir devlet teşkilatı?”, “nasıl bir siyasi sistem?” gibi sorular sorulmadı ve tartışılmadı. İslam iktisadına dair küçücük bir müessese teklifinde bile bulunulmadı. İslam maarifine dair tek kelime edilmedi. İslam cemiyetine dair bazı (herkesin bildiği) kaideler tekrarlandı ama mesela cemiyeti merkezi bir anlayış çerçevesinde örecek müesseselerden kimse bahsetmedi. İslam devleti anayasası konusu ise zaten “öcü” gibi görülüyor, kimse ismini bile zikretmiyor. Bu konular ve daha başka önemli konular başlık olarak bile gündeme girmediğine göre, bu tartışma neden yapıldı? Muhtevasız bir tartışma neden yapılır? Muhtevaya temas etmeyen bir tartışmanın mizansen olmadığı nasıl iddia edilir?
Netice olarak İslamcılık tartışmasının hasılası nedir? Daha doğrusu bir hasıla var mıdır? Tartışmayı takip edenler, üzerinden şu kadar vakit geçtikten sonra bir şey hatırlıyorlar mı? Ufuklar açıldı mı, yeni bir şeyler kazanıldı mı, Müslümanların zihni dünyasında bir sıçrama oluşturdu mu?
Yıllardan beri Müslüman fikir ve ilim adamı kisvesiyle, Müslümanların zihni dünyasında “fikri mülkiyet” kuran adamlar, siyasetteki Demirel misali, fikir ve ilim piyasasında çok konuşup da hiçbir şey söylememe geleneğini sürdürdüler. İnsanlarda bir-iki ay boyunca, “o şunu dedi”, “yok öteki bunu dedi” cinsinden meşgul oldular.
İslamcılık tartışmasının tek hasılası, Türkiye’deki Müslüman fikir ve ilim adamlarının seviyesizliği ile fikir ve ilim piyasasının kısırlığının anlaşılmasıdır. Türkiye bu kadro ile fazla mesafe alamaz. Yeni bir İslam medeniyet inşası bunlarla başlatılamaz hatta o mesele konuşulamaz bile.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir