İSLAMCILIK TARTIŞMASININ PSİKİYATRİK İNCELEMESİ-1-ÖNSÖZ

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ PSİKİYATRİK İNCELEMESİ-1-ÖNSÖZ
İslamcılık tartışması başladığından beri heyecanla gazeteleri takip ediyoruz. Heyecanlanmamak mümkün değil çünkü ilk defa (diğer arkadaşlarda bahsetti ama zikretmeden geçemeyeceğim) medyada bu kadar önemli bir mesele tartışmaya açıldı. Özellikle ve dikkatle takip ediyoruz.
Tartışmaya www.fikirteknesi.com sitesinden iki yazar “seri yazı” ile katıldı. İbrahim Sancak, tartışmayı, Türkiye ortalamasının çok üzerinde götüren, özellikle de tartışmanın istikametini tayin etmeye çalışan, tartışmayı önemli meselelere çekmeye uğraşan yazılarıyla güzel bir katkıda bulunuyor. Nurettin Saraylı’nın kendine özel bir alan açması da dikkat çekici, İslamcılık tartışmasının haricileri yazı serisi, tartışmayı “cepheden” savunan bir pozisyon alışın misali. Gerçekten çok hoş…
Aslında bu mesele benim işim değildi. Tartışmaya yazılarla katılmak yerine okuyucu olarak dahil oluyordum. Son zamanlarda medyada boy gösteren bazı yazılar (Nurettin beyin konu edindiği yazılar), biraz dikkatle incelendiğimde benim sahama girdiğini gördüm. Psikiyatrik zihni organizasyonlarla karşı karşıyayız ama kimse bunun farkında değil.
İnsan zihninin karmaşıklığı, kaotik yapısı, bazı zihni üretimlerin “psikiyatrik vaka” olmasına rağmen “fikir” zannedilmesine yol açıyor. Özellikle de yazılar gazetelerde yayınlandığı, yazarların bizzat kamuoyunun önünde görünmediği (köşe yazarlarından bahsetmiyorum) için, adamların psikolojik ve psikiyatrik durumları ile ilgili bir veri elde etmek zorlaşıyor. Öyleyse yapılması gereken iş, yazılar üzerinde (İbrahim beyin ifadesiyle) “ince bir fikir işçiliği” yapmaktır. Gerçi bu şekilde elde edilecek verilerle “tam bir teşhis” yapma imkanı yok ama bazı ipuçları bulmak zor değil.
İbrahim bey ve Nurettin bey işin fikir cephesiyle ilgilendiği için, ben, yazarların psikiyatrik ve psikolojik dünyalarına dair ipuçları arama çabasındayım. Bu şekilde tartışmaya bir katkım olursa sevineceğim.
*
Düşüncelerin mayalandığı evren, insanın zihni dünyasıdır. Zihni dünyanın organize oluş şekli, düşünce üretimlerinin altyapısıdır. Zihni evrenin sağlıklı şekilde inşa edilmemiş olduğu her ihtimalde, ortaya çıkan “düşünce” vasıflı zihni üretim hastalıklıdır. Sağlıksız zihni evren kompozisyonlarına sahip insanlarla “fikir tartışması” yapmak imkansızdır. Türkiye’nin “psikiyatrik haritasına” bakıldığında, fikir tartışmasının ne kadar zor olduğu malumumuz.
Mesela işyerini faizli kredi alarak kuran, oradan kazandığı para ile kendine zengin bir hayat kuran adamla, faizin haram olduğunu, faizli kredi alarak kurulan işyerinden kazanılan paranın “haram” gelir gurubunda bulunduğunu tartışmak çok zordur. Akıl, nefsin de tahriki ile, zihni evrenin toplamına uygun şekilde faaliyet gösterir, elde ettiği menfaatleri korumak için, adına “fikir” denilen o kadar çok ve çeşitli zihni üretimleri gerçekleştirir ki, insanlar (muhataplar), adamın aslında nefsinin, hastalıklı zihninin üretimlerini fikri zannetmeye başlar. Bu misalde olduğu gibi, hayatının ve zihni evreninin bir tarafına, bir zaman yerleşmiş olan “hastalıklar”, insanın zihni bütünlüğü içinde yer aldığından, zihni evren inşasında onlar da malzeme olarak kullanıldığından, kişinin kendisinin de farketmesi mümkün değildir. Gerçekten bazı insanlar düşünce faaliyeti içinde olduğundan, üretimlerinin düşünce sınıfında bulunduğundan emindirler, bu konuda samimidirler. Hastalık bu insanların zihni evrenlerinin derinliklerine kadar nüfuz etmiş, yerleşmiştir. Bu insanlarla fikir tartışmasına girmekten ziyade, onları doktora (psikiyatra) havale etmek daha sıhhatlidir. Ne var ki biyolojik hastalıkların aksine, psikiyatrik hastalıklar, sahibi tarafından kabul edilmez, kabul edilmediği için de tedavi ihtiyacı duyulmaz. Üstelik bu adama “psikiyatrik problemlerin var” demek, ağır hakaret sınıfında görülür. Bu durumda konu tamamen çıkmaza girer.
Durum bu olduğuna göre, insanlara bire bir münasebetlerde “psikiyatrik problemin var” diyemediğimiz için, konuyu “yazı” üzerinden tetkik etmekte fayda var. Bu yazı serisine başlama düşüncemizin temel sebebi de bu.
*
Psikiyatrinin teşhisleri, teşhislerde kullandığı kelimeler, kavramlar çok tatsız… Zaten psikiyatriye kalsa, her insan mutlaka kendinin keşfettiği hastalıklardan birine az veya çok yakalanmıştır. Bu sebeple her psikiyatrist, insanlarla muhatap olurken, ilişki kurarken, onlara, “bir çeşit psikiyatrik vaka” ile karşı karşıya olduğu düşüncesiyle bakar. Bu da psikiyatristlerin “psikiyatrik hastalığıdır”. Bunun farkında olan birisi olarak konuyla ilgilendiğimi ifade edeyim. Zaten bu konuda Haki beyin hassasiyeti var, sitede yazmaya başlarken, psikiyatrinin kavramlarını kullanmamak konusunda benden söz aldı. Yani kimseye paranoyak, şizofren, megaloman demeyeceğim.
Doğrusu her psikiyatrist bu kavramları kullanmaktan, bu kavramlar üzerinde mülkiyet sahibi olduğu gizli edasıyla sınırsız bir zevk alır. Bu zevki tattığı için, o kavramları kullanmaya karşı dayanılmaz bir iştiyak da duyar. Ben çok sonra farkettim, Haki bey bizim keyif kaynağımızı (bir çeşit oyuncağımızı) elimizden almış, zorlanmadım desem yalan olur. Fakat İslamcılık tartışması, bu tür hafifmeşrepliklerden uzak tutulacak kadar önemli.
Ve, psikiyatrinin “teknik dilini” kullanmayacağım, ben hayatım boyunca o dili kullanmamaya dikkat ettim. Psikiyatriden elde ettiğim birikim ile insan konusunu, İbrahim beyin bir yerdeki teşhisiyle “toplumun ortalama diliyle” ifade etmeye gayret ettim. Bu yazı serisinde de öyle yapacağım.
İlk yazımız, Yusuf Kaplan’ın “dili” ile ilgili bir inceleme.
İnşallah faydalı olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir