İSLAM’IN TEŞKİLATA VERDİĞİ KIYMET

İSLAM’IN TEŞKİLATA VERDİĞİ KIYMET

Bir yapının iyi bir teşkilat olduğunu gösteren birkaç alamet var. Teşkilat ile üyeler arasındaki münasebet yoğunluğu, üyelerinin ihtiyaçlarını karşılama ve problemlerini çözme hacmi, iş yapabilme mahareti ve fikri tesir gücü.
İslam, teşkilatını kurmadan önce, müminin kalbine nüfuz etmekle, en güçlü, en yoğun, en yaygın teşkilatı kurabilmenin kalbi, zihni ve akli altyapısını inşa etmektedir. İslam, hiçbir teşkilat kurmadan, mana olarak bir kalbe nüfuz ettiğinde o kalbin sahibinin tüm hayatını tanzim eder. Günlük periyotlarla baktığınızda beş vakit namaz kıldırmakta, evde bir hücre oluşturmakta, işyerindeki hayatını tanzim etmekte, kısaca hayatın ruhi ve fikri teşkilatını kurmaktadır. Hiçbir din ve dünya görüşü, insanın hayatında, İslam kadar yoğun şekilde yer alamaz. Her nefesinden sorumlu olduğunu, her hareketinden hesaba çekileceğini, her işini meşru ve usulüne uygun yapması gerektiğini kabul ettirebilen bir hayat anlayışı yoktur, İslam’dan başka. Bu çaptaki derinlik ve yoğunluk, dünya tarihinde hiç görülmemiş bir teşkilat altyapısı oluşturur.

Müslümanların bu gün içinde bulundukları teşkilatsızlık haline bakınca, İslam’ı anlamakta ve yaşamakta ne kadar sığ kaldıkları görülüyor. Böyle derin ve güçlü bir kalbi, zihni ve ahlaki altyapı üzerine ciddi, etkili ve büyük teşkilatlar kuramıyor olmaları izahsız bir durumdur. Gayrimüslim birisi bile dışarıdan İslam’a bir saat baksa, ilk göreceği mana, yoğun bir teşkilatlılık halidir. Çünkü İslam’ın hangi hükmüne bakarsa baksın, birçoğunda yoğun ve açık şekilde teşkilatlılık halini görür, bazılarında ise beş on dakikalık bir zihni gayretle “teşkilatlılık halini” anlar.
Müslümanlar İslam’a ne kadar yaklaşırlarsa o nispette teşkilatlılık haline yaklaşmakta, İslam’dan ne kadar uzaklaşırlarsa, teşkilatlılık halinden o nispette uzaklaşmaktadır. İslam’ı anlamaktaki derinlik arttıkça Müslüman şahsiyet, tabii olarak teşkilatlılık haline kavuşmaktadır. Anlayışlardaki sığlık, teşkilatlılık halinden uzaklaştırırken, ferdileşme sürecini de derinleştirmektedir. Öyleyse denklem tersinden de kurulabilir. Müslümanların teşkilatlılık hali arttıkça İslam’ı anlama derinliği artar. Anlama kudreti tabii ki akıl, zeka ve istidatlarla doğrudan ilgilidir. Teşkilatlılık hali ne kadar artarsa artsın idrak derinliği kişinin akıl, zeka ve istidatlarıyla sınırlıdır. Fakat teşkilatlılık halinin artması, en azından mesuliyet hissini ve hassasiyet seviyesini yükseltir. Allah, bildiği ile amel edene bilmediklerini öğrettiğine göre, hassasiyet ve mesuliyetin gelişmesiyle beraber, akıl, zeka ve istidatların kifayetsizliğine rağmen misilsiz “ihsanlara” muhatap olunur.
Hiçbir teşkilata mensup olmayan bir Müslüman, çok ciddi bir problemle karşı karşıyadır. Dahil olacak uygun bir teşkilat olmadığını düşünen her Müslüman en azından çevresindeki üç beş kişiyle küçük de olsa bir teşkilat kurmak durumundadır. Teşkilatsızlık hali, asla izah edilemez.
Yıllarca beş vakit namaz kılıp da, günde veya haftada birkaç defa gittiği camiyi sadece secde mekanı olarak gören Müslüman, ciddi bir vakadır. İslam’ın hayattaki yoğunluğundan bir teşkilat fikri üretememiş (anlamamış) olan Müslüman, tüm zihni evrenini baştan sona gözden geçirmelidir.
Teşkilatlılık hali, medeniyettir. İslam, teşkilatlılık halini zirveye çıkararak, yeryüzündeki en büyük medeniyeti kurma salahiyetinin münhasıran kendinde olduğunu ilan eder. Müslümanlar, teşkilatlılık halini anlamamakla, çölde değil ama şehrin ortasında bedevi bir hayat yaşamaktadır. Teşkilatsızlık hali gayri medeni bir durumdur ve şehirde (toplumda) tek başına yaşamaktır. Bedeviliğin tarifi, yalnız veya teşkilata ihtiyaç duyulmayacak kadar küçük guruplar halinde yaşamaktır. Bu ne büyük tezat…
SELAHATTİN ADANALI selehattinadanali@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir