İSTİHBARAT VE LİDERLİK

İSTİHBARAT VE LİDERLİK

Günümüz istihbarat imkanları çok güçlendi ve çeşitlendi. Bir görüşmeyi gizli ve dinlenmeden yapmak neredeyse imkansızlaştı. Tabii ki karşı-istihbarat çalışmaları var ve istihbarat kalkanı oluşturma gayretleri var, buna rağmen bir görüşmenin gizli yapılabildiğinden emin olmanız fevkalade zor. Bu nokta önemli… Ülkenizi veya en azından devletinizin zirvesini “istihbarat kalkanı” içine alabilmek, istihbaratın ilk ve en önemli işidir. Bunun en titiz şekilde yapılması lüzumu tartışmasızdır.

İstihbarat servisine havale edilen “istihbarat kalkanı”, tek güvenilir tedbir olarak kabul edilirse çok ağır bir kusur işlenmiş olur. Tüm ülkenin üzerine, elektronik istihbarat için yüzde yüz etkili bir kalkan çekilse bile diğer istihbarat kanalları için de tedbir alınması şart. Ortam dinlemesi gibi yakın mesafe istihbarat faaliyetleri, bizzat içinize kadar sızmış ajanlar, dolaylı istihbarat metotları ile bilgiye ulaşma imkanları gibi bir çok istihbarat kanalı var ve bunların her biri için ayrı tedbirler gerekir.

Konunun buraya kadar ki kısmı teknik meselelerdir, istihbarat servislerinin faaliyet alanı içindedir. İstihbarat piramidinin zirvesi, liderdir, liderin zihni evreni istihbaratın son kalesidir. Konumuz da zaten bu…

Lider herhangi bir konuda birçok kaynaktan bilgi alır. Bilgiler sadece istihbarat servisinden gelmez, açık kaynaklardan, hükümetten, devlet cihazından, danışmanlarından vesaire sayısız kaynaktan gelebilir. Mesele bu kaynaklardan gelen bilgi değil, mesele liderin kendine ulaşan tüm kaynakları zihni evreninde harmanlaması, yeniden tertip ve terkip etmesi, bir strateji tayin ederek bir karar vermesidir. İşte istihbaratın zirvesi burasıdır ve her istihbarat servisi de bunun peşindedir. Lidere gelen bilgilerin yabancı istihbarat servisinden korunması mümkün olmayabilir ama liderin zihni evreni, lider geveze birisi değil de gerçekten liderse, devletin nihai kozmik odasıdır. İstihbaratın son kalesi, son savunma mevzii, son direniş hattıdır.

Lider, kendine ulaşan bilgileri, değerlendirmeleri, raporları, tavsiyeleri yeniden harmanlayabiliyor, yeniden tertip edebiliyor, yeniden terkip edebiliyor ve doğru kararı verebiliyorsa, bu kararı da uygulama safhasına kadar kimseyle paylaşmıyorsa, yani sadece zihninde ve hafızasında muhafaza ediyorsa, ülkenin istihbarat karargahını korunuyor demektir.

Burada önümüze çıkan ciddi bazı meseleler var. Lider kararı yalnız başına veriyor ve uygulama safhasına kadar kimseyle paylaşmıyorsa, istişare meselesi, diktatörlük temayülü, kararlarında hatalardan korunma tedbiri gibi mevzular girift ve çetin konular halini alır.

Çok önemli meselelerde liderin yalnız başına karar vermesi beklenmez, istişare neticesinde karar vermesi doğru kabul edilir. Ülkenin geleceğini tehlikeye atacak bir konuda, liderin yalnız başına karar vermesine razı olmak doğru mudur? Soru bu şekilde sorulduğunda veya sadece bu soru sorulduğunda mesele kuşatıcı şekilde izah ve idrak edilemez. Zira hayati konular aynı zamanda istihbarat servislerinin en fazla peşinde oldukları meselelerdir. Hal böyle olunca liderin yalnız başına karar vermesi ve bu kararın uygulama safhasında kadar zihni evreninde kalması gereken konular da önemli meselelerdir. Paradoks zaten burada… Meselenin zorluğu da zaten bu paradoksta…

Bu ihtimalde istişare meselesini nasıl düzenlemek gerekiyor? Hayati konularda yapılacak istişare ile diğer konularda yapılacak istişare usul olarak bazı farklılıklar taşımalıdır. Hayati konularda lider konuşmadan istişare edeceği kişilerden bilgileri sözlü veya yazılı olarak toplamalı, istişare edilecek herkesten fikrini, yorumunu, yaklaşımın muhakkak almalı ama nihai kararı liderin kendisi vermelidir. Bu kararı da açıklamak zorunda bırakmamak gerekir, ta ki uygulama safhasına kadar. Bu durumda da tek adamlık problemi ortaya çıkabilir, ne kadar dinlese ve okusa da yalnız başına karar vermek ve uygulama safhasına kadar paylaşmamak, tehlikenin sıfırlandığı manasına gelmez. Ne var ki açık istişarede de tehlike vardır, yabancı istihbarat servislerinin dinleme ve öğrenme riski daha az değildir. Yabancı istihbarat servisinin öğrenebildiği karar, ne kadar doğru ve isabetli olsa da işe yaramaz, hatta karşı tedbirleri alındığı için zararlı hale de gelebilir.

Nihai kararın lidere bırakılması yabancı istihbarat servislerine karşı alınabilecek en emniyetli tedbirdir. Liderin ilgili herkesin fikrine ve bilgisine başvurması ise yanlış karar almasını büyük oranda engeller. Buna rağmen yanlış karar almışsa, kararın yanlışlığı uygulamadan sonra ortaya çıkar. Kararın yanlışlığı ortaya çıktığında, kendisine ulaştırılan bilgi ve fikirlerin içinde daha doğru bir karar varsa veya daha doğru bir karar verme imkanını oluşturan bilgiler varsa, lider bunlar üzerinden hesaba çekilebilir, sorumlu tutulabilir. İşte bu nokta bir kararın yanlış verilmesine mani olmasa da, yanlış kararın hesabını sorabilme imkanını oluşturur. Bu sebeple hayati konularda istişareler tek yönlü, yani çevreden lidere doğru bilgi ve fikir akışı şeklinde olmalı, bunlar kayıt altına alınmalı veya hatırlanmalı, lider yanlış karar verdiğinde ise hesap sorulmalıdır.

Her konuyu çok boyutlu olarak düşünme ve anlama alışkanlığını edinmemiz gerekiyor. İnsanların istişare yapalım, yapılsın diye bas bas bağırmasına bakınca, bugünün istihbarat savaşlarını bilmedikleri anlaşılıyor, bu tür insanları görünce “susun, konuşmayın” diyesim geliyor.

*
Liderlerin zihni evrenlerini, devletin en mahrem karargahı olarak kabul eden bir tarihimiz ve tecrübemiz var aslında. Malum, Yavuz Sultan Selim Han’a, “sefer nereyedir Hünkarım?” diyen soran vezire, “Paşa, sen sır saklamasını bilir misin?” diye cevap verinde Hünkar, vezir, “Evet hünkarım” diye cevap verir, büyük sultan ise son sözü söyler; “Ben de bilirim”. Veya Fatih Sultan Mehmet Han’a seferin nereye olduğunu soran vezire ulu Hünkar, “Sakalımın bir kılı bilseydi, onu çeker atardım” cevabını verir. Bu tür hadiseler herkes tarafından birbirine anlatılır ama bir türlü ne anlama geldiği, nasıl uygulanacağı, bugün nasıl bir usule bağlanması gerektiği düşünülmez. İnsanlar çok konuşmayı alışkanlık edindikleri, maharet zannettikleri zamanımızda, boşboğazlık etmekle iş yapmak arasındaki farkı unuttular.

Tarihteki istihbarat faaliyetlerinin doğrudan insan-ajana bağlı olduğu, bundan dolayı da çok zor ve tehlikeli olduğu göz önüne alınırsa, daha az tedbirle meseleden korunmak mümkünken, o zaman bile sırrı sakalının teline bile bulaştırmayacak kadar önemli gören bir devlet geleneğimiz var. Tarih bir tecrübe deposu değilse nedir ki? O tecrübelerden faydalanmıyorsak biz nasıl bir adamız ki?

Lider devletin namusudur, liderin namusu ise devlet sırrıdır. Bu meseleyi bilmeyen, anlamayan, hayatında uygulayamayan birisini muhtar bile yapmamak gerekir, değil ki cumhurbaşkanı.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir