İSTİHBARAT ANLAYIŞI-1-GİRİŞ

İSTİHBARAT ANLAYIŞI-1-GİRİŞ

MİT’in Türkiye’de çok kötü bir şöhreti var. Mesele MİT ile sınırlı değil, Cumhuriyet dönemindeki devlet müesseselerinin birçoğu “millet için” değil, “millete karşı” kurulduğu için kötü şöhret kazanmıştır. MİT, tabiatı gereği gizlilik örtüsüyle perdelendiği için “kötü şöhret” konusunda zirveyi mülkiyetine geçirmiş durumdadır.

Halka karşı işlenen suçların kahir ekseriyeti MİT hesabına yazılmıştır. Bunun temel sebebi, MİT’in kendisi ile ilgili iddiaları teyit ya da tekzip etmeme teamülüdür. Yoksa Genelkurmay bünyesinde, sırasıyla “Seferberlik tetkik kurulu”, “Özel kuvvetler komutanlığı” gibi isimlerle zikredilen birimler, doğrudan operasyon merkezi olduğu için, MİT’e ihale edilen işlerin çoğunluğunun karar ve tatbikat merkezi olagelmiştir.

MİT’in ilk yapması gereken iş, kötü şöhretine karşı seferberlik başlatmaktır. MİT’in tabiatının zaruri unsuru olan “gizlilik”, kötü şöhretini ortadan kaldırmak ve iyi şöhrete çevirmek için yapacağı işleri sınırlar. Doğrudan doğruya kendini deklare edemez, faaliyetlerini anlatamaz, arşivlerini açarak kendini aklayamaz. MİT’in faaliyetlerini izhar etmek, teşkilatı ifşa etmek olur, bu sebeple kötü şöhret kamburundan kurtulması çok hassas planlamalar ve uygulamalar gerektirir.

Beyan ile ifşanın birbirine bu kadar yaklaştığı mevzularda zihin sıkışır, akıl patinaj yapar. Çok ince yollar, çok mahirane geçitler açılmalı, izhar ederken ifşa etmemelidir. Aklın sıkıştığı bu gibi durumlarda çare, sanattır. Sanat, çıplak aklın çaresiz kaldığı durumlarda yeni yollar açar. Doğrudan aklın eseri olmadığı için mesuliyet tahmilinden kurtulur, söylerken itiraf etmez, ilan ederken ifşa etmez, izhar ederken deşifre etmez. Bu özellikleri muhtevi sanat dalı, umumi ismiyle edebiyattır.

Türkiye’de istihbaratın “edebiyatı” yoktur. Edebiyatı olmayınca, romanı yoktur, sineması yoktur, tiyatrosu yoktur ila ahir. Edebiyat, “olanı” muhayyel gibi anlatabilen, muhayyel vakayı “olmuş” gibi sunan, “olması gerekene” de atıfta bulunan bir mahareti muhtevidir. Edebiyat ve sanatın muhtelif şubeleriyle, olmuş bir operasyonu muhayyel şekilde romana, sinemaya, tiyatroya aktarmak mümkündür ve bu yol, itiraf edilmemiş ilan usulüyle bir kültür oluşturur.

Edebiyatı olmayan sahanın kültürü oluşmaz. Kültürü oluşmayan bir saha ve o sahadaki faaliyetler millete malolmamış demektir. Millete malolmamış bir iş kolu, oligarşik yapıların üremesine, gelişmesine, azmanlaşmasına fırsat ve imkan verir.

İstihbarat bu ülkede kimsenin bilmediği, bilmesinin de istemediği bir sahadır. Hikaye ve romanı yazılamaz, dizisi ve sinema filmi çekilemez, tiyatroda sahnelenemez, bir konferans veya seminere konu edilemez. İlginçtir ki üniversitelerinde bile “tez konusu” haline getirilememiştir. Anlaşılacağı üzere, meselenin, ilmi yok, sanatı (edebiyatı) yok, haliyle fikri de yok. Hakkında üç cümle kurulmamış bir saha, tüm gizliliğiyle birlikte halkın dışındadır, halka yabancıdır. Hakla arasında bu kadar mesafe olan bir müessese, tabii olarak halka karşıdır.

Fikir, ilim ve sanat adamları da dahil olmak üzere hiç kimsenin fikrinin olmadığı bir saha, kendinden ibaret kalır, kendisiyle kaim hale gelir. CİA hakkındaki bilgimiz, MİT hakkındaki bilgimizden daha fazladır, bu durum MİT’in halka yabancılık derecesini göstermesi bakımından manidardır. Bahsini ettiğimiz bilgi, MİT’in sırlarının ifşa edilmesiyle ilgili değil, bir istihbarat anlayışı oluşturmak, bir istihbarat kültürü oluşturmak, bir istihbarat edebiyatı oluşturmakla ilgilidir. Türkiye’deki istihbarat kültürü (tabi ki yoktur da, olan kısmı), CİA kaynaklıdır. Bu kültür de tabii ki Amerikan sinema sanayi ile tedavüle sokulmuştur.

*
Türkiye’deki Müslümanlar, Cumhuriyetin kuruluşundan beri siyasi rejimin baş düşmanı olarak tescil edildiği için, MİT’in hedef listesindeydi. MİT, Müslümanlar için bir öcü mahiyeti taşıdığından dolayı olmalı, Müslümanlar istihbarat meselesine yabancıdır. Oysa istihbarat bir devlet için kaçınılmazdır, mühimdir. Müslümanlar MİT’i, peşlerindeki gölge olarak görmüş, takip mesafesinin artması veya azalmasıyla kalp atışları yükselmiştir. Seksen yıldır peşlerinde gölge gibi gezen bu teşkilatın oluşturduğu sıcak tehdit, istihbaratın mahiyeti üzerine fikir üretmelerini engelledi.

Akparti iktidarının biraz da öngörülemez şekilde gelmesi ve uzun dönem iktidarda kalması, “devlet kurmak” gibi bir meseleyi acil gündem haline getirdi. Hayatın ve devletin her sahasını temellendirecek esaslı fikirlerimiz olması gereken bir dönemdeyiz. İstihbarat meselesi ise bu listenin başlarında duruyor.

Türkiye, tüm siyasi düşünce yelpazesi dahil olmak üzere, hiçbir konuda temel tezleri olmayan bir ülke haline getirildi. Osmanlının tasfiyesi ve düşman ilan edilmesi ile tüm teorik altyapı çöktü ve batılılaşma cereyanı resmi görüş haline geldi. Seksen yıldır mesnetsiz, kaynaksız, müktesebatsız bırakılan millet, hiçbir konuda temel fikirlere sahip değil, sadece tercüme maharetini geliştirmekle meşgul. Hal böyle olunca, “istihbarat anlayışımız (tezimiz) nedir?” sorusu hala cevapsızdır ve ilginç olan nokta ise bu soru hala gündeme gelmiş değildir. Meselenin sadece MİT kanunundaki değişiklik merkezinde ve parça parça değerlendirilmesi, gurup, cemaat ve parti çekişmesinin savaş alanını oluşturuyor.

*
İstihbarat, şüpheyi merkeze alan hususi bir akıl terkibidir. Tabiatı gereği böyledir ve bu tabiat çok marazidir. Bakış ve anlayışın şüphe merkezinde inşa edilmesi, her sahayı emniyetsiz görmeyi, her insanı hain bilmeyi, her hadiseyi “operasyon” olarak değerlendirmeyi kaçınılmaz kılar. Böyle bir akıl terkibi, iman, teslimiyet ve hüsn-ü niyet ile inşa edilmiş Müslüman şahsiyetin kalp ve zihin dünyasında yıkıcı bir tesir icra eder. Öyle ki istihbarat, tecessüsün haram kılındığı noktalara kadar uzanan bir akıl terkibinin eseridir.

İslam’ın insan ve hayat telakkisi ile en fazla tezat teşkil eden sahalardan birisi istihbarattır. İstihbarat, İslam hukukunun sulh hükümleri ile asla telif edilemez, ancak ve sadece “zaruret hükümleri” çerçevesinde anlaşılması ve tatbiki mümkündür.

Bu tespitler, dünyada ve Türkiye’de mevcut ve cari olan istihbarat anlayışları içindir. İstihbarat mevcut çerçevesi içinde kalmak zorunda değildir, kendimize uygun, dünya görüşümüzle tezat teşkil etmeyecek yeni bir istihbarat anlayışı inşa etmek mümkündür ve istihbarat mevzuunun ehemmiyet ve zarureti dikkate alınırsa çok acil bir meseledir.

*
Burada istihbarat anlayışının ve teşkilatının başlıklarını zikredelim ve izahını gelecek yazıya bırakalım.

İstihbarat anlayışı, insan tabiat haritasını en küçük teferruatına kadar çıkarmalıdır. Hani din, dünya görüşü, siyasi düşünce, fikri hareket insan tabiat haritasının hangi bölgesine talip olduğunu tespit etmelidir. İnsan tabiat haritasının hangi bölgesini hangi kültür ve düşünce ile hangi ihtiyaç ve arzuların harekete geçirebileceğini, bu bölgelerin sınırını ve ufkunu teşhis etmelidir. Hangi düşünce ve kültürün, insanda nasıl bir kişilik ve şahsiyet inşa edebileceğini, kişilik ve şahsiyet (ikisi birbirinden farklıdır) terkiplerinin ufkunun ne olduğunu, dolayısıyla neler yapabileceğini bilmelidir. Hani ülkede hayatın insan tabiat haritasının hangi bölgesinde aktığını, hayatın akışını besleyen sebeplerin ne kadarının insan tabiatından ne kadarının sahip olunan kültürden kaynaklandığını anlamalıdır.

İstihbarat teşkilatı, insanlığın düşünce ve hayal ufkunu tespit edecek bir merkeze (şubeye) sahip olmalıdır. Her milletin, ülkenin, kültürün ufkunu tespit edecek alt şubeler kurulmalıdır. Hayatın hangi mecralarda aktığını, hangi ülke ve bölgede bu mecrayı besleyen ve engelleyen sebepleri araştıracak şubeler ihdas edilmelidir.

Stratejik istihbarat denilen umumi çerçeveler ve tespitler dışında, şahısları takip ve tahkik etmek ve onlara karşı operasyon yapmak gerektiğinde, ölçüleri ve sınırları tayin edecek bir şura oluşturulmalıdır. Şuranın kararı olmadan bu işlerin yapılması katiyetle yasaklanmalıdır. Şura, fikir ve ilim adamlarından teşkil edilmeli, yarısı nispetinde de hukukçu istihdam edilmelidir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir