İSRAİL PSİKOLOJİK KUŞATMAYA DÜŞTÜ

İSRAİL PSİKOLOJİK KUŞATMAYA DÜŞTÜ
Türkiye’nin tarihi rolüne soyunması, Arap baharıyla İsrail çevresindeki ülkelerin ümmet cephesinde yerini alması, batının iktisadi ve siyasi çöküşe girmesi ile birlikte İsrail her alanda kuşatılmaya başlanmıştı. Sıra İsrail’in kuşatıldığını anlamasına gelmişti, anlamasına ve gereğini yapmaya başlamasına… Mavi Marmara hadisesi ile ilgili beklediğimiz konu, İsrail’in, etrafındaki kuşatmanın, psikolojik kuşatmaya dönüşmesiydi. Türkiye’nin özür ile birlikte diğer talepleri, İsrail’e savaş açmaktan daha ağır bir iklim oluşturmuştu. Türkiye’nin bu projeksiyonu netice verirse, İsrail tarihinde ilk defa psikolojik kuşatmaya alınmış olacaktı. Veya siyasi, iktisadi, diplomatik alanlardaki kuşatma, psikolojik dünyasını kıskaca alacak ve psikolojik savunma hatlarını kıracaktı. İsrail’in özür dilemeyeceğini düşünüyorduk. Türk Hükümetinin, tazminat dışındaki iki şartın İsrail tarafından kabul edilmeyeceğini bildiğini, buna rağmen şartlarından taviz vermediğini çünkü talepleri karşılanmazsa İsrail ile diplomatik (ve her alandaki) münasebetlerini sıfıra çekeceğini, bu durumda hangi ihtimal gerçekleşirse gerçekleşsin Türkiye’nin karlı olduğunu düşündüğü kanaatindeydik. Böyle bir siyaset ve tavır doğruydu, İsrail ya özür dileyecek ve talepleri kabul edecek, bu durumda tarihindeki en büyük hezimeti yaşayacaktı veya Türkiye’nin taleplerini kabul etmeyecek ve etrafındaki kuşatma sürekli daralmaya başlayacaktı. Her iki ihtimalde de biz karlı çıkacaktık.
Bazı hamlelerin kaybetme ihtimali yoktur, o hamleler mutlaka kazanırlar. Siyaset dehası devlet adamlarının hayatlarında görülen bu tür siyaset imal ve tatbiki, son zamanlarda pek göze çarpmıyordu. Türkiye’nin İsrail’e karşı geliştirdiği tavır ve siyaset, iki ihtimalde de mutlaka kazanacağı, iki ihtimalde de kaybetmeyeceği bir hamleydi. Türkiye’nin İsrail ile her türlü münasebetini kesmesi, zaten bizim istediğimiz bir neticeydi ve İsrail’in özür dilemeyeceği düşüncesiyle bu karlı neticeyi elde ettiğimizi düşünüyorduk. İsrail birçok siyasetçi ve diplomatın öngörüleri aksine özür diledi ve diğer talepleri de kabul etti.
İsrail, Türkiye’nin taleplerini kabul etmekle nasıl bir fayda gözetmiş olabilir ki? Ne almayı düşünüyor ki verdiğine bedel olsun. İşte kritik soru bu…
İsrail, kısa tarihinde biriktirdiği tüm itibarını hangi bedel için satmış olabilir? İtibarın maddi bir bedeli olduğunu düşünenler, İsrail’in mutlaka bir şeyler aldığını, bunun da gizli şekilde yapıldığını düşünebilirler, Türkiye’de böyle düşünenler olduğunu biliyoruz. Anlamadıkları husus şu; bir kadına şehrin en işlek caddesinde tecavüz edildikten sonra, kapalı kapılar ardında o kadına bir bedel ödenmesi, buna karşılıkta o kadının tecavüzü dert edinmemesi, intikamını aldığını göstermez, aksine iffetsizliği kabul ettiğinin delili sayılır. Dünyanın gözü önünde açıkça ve tartışmasız şekilde özür dileyen İsrail, bunun karşılığında hiçbir şey almamış, alamamıştır. Almış olsa bile tecavüz misalimizdeki gibi iffetsizliğini ilan etmekten başka bir manaya gelmez.
*
Psikolojik kuşatma, diğer alanlardaki kuşatmaya benzemez. Psikolojik kuşatma, insanları can evinden, ruhundan vurur. Öz enerji (ruhi) kaynaklarını kurutur, nefs emniyetini imha eder, ufkunu daraltır, tefekkürünü dumura uğratır. Özür dilemiş bir İsrail, Türkiye’ye güç ile boyun eğdiremediğini anlamakla güçsüz olduğunu, diplomasiyle boyun eğdiremediğini anlamakla diplomatik maharet sahibi olmadığını, kendisi için şerefli bir çıkış yolu bulacak formülü üretemediği için, zeki ve akıllı olmadığını anladı. Kendinden daha zeki, daha akıllı, daha mahir, daha güçlü olan bir ülkeyle karşılaştığını, bildiği ve tecrübe ettiği sayısız metotla baş edemediği bir hükümet ile muhatap olduğunu gördü. Psikolojik evreninde yakalandı, psikolojik kaynaklarını tüketti, psikolojik manevra imkanlarını bitirdi.
Oysa ne kadar güçlüydü. ABD arkasındaydı, milletlerarası hukuku ihlal ettiğinde bile arkasındaydı. Katliamları gözünü kırpmadan yapıyordu çünkü dünyada kendisine “dur” diyecek bir ülke yoktu. Yahudi lobisi birçok ülkeyi içerden teslim almıştı, Yahudi soykırım iddiası ile batıyı baştan sona psikolojik kuşatmaya almıştı. Sayısız düşünce kuruluşu ile en iyi fikri kendisi üretir, kendisi organize eder, kendisi tatbikata koyardı. Dünyada hiçbir ülke ve kuruluş, Yahudiler aleyhine bir söz söyleyemez, bir iş yapamazdı. Nasıl bir imparatorluktu o öyle… Kaderin cilvesine bakın ki, en fazla güvendiği ve destek aldığı ABD’nin başkanı, kulaklarından tuttu ve özür diletti.
ABD başkanlarını seçtiğine inanılan İsrail ve Yahudi lobisi, ABD başkanı tarafından hesaba çekildi ve özür dilemek zorunda bırakıldı. Tüm siyasi, diplomatik, iktisadi, askeri alanları bir tarafa bırakın, bu meselenin psikolojik altyapıdaki tahribatını ölçmek mümkün değil. Hayatın her alanında zayıf düşebilirsiniz, zarar görebilirsiniz, hatta mağlup da olabilirsiniz ama bütün bunlardan kurtulma imkanı vardır. Eğer psikolojik dünyanızda ağır hasar aldıysanız, diğer tüm alanlarda gücünüzü korusanız bile hamle istidadınızı kaybedersiniz, içinize doğru çökmeye başlarsınız.
İsrail tarihinde ilk defa bu kadar aşağılandı. Bu durum tarihi mahiyet taşıdığı gibi, tarihi neticeleri de olacak. Meseleyi sadece İsrail cihetinden ele almak, İsrail’e fazla kıymet vermek olur. ABD’nin, daha önce olduğu gibi, İsrail ile ihtilafı olan ülkelerin kulağını çekerek İsrail’in önünde diz çöktürdüğü dönem bitti. İhtilafı çözmek için İsrail’in kulağını çekme zamanı geldiyse, ABD de eski gücünü ve maharetini kaybetti demektir. Meseleye böyle bakınca yeterince tarihi bir hadiseymiş gibi görünmüyor mu?
İsrail’in kulağının çekildiğini gören dünyanın, İsrail’e nasıl davranması beklenir? Bundan önce İsrail’i kızdırmamak için hassasiyet gösteren dünya devletleri, bundan sonra İsrail’e nasıl bakar? İsrail üç yıl bekledi, sayısız defa ölçtü biçti, sayısız ihtimali öngördü ve değerlendirdi, özür dilememek için fevkalade bir çaba sarfetti. Ama olmadı.
Yaptığı işin ne kadar büyük bir hadise olduğunu, o kadar ağır bir bedel ödemenin makul olmadığını yakın gelecekte anlayacak ve özür dilediğine milyon kere pişman olacak. Ne var ki o fırsat kaçtı, artık geri dönüş yok, bir defa itibarı yere düştü. Bundan sonra vazgeçse de devam etse de aynı akıbete duçar olacaktır.
Bazı hataların telafisi yoktur. Tek tedbiri, o hatayı yapmamaktır. İsrail öyle bir hata yaptı ki, özür dilese de, dilemese de o hatanın neticesini, zararını görecek, hesabı sorulacaktı. Zamanı geri alma imkanı olmadığı için, telafisi imkansız hatayı yapmak, mutlaka kaybetmek manasına gelir. İsrail o hatayı yaptı, her ihtimalde ağır hasar alacaktı. Önce özür dilememekte direndi ve özür dilememenin hasarını aldı, üç yıl sonra özür diledi ve bundan sonra da özür dilemenin hasarını görecek. Oysa yapacağı en doğru iş, hatayı işlediğinin ertesinde, mesele inada binmeden, güç gösterisine dönmeden özür dilemek, tazminat ödemek, Filistin ablukasını kaldırmaktı. Bu ihtimalde hasar asgariye inerdi. En ahmak yolu seçti, önce güç gösterisine çevirdi ve orada mağlup oldu, sonra özür diledi ve itibarını kaybetti. Her iki şekilde de dehşetengiz zarar gördüğünü anladığında, psikolojik çöküş artacak, psikolojik kuşatma tahkim edilecektir. Artık dünya İsrail alçağından kurtulmanın eşiğine geldi.
NURETTİN SARAYLI

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir