İSLAMSIZLIK İNSANSIZLIKTIR

İSLAMSIZLIK, İNSANSIZLIKTIR
İslam’ın son kalesi, son karargahı, son devleti, son medeniyeti olan Osmanlı yıkıldıktan sonra yeryüzü, şeytanların eğlence merkezi haline geldi. Şeytan, sadece Allah’a değil aynı zamanda insana da düşmandır, insanları Allah’ın dininden uzaklaştırdıktan sonra, insanlıktan da uzaklaştırır. Secde etmediği, kendinden hakir gördüğü insanı, kendinden hakir hale getirmek, zelil ve rezil etmek için elinden geleni yapar ve maksadını gerçekleştirdiğinde de keyifle eserini seyrederek eğlenir. Yeryüzünde Allah’ın dini hakim ve Müslümanlar kuvvetli değilse, dünyayı “insani” çizgide tutacak hiçbir ölçü ve kudret, makam ve teşkilat yok demektir.
Osmanlı, son İslam devlet ve medeniyeti olmakla, insanlığın kalesiydi, yeryüzünde insanların yaşadığının işareti, delili, merkeziydi. Bir asırdan beri Osmanlı yok, Osmanlı tasfiye edildiğinden beri yeryüzü şeytanın ikametgahı, insanlar da oyuncağı ve eğlencesi oldular. Batının, sahip olduğu zannedilen değerlerini bile umursamadan Mısır, Suriye, Filistin, Afganistan, Arakan ve diğer İslam beldelerinde katliam yapılmasına seyirci kalmasının temel sebebi, şeytanın yeryüzündeki hakimiyet karargahlarından biri olmasındandır. Unutulmasın ki, şeytanın prensipleri yoktur, sadece alçaklık, hainlik, melunluk yapmak gibi bir vazifesi vardır. İslam’a karşı mücadele etmek için uydurulan bir takım prensipler, insanları aldatmak içindir ve ilk fırsatta onları da tepelemekten ve onlara güvenenleri bile rezil ve zelil etmekten zevk alır. Unutulmasın ki, her zaman olduğu gibi karşımızda yine şeytan var fakat bu defa dünya imparatorlukları kurmuş bir şeytan var, dünya imparatorluklarını yöneten insi şeytanlar var.
Batının, herhangi bir insani ölçüye bağlı olduğunu düşünmüyoruz, herhangi bir insani ölçüyle harekete geçeceğine inanmıyoruz. Dünyada elan, nazari çerçevede “doğu” diye bir kamp olmadığına inanıyoruz, doğuyu temsil ettiği zannedilen Rusya’nın kapitalizm mensubiyeti ile Çin’in ise komünizm-kapitalizm karışımı bir düşünce abesliğine mensubiyeti ile felsefi altyapı bakımından batının kötü bir kopyasından ibaret olduğunu düşünüyoruz. Bu cihetten, batıya yönelttiğimiz tüm tenkitler, aynı zamanda “doğu”yu temsil ettiği vehmini üreten Rusya ve Çin içinde caridir. Dünyada, bugün, “insani”, “vicdani” çizginin temsil edildiği bir güç merkezi olmadığını düşünüyoruz.
Varlık çeşitleri içinde, “insan” cinsini temsil ehliyet ve liyakatinde olan kaynakların münhasıran İslam’da olduğunu, bu kıymet ölçülerini şahsında ve müesseselerinde billurlaştıranların da ancak ve ancak Müslümanlar olabileceğini kendi kitabımızdan anladığımız gibi, Mısır, Suriye, Filistin, Libya, Arakan, Afganistan misallerinde tüm dünyanın itiraf ettiğini görüyoruz. Batının ve Batılılaşmış doğunun, katliamlara karşı takındığı tavrından anlıyoruz ki, dünya, muhtevasında hiçbir insani ölçünün olmadığı “şeytan imparatorlukları” tarafından işgal edilmiştir. Şeytani özellikleri o kadar bariz hale geldi ki, menfaatlerini bile takip edemez oldular, menfaatlerine uygun olanları bile yapamaz oldular. Çünkü şeytan yaptıklarından hiçbir menfaat elde edemez, onun işi sadece insanları ifsat etmektir, batı ve Batılılaşmış doğu dünyası da, katliamlar karşısında sessiz kalmakla, sabıka kaydından asırlarca silinmeyecek ve gelecek zamandaki güç merkezleri tarafından kendilerine merhamet edilmeyecek bir müktesebat biriktiriyorlar.
Dünyada insanlık öldü, Rabiatü’l Adeviye meydanında dirildi. Eğer orada dirilmeseydi, kıyamet kopacaktı, zira kıyamet alametlerinin muhtevasında görülen en önemli özellik, dünyada “insanlığın” kalmayacağıdır. Yeryüzünde Müslümanın kalmaması, dünyada insanlığın kalmayacağına delalettir, Rabiatü’l Adeviye meydanı ve o meydandaki yiğit kahramanlar, dünyayı ve insanlığı kurtardılar.
*
Müslümanların, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti ve İran Cumhuriyeti yöneticilerinin katliamlar karşısında hassasiyetsiz ve tepkisiz kalmayacağını beklemeleri, Kur’an-ı Kerim’i doğru ve derinliğine anlamamalarının neticesidir. Müslümanların, “şeytanlaşmış insanlara” itimat edilmeyeceğini anlamaları için, ellerinde bulunan Kur’an-ı Kerim’i okumak ve anlamak yerine tecrübe etmeye kalkışması, derin bir şuursuzluk halidir. Hiçbir Müslüman, Allah Azze ve Celle’nin kelamını, Hz. Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin Sünnetini test ve tecrübe edemez, Allah Azze ve Celle ne buyurmuşsa “doğrudur”, Fahri Kainat Efendimiz ne yapmışsa “doğrudur”, bu bizim imanımızdır. Müslümanlar imanlarını tecrübe edemezler, iman, her hal ve şartta mevcut ve muhkem olmalıdır.
Osmanlı misalinde anlaşılacağı üzere, yeryüzündeki asalet kaynağı İslam, insanlığın asilleri de Müslümanlardır. İnsan olabilen ve insan kalabilen kimse Osmanlının yıkılmasını istemezdi. Osmanlı, sadece Müslümanlarında değil, insanlığın son iltica merciiydi. Osmanlıyı yıkanlar, “insi şeytan” soyundan batılı kadrolardı, onlar şeytan tarafından kalpleri, zihinleri, akılları işgal edilmiş tarihin en gaddar, en vicdansız, en vahşi topluluğuydu.
İslam’ın dışında bir insani altyapı vardı. İnsan tabiatının “insani bölgesi” mevcuttu. O bölgede kalanlar veya bir şekilde o bölgeye gelenler, insandır, zaten İslam’a muhatap olabilecek kişiler onlardı. İslam, siyasi ve hukuki hakimiyeti altındaki coğrafyada, gayrimüslimlerin kendi dinlerini yaşamalarına izin verir ama onları “insani çizgide” tutar. Dinlerini yaşamalarına engel olmaz ama insanlığın alt çizgisini muhafaza eder. Aynı işi, gücü yettiğince dünyada da yapar. Mesela mazlumun dinini sormaz, kim ki zulme uğruyorsa onu zulümden kurtarmakla mesuldür. Bunu yapması, menfaatine uygun olması şartına sahip değildir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir